|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 05 November 2003 |
EDEP
Terbiye
manasında da kullanılan edebin en genel manası söz ya da davranışların adaba uygun şekilde
kontrol altında tutulmasıdır. Bu anlamda alimin yanında susmak ilim talep edenin yanında
bildiğin kadarıyla konuşmak edeptir. Evet oturmadan kalkmaya gülmeden ağlamaya kadar tüm
davranışların yerli yerinde yapılmasına denir edep.
İslam dini müspet ilimlere teşvik
ettiği gibi ruhun terbiyesini de ihmal edilmemesini tavsiye etmiştir. Bunun içindir ki her
medresenin yanına ruhu terbiye için mutlaka bir tekke yapılmıştır. İnsanı Kâmil olma yollarını
öğreten tekkelerin daha giriş kısmına edep ya hu yazısı konulmuş böylece olgun kişi olmanın ilk
basamağının edebi ahlak haline getirmek olduğu vurgulanmıştır.
Edebin ilk muallimleri
anne ve babadır. Çocuk onlardan aldığı edeple topluma karışır sonra okul ve toplum menfi
yada müspet etkileri ile şekillenir. Unutulmamalıdır ki iyi bir aile terbiyesinden geçmiş insan
topluma rağmen hal ve davranışlarını kontrol altında tutabilir.
İslam alimleri edebin
olmadığı yerde iman ve ilimden bahsedilemeyeceğini ısrarla vurgulamışlardır. Evet hem dini
öğrenmenin hem de ilmi öğrenmenin ilk basamağı edeptir.
İlim meclisine uğradım kıldım
talep
İlim en gerideymiş illa illa edep
***
Edeptir kişinin daim libası
Edepsiz
insan üryana benzer
***
Edep ehli ilimden hali olmaz
Edepsiz ilim okuyan alim
olmaz
n
ADAM OMLAK
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Hızlı adımlarla
yürüyor bir şeye canı sıkıldığı nefes alışından belli oluyordu. Biraz duraksadı ve yıllar öncesini
hatırladı. O zaman oğlu daha 14 yaşında idi. İyi bir eğitim alması için elinden gelen gayreti
göstermesine rağmen oğlunun tavırlarını hiç beğenmiyordu. Hatta bir gün “ oğlum sen adam
olmazsın “ demişti. Işte aradan yillar geçmiş oglu da vali olmuştu. Nasil oldu ise ogluna bu haber
gece gelmiş o da apar topar babasini huzuruna getirtmiş ve “ Baba bak sen adam olamazsın
dedin ama ben vali oldum” demişti. Yaşli adam da : “ Oğlum vali olmuşsun ama adam
olamamışsın, eğer adam olsaydın yaşlı bir adamı gece yarısı rahatsız etmeyecek kadar
düşünceli , babanı ayağına getirtmeyecek kadar edepli ve makamın büyüdükçe daha da
mütevazileşecek kadar da olgun olurdun” diyerek hışımla kapıyı çarpmış kendine ancak
sokağın ortasına gelebilmişti.
Üzgündü söz ve davranışlarında ölçülü bir evlat
yetiştirememekten. Oysa ne kadar isterdi hem iyi bir eğitim almış hem de edebiyle herkese
örnek olacak bir evlat yetiştirmeyi. Ne yapalım dedi ALLAH edep versin.
r
GÜZEL DİNLEME
Nasihat dinin kendisidir ifadesiyle Peygamberimiz
(SAV) bize dinin anlaşılması konusunda en önemli ölçülerden birini koymuştur. Ancak burada
önemli olan kulun samimiyet ve iştiyakla Allah’ı bilmeye azmetmesidir. Zira öyle dinleyenler
vardır ki Rasulüllah’ın getirdiği hakikatlere olabildiğince duyarsızlardır. Bunlar rahmetten istifade
edemezler yine öyle nasihat dinleyenler vardır ki dinler, anlar ancak anladığını yaşama
gayretinde olmaz. Oysa Allah niyetine göre ona kolaylık yolunu da gösterecektir. Ancak bunlar
da tam manasıyla istifadeli olamazlar. Bir de dinleyip, anlayıp, bütün samimiyetleriyle öğrendiği
hakikatları yaşama gayretinde olanlar vardır ki işte Allah’ın hoşnut olduğu kullar bunlardır.
Evet insan ahrete ait mevzuları dinlerken mutlaka iştiyaklı olmalı ve bu konuda gösterdiği
hassasiyetin hem ALLAH ‘a karşi sayginin ifadesi hem de cenneti kazanmanin yegane çaresi
oldugunu aklindan çikarmamalidir.
INSAN
OLMAK
Tayinini çiktigini ögreneli bir hafta olmuştu. Ilk valilik denemesi olan şehrinden
ayrilma düşüncesi hüzün veriyordu. Eşyalari kamyona yükleyen işçileri seyrederken birden dört
yil öncesini hatirladi. Kendinden önceki vali de bu lojmanda oturmuştu ve onunla bu evden
taşinirken tanişmişlardi. El sikişmalari bile ne kadar zor olmuştu. Evin içinde bir sürü insan onu
ugurlamaya gelmişti , hatta aglayanlar bile vardi. Oysa şimdi kendisi taşiniyordu ve eşi ve
çocuklarindan başka kimse yoktu. O bu düşünceler içinde iken kendinden önceki valinin de
çok hürmet gösterdigi yaşli istiklal savaşi gazisinin sesiyle irkildi. “Evlat” dedi , “nedir bu halin ? “
,”buradan ayrılmak biraz hüzün verdi” dedi vali. Hüznünün gerçek sebebini söylemediğini yaşlı
gazi de anlamıştı. “Söyle evlat söyle senin bir şeye canin sikilmiş “ dedi yaşli gazi. Vali artik
dayanamadi ve “dört yıldır buradayım bir sürü insanla tanıştım daha düne kadar etrafımda olan
insanlardan şimdi hiç biri yok . oysa benden önceki vali taşınırken kalabalıktan evin içine
girememiştim “dedi. Yaşli gazi ibretli bir gülümseme ile ;
- Bak evlat okumuşsun güzel
mevkiler edinmişsin ama insanlara hep yukaridan bakarsan , yanina gelene gülümsemezsen
büyügünü küçügünü tanimazsan böyle olur. Valide olsan , padişah da olsan önce insan olmayi
ögrenmelisin dedi.
Vali oldukça sarsilmişti. Yaşli gazi açik konuşmuştu. Yerinden kalkti yaşli
gazinin elinden öptü ve ikazindan dolayi teşekkür etti. Sonra zorlada olsa gülümseyerek “vali
olmanın her şey olmadığını anladım. Bundan sonra insanların yanında hareketlerime daha
dikkat edeceğim “dedi. İyi bir insan olursan insanlar arasında sevilirsin dedi yaşı adam ve
aheste adımlarla oradan ayrıldı.
RAHMETTEN İSTİFADE EDEBİLMEK
İnsan hadiselerin sebep ve sonuçlarından dersler çıkarabilecek şuurlu bir varlık olarak
yaratılmıştır. Bu şuur sayesinde insan geçmiş zamana ait bütün olayların kahramanlarının
akıbetlerine bakıp gelecekte hem kendinin hem de dostlarının sonunun ne olacağını kestirebilir.
Evet insan fanidir hatta bütün varlık fanidir. Ancak beşer bu dünyada geçici olmasına rağmen
ahrette ebedi kalacaktır. Bu müjdeyi bize veren başta Kâinatın Efendisi sonra ondan aldıkları
nurla bizleri aydınlatan mürşitlerdir. Madem dünya fanidir ve madem ebedi bir alem vardır ki bu
alemde ya cennet yada cehennem kalınacak yer olacaktır. Öyle ise insanın en büyük derdi
baki kalacağı mekanın cennet olmasını sağlama olmalıdır. Öyle ise insan mutlaka dini mevzuları
öğrenmeye iştiyaklı olmalıdır. Kul dine ait her hangi bir mevzuyu dinlerken :
1-) Konuyu
anlamak için iştiyaklı olmalıdır. Şeytanın gaflet vermesini izin vermemelidir. Evet insan kalbini ,
ruhunu aklını nasihate açmalı her şeyiyle istifade etme niyetinde olmalı. Çünkü ALLAH insanları
niyetlerine göre sevk eder. Zaten Hz. Muhammed’i (sav) dinleyerek sıddıkiyet mertebesinde
yükselen Hz. Ebubekir ile cahillerin en büyüğü Ebu Cehil ‘in arasında ki farkın sebebi bu
dinleme keyfiyeti değil midir?
2-) Sohbette kibir , riya suizan gibi sözler geçtiğinde
mi’min hemen bu sözü alıp nefsine sormalı acaba bende böyle bir şey var mı ? Ve her an bu
muhasebe içerisinde olmalı .
3-) Sohbette sahabelerin yahut kâmil bir müslümanın
hayatından bahsedildiğinde mü’min hemen kendi nefsine sormalı acaba onun yerinde olsaydım
aynı davranışı gösterebilir miydim ?
Evet kul yukarıdaki hususlara mutlaka
dikkat etmeli ve kendisini doğru yola iletmesi için ALLAH ‘ a yalvarmalıdır.
Bir Edep
Anlayışı
Efendimiz (sav), kendisine karşı ayağa kalkılmasını istememesine ve “Acemlerin
büyüklerine ayağa kalktığı gibi ayağa kalkmayın” buyurmasına rağmen, Ashâb-ı Kiram kendisine
karşı hürmette kusur etmiyor ve ayağa kalkıyorlardı. Biz de Mevlid-i Nebevî okunurken, “Doğdu
ol sâatte ol Sultân-ı Dîn” denildiğinde “hoş geldiniz” ma’nâsına ayağa kalkıyor ve kendilerine
karşı hürmet ve ta’zimlerimizi arzetmeye çalışıyoruz. Evet, bu bir edep anlayışı ve edep
göstergesidir. Dolayısıyla, ihmal edilmemeli ve mutlaka yerine
getirilmelidir.
SÖZÜN
SAHİBİ
Hayatta başarılı olmak veya bazı hatalara düşmemek için insan mutlaka
kendine yapılan ihtarlara dikkat etmelidir. Evet insan yaşlı yada genç kendisine bir şeyler
anlatmak isteyen herkesin en azından fikrine saygı göstermek açısından onu dinlemeli ve
önyargılı olmamalıdır. Ancak unutulmamalıdır ki nasihin kimliği ve yaşayışı tavsiyelerinin isabetli
olup olmadığının en şaşmaz kanıtıdır. Nasihat alınacak kişilerinde bu ölçülere uyup uymadığı
gözden geçirilmelidir. Mesela sigara kullanan bir doktorun sigara sağlığa zararlıdır demesi ne
kadar etkili olabilir . Veya her işinden zararla çıkan bir tüccarın ticari direktifleri ne kadar
isabetli olabilir. Evet nasihat konusunda ki seçici bakış sosyal alanda , siyasi alanda ve dini
alanda farklı değildir. Mesela Hz. Adem’e Cennetten uzaklaşmasina neden olan yasak meyveyi
yeme tavsiyesini cennet ve ALLAH ‘ ın rahmetinden kovulmuş şeytan etmiştir. Yine insanlara
huzur ve mutluluk yollarını anlatmaya çalışan HZ. Muhammed’in (sav) bir şeyler tavsiye ettigi
insanlara kendinden başkasini düşünmeyen ebu cehilde tekliflerde bulunmuştur. Bu açidan
nasihin iyi bir analizden geçirilmesi çok önemlidir. Din adina teklifte buluna neyin yanliş neyin
dogru oldugunu anlatan kişide de aranacak ilk vasif, o kişinin bu tekliflerini yapip yapmadigidir.
Zira insanlara din adina en fazla tavsiyede bulunanlardan biride şeytandir ki yaptigi tavsiyeler
insani ancak ALLAH’tan uzaklaştirmaya yaramiştir.
Dolayasi ile kişi din adina
kendisine yapilan tavsiyelerde bu noktaya çok dikkat etmeli ve daima ALLAH’ın rızası
istikametindeki nasihatleri benimsemelidir. Zaten bir çok insanı hüsrana uğratan da doğru
seçememeleri değil midir ?
İNSANI KÂMİL
Olgun insan “ben”
değil “biz” eksenli yaşamasini bilen insandir. Zira “ben” egoizmi ve bencilliği temsil eder. Ayrıca
kâmil insan odur ki kendi hatalarına karşı savcı , başkalarının kusurlarına karşı ise avukat
kesilsin. Başkalarının hatalarını ortaya çıkarmaktan ziyade onu kimselere göstermeden örtbas
edebilsin. İşte bu konuda oldukça ibretli olaylardan birisi Abdurrahman bin Avf Hazretleri ile
halife Hz. Ömer arasında geçer;
Bir gece Medine sokaklarında halife Hz. Ömer ile
birlikte gezerken bir evin içinden karışık seslerin geldiğini duyarlar. Biraz yaklaşınca Halife sorar
;
Ey Abdurrahman, bu evin kime ait olduğunu biliyor musun?
Abdurrahman bin Avf,
"Bilmiyorum" der. Şöyle açıklama yapar:
Burası Rebi'a bin Ümeyye'nin evidir. İçindekiler
de sarhoşlar, içmişler bağırıp çağırıyorlar. Ne dersin, bunlara ne türlü bir ceza uygulayalım?
Gecenin bu saatinde bu haldeler...
Abdurrahman bin Avf der ki:
- Bana kalırsa
ceza uygulanacaklar onlar değil, biziz!
İrkilir Halife.
- Neden? diye sorar.
Şöyle
izah eder büyük sahabi:
- Allahü Azimüşşan 'İnsanların gizli ayıplarını araştırmayınız.'
buyuruyor. Biz ise gecenin bu saatinde evinin içindeki ayıplarını araştırıp meydana çıkarmakla
meşgulüz. Aslında cezalık işi biz yapıyoruz demektir!
Bunun üzerine düşünmeye
başlayan Halife, elini Abdurrahman bin Avf'ın eline uzatarak der ki:
Tut şu elimden de
bir an evvel buradan uzaklaşalım; yoksa biz onlara değil, onlar bize ceza isteyebilirler.
Oradan hızla uzaklaşırken de söylenmekten kendini alamaz:
- Allah insanları doğru
düşünen dostlardan mahrum etmesin. Kimseyi de kendi kanaatinde ısrarcı eylemesin. Kendi
kanaatini dostlarına kontrol ettirmek, daha doğrusunu duyunca da hemen kabul etmek ne
güzeldir!
Ne dersiniz? bizde de var mı böyle bir anlayış? Biz de kendi düşüncemizi
dostlarımıza kontrol ettirir, daha doğrusunu duyunca hemen kabul eder miyiz? Yoksa kimse
bizim gibi doğru düşünemez, bizi kimse düzeltemez mi? Biz hep herkesten iyi düşünür, herkesi
Biz mi düzeltiriz?
|