|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 05 November 2003 |
|
Şam'dan
gelen yahudi
İbn Abbas (r.a.)
şöyle anlattı:
-Şam'da bir Yahudî vardı. Bir cumartesi günü Tevrat'ı okudu.
Ondaki
müjdeyi gördü. Oraya baktığı zaman , dört yerinde Resûlüllah
(s.a.v.)'ın
vassfını buldu. Onları kesti ve yaktı.
İkinci bir cumartesi, baktığı zaman, aynı şeyleri,
Tevrar'ın sekiz
yerinde buldu. Onları da kesip yaktı.
Üçüncü cumartesi
baktığı zaman, aynı şeyleri Tevrat'ın oniki
yerinde buldu.
Kendi kendine
düşündü ve şöyle dedi:
-Eğer bunları da koparırsam, Tevrat'ın tümü onun
vasıflarıyla
dolacak.
Arkadaşlarına Resûlullah (s.a.v.)'ı sordu; şöyle
dediler:
-Yalancının biridir. En iyisi, ne sen onu gör; ne de o seni görsün.
Şyle dedi:
-Musa'nın Tevrat'ı hakkı için , benim onu ziyaretime kimse engel
olamaz.
Onun böyle demesi üzerine izin verdiler. O da, bineğine bindi; gece
gündüz
yola koyulup gitti. Medine'ye yaklaştığı zaman; onu Selman karşıladı.
Selman, güzel yüzlüydü. Onu görünce Muhammed (s.a.v.) sandı. Halbu
ki, Resûlullah
(s.a.v.) üçgün önce vefât etmişti Selman ağladı ve
şöyle dedi:
- Ben onun
kölesiyim.
-Peki o nerede? Diye sorunca, Selman(r.a.) düşündü:
-Vefat
etti, dese, dönüp gidecek.
-Sağdır., dese, yalancı olacak.Şöyle dedi:
-Gel benimle, seni arkadaşlarının yanına götüreyim.
Mescide girdiği zaman, ashabın
tümü mahzun bir hâlde idiler.
Resûlüllah(s.a.v.)'ı onların arasında sanarak:
-Selâm sana ey Muhammed! dedi. Bunun üzerine ashabın ağlaması arttı.
-Sen
kimsin? Yaramızı tazeledin. Galiba bir yabancısın. Üçgün
oluyor. O vefât etti.
Bunu duyan Yahudî bir sayha attı ve şöyle dedi:
-Vay perişanlığıma, o kadar yolum
da boşa gitti. Keşke anam beni doğurmasaydı
da; Tevrat'ı okumayaydım. Tevrat'ı
okuyunca da onun vasfını görmeyeydim.
Onun vasfını gördüm; bari kendisini
göreydim.
Bundan sonra şöyle dedi.
-Ali burada mı, onu bana
anlatsın.
-Evet burada, deyince sordu:
-Adın nedir?
-Ali
deyince , şöyle dedi:
-Senin ismini de Tevrat'ta buldum.
Bundan sonra
Hz. Ali(r.a.) şöyle anlattı:
-O ne uzun boyluydu; ne de kısa. Başı yuvarlaktı. Alnı
genişti. Gözleri
siyah ve irice idi. Kirpikleri uzundu. Görüldüğü zaman dişleri
arasından
nur yayılırdı. Saçlıydı. Elleri ve ayakları etliceydi. Yürüdüğü
zaman ,
yüksek bir yerden iniyormuş gibi ayağını yerden kuvvetle kaldırırdı.
İki omuzu arasında
nübüvvet mührü vardı.
Yahudî bunları dinledikten sonra şöyle dedi:
-Doğrusun yâ Ali, onun Tevrat'taki vasfıda böyledir.
Bundan sonra şöyle
dedi:
-Yâ Ali! Onun bir elbisesi kaldı mı, koklamak istiyorum.
Bunun
üzerine Hz Ali(r.a.), Selman (r.a.)'a şöyle dedi:
-Ey Selman! Fatıma'nın kapısına git
ve söyle : Babası Resûlüllah'ın
cübbesini versin, getir...
Selman, Fatıma'nın
kapısına gitti ve şöyle dedi:
-Ey peygamberin övündüğü kapı! Ey evliyanın ziynet
kapısı.
Hasan ve Hüseyin ağlıyorlardı. Kapıyı vurunca , Hz. Fatıma içerden
şöyle dedi:
-Yetimlerin kapısını çalan kimdir?
-Ben Selman, dedi. Sonra
Hz. Ali'nin dediğini ona anlattı.
Bunun üzerine Hz. Fatıma ağladı ve şöyle
dedi:
-Babamın cübbesini kim giyecek?
Ona dair şeyler anlattı. Yedi
yerinden hurma lifi ile dikili idi. Hz.
Ali onu alıp kokladı. Sonra sahabe alıp kokladı.
Bundan sonra, Yahudi
aldı, kokladı ve şöyle dedi:
-Bunun kokusu ne kadar
güzeldir. Bundan sonra, Resûlullah (s.a.v.)'ın
kabrine gitti. Başını semaya kaldırdı ve
şöyle dedi:
-Yâ Rabbi! Sen'in birliğine, eşin ve ortağın bulunmadığına şahadet
ederim. Bu kabrin sahibinin, esnin Resûl'ün ve Habib'in olduğuna şehadet
ederim.
Onun söylediklerini tasdik ediyorum.
Eğer müslümanlığımı kabul ediyorsan, bu
saatte ruhumu al! Bundan
sonra, düşüp öldü.
Onu, Hz. Ali(r.a.) yıkadı. Baki
mezarlığına defnetti.
Allah ona rahmet eylesin. Bizi salihler zümresiyle
haşreylesin.
Amin!...
|