|
Yazar Hanzala
|
|
Thursday, 06 November 2003 |
|
Artan Pilav
Yahya
baba , II. Bâyezîd Hân zamanında , Edirne Bâyezid Külliyesi'nin
aşçılarından biridir..
Arkadaşları hoşaf, kebap sebze, bakliyat pişirir.
Ama onun ihtisası pilavdır. Mübârek işe
giriştimi, ibadet ettiğini
sanırsınız. Pirinçleri salavat getire getire ayıklar, yağını
tekbirlerle eritir. Tuzunu Besmele ile , suyunu Fatihalarla salar. Zaman
zaman gözünü
yumar, enbiyayı, evliyayı aracı yapar, Allah'tan
bereket arzular. Onun pilavı herkese
yeter, hatta artar. Ancak o tek
pirinç tanesine bile kıyamaz; artanı Tuna nehrine atar.
Balıklar onun
geleceği saati bilir, köprü başında toplanırlar. Kilerci, bakar
pilav
artıyor; pirinci aşçıya az vermeye başlar. Ama Yahya Baba bir
kere bile "Bu prinç
yetermi?" demez. Kilerci şaşkındır. Her
gün pirinç miktarını biraz daha kısar ama
pilav azalmaz, aksine çoğalır.
Yine herkes doyar, Tuna'nın balıkları bile nasibini alırlar.
Kilerci,
bunu izah edecek tek kelime bilir: "Bu bir keramet!" Çok dener
ve emin olunca Pâdişaha çıkar. "Bu Yahya Baba boş değil sultanım
der, halbuki
biz ona amele muamelesi yapıyoruz." Bâyeziîd-i Velî
gönül ehlidir ve aşçı ile
tanışmak ister. Kilerci ile bir plan
yaparlar. O gün Yahya Baba'ya çok az, hatta gülünç
denilecek kadar az
pirinç verilir. O her zamanki gibi okur, âlemlerin Rabbi'nden Halil
İbrahim
bereketi diler. Pilavı çok lezzetli olur, üstelik kazanlara sığmaz.
Yahya
Baba artanları yine yüklenir, Tuna'nın yolunu tutar. Tam kepçeyi
daldırıp balıklara
atarken Padişah ortaya çıkar. "Ne oluyor bre
der. Yoksa devlet malını israfmı
edersin?" Yahya Baba tutulur kalır.
Ancak balıklar kafalarını sudan çıkarıp;
"Ayıp olmuyormu
sultanım derler. Koca devletin artığını bize çok mu
görüyorsun?"
Yahya Baba öylesine mahçup olur ki, anlatılamaz. Utancından
secdeye
kapanır, Allah'a sığınır. Bâyezîd-i Velî onun kalkmasını bekler,
ama
geçmiş ola.... Mübarek çoktan rûhunu teslim edip kavuşmuştur
rahmet-i
Rahmana
|