ANADOLU
EVLİYALARI
Seyyit
Battal Gazi'nin Kabri
Zaman 1204 yıllarında, Anadolu
Selçuklu'larının başında Sultan
Alâeddin Keykubat'ın hükümran olduğu
çağlardır.
Alâeddin Keykubat, son derece adil, aydın ve sevilen bir insandı.
Annesi Ümmühan Hatun da, tıpkı oğlu gibi, adalette, cömertlikte,
iyilikte kimsenin yarış
edemeyeceği bir kadındı. Günlerden bir gün,
bir rüya gördü. "Tasvir gibi güzel,
Hamza gibi kuvvetli, Ali gibi
heybetli" bir yiğit Ümmühan Hatun'a dedi ki:
"Ey Hatun! Ben Âli Resûl'üm ki Diyarı Rûm'u aldım, kâh karada,
kâh denizde
doksan yıl gazilik ettim. Sonunda Mesihiye kalesinde şehit
oldum. Gel beni ziyaret et,
Üzerime bir türbe yap!."
Ümmühan Hatun, rüyasını oğluna anlattı, Alâeddin
Keykubat
haznedarlarına emir verdi, ne lazımsa develere yükletildi. Sultan Hatun
Mesihiye kalesine doğru yola çıktı.
Hacı Emre köyünden, kutluca Çoban o
devirlerde harap bir halde bulunan
Mesihiye kalesi çevresinde koyunlarını otlatırdı. Çoğu
çobanlar
gibi uyanık gönüllü, keşfi açık, nasipli bir insandı.
Bir gün
koyunlarını otlatırken, koyunların bir yere glince yürüyemediklerini,
sanki önlerindeki
toprağa basmak istemediklerini farketti. Acaba yanılıyormuyum
diye bir denedi, iki
denedi, fakat gördü ki hiçbir koyun o yere ayağını
basmıyor. Kutluca Çoban ertesi gün,
belki unutmuşlardır diye sürüyü
gene dün işaretlediği o topraklardan geçirmek istedi ama
nafile! Çoban
gödüklerinde yanılmıyordu. Burada bir şey vardı, hayvanların basmak
istemedikleri, her halde kutlu bir şey, belki bir mezar...
Bir gün, beşgün, on gün...
Çoban artık o topraklardan ayrılamaz
oldu. Bir gece, gene aynı yerde, koyunlar otlar,
çoban derin derin düşünürken,
ansızın, gökten bir nur dalgasının , koyunların asla
çiğnemediği
o toprak parçasına indiğini gördü.
Kendinden geçti, mest ve
hayran kadı, koyunlar da yerlerinden kıpırdamadılar,
gün ışıyıncaya kadar öyle
kaldılar.
Kutluca Çoban gece gördüklerini vardı, gitti Mesihiye beyine anlattı.
Bey, hemen o yerin atrafına bir duvar çektirtti,
" Kimse içeri abdestsiz girmesin,
kimin ne haceti varsa orada iki
rekat namaz kılıp istesin, niyazları kabul olunur."
dedi.
Günlerden bir gün, Ümmühan Hatun'un kervanı geldi Mesihiye kalesinin
yolunda bir yere kondu. Bey, Ana Sultan'ı karşılamaya varınca Ümmühan
"
Bu kale yakınında hiç ziyaretgâh varmıdır?" diye araştırdı.
Bey bilmiyordu.
Ancak, Kutluca Çoban'ın görüp anlattıklarını Ana
Sultan'a aktardı,
"
Ne vardır bilmem ama ben etrafına duvar çektirttim, şimdi
herkes oraya gider"
dedi.
Ümmühan Hatun ses etmedi, kalktı Kutluca Çoban'ın bulunduğu yere
gitti, bir de onu dinledi. Sonra orada iki rekât namaz kıldı ve
"Gördüğüm rüya
Allah katından ise bana onu yine göster"
diye yalvardı.
Evet!
Ümmühan Hatun'un rüyası Allah katındandı. Çünkü o tasvir
gibi güzel, Hamza gibi
güçlü, Ali gibi heybetli insanı gene gördü."Kılıç
belinde, imame başında, nikab
yüzünde idi" idi.Nikabını açtı:
"Ol gördüğün benim! Seyyit Battal
Gazi'yim. Âli resul'üm. Türbemi
sen yaptır. Bir mescit, bir de tekke bünyad eyle. Alimler
ve dervişler
getir, vakıflar yap" dedi. Ümmühan Hatun ağzı dili bağlanmış,
karşısında divan duruyordu. Seyit Gazi ona iki kitab verdi
" Bizim yâdigârımız
olsun!" dedi.
Hemen ertesi gün Ümmühan Hatun'un emriyle
mimarlar,nakaşlar, ustalar,
kalfalar, çiniciler, boyacılar, camcılar... kısaca Selçuk
ülkesinde
ne kadar sanatçı varsa, Mesihiye kalesine çağrıldı. Seyit Battal
Gazi'nin istediği gibi mescit, medrese, semâhane, aşhane, misafirhane
binaları
yapıldı.
Bütün bu sayılanlar dgüzelliğine ve değerine paha biçilemeyen bir
çift küpenin tekiyle yapılmıştır. Bir gün türbe yıkılır, yanar,
yeniden yapımı gerekirse diye,
küpenin tekini Ümmühan Hatun
direklerden birinin dibine bir demir kutu içinde
gömdürdü. Ama
hangisinin altında olduğunu direkler bile bilmiyor. Onun için Her
Allah'ın günü "Benim altımda, hayır benim altımda" diye çekişip
dururlar.
Türbenin büyük kapısında
"Esselâmün aleyküm ya
Sultan Seyit Gazi" diye yazar.Giriş
kapısında ise
"Bu mübarek
makam Sultan Seyit Battal Gazi'nindir. Hak rahmet
eylesin" diye haber
verir.