| Kırk Hadis |
|
|
|
| Yazar Hanzala | ||
| Sunday, 28 December 2003 | ||
|
KIRK HADİS(imamı nevevi)rha'danHadis-i
şerifte: "Kim ümmetime dini işlerine dair kırk hadis
hıfzediverirse,
Allah Teâlâ onu alimler zümresinde haşreder.... Ben de kıyamet
gününde
ona şahid ve şefaatçi olurum"
buyurulmuştur. İslâm
âlimleri bu müjdeye erebilmek için eşitli konularda Kırk
Hadisler derlemişler. Tarihte
ilkönce kırk hadis derleyenin Kûfe'de oturan Merv'li
Bilgin Abdullah İbn-i Mübarek
olduğu bilinmektedir. İmâm
Nevevi'nin bu geleneği devam ettiren
elinizdeki eseri, en fazla yayınlanan ve
üzerine şerhler yapılan bir eserdir. Ayrıca, merhum
Ahmed Naîm'in tercüme
ve üslûbuyla sunduğumuz bu eser, tercüme edildiği devrin dilini de
vermesi
bakımından bir önem arzetmektedir. 1.
Emirü'l-Mü'minin Ebû Hafs Ömer b. El-Hattâb
(ra)'den: Demiştir
ki, kendim işittim, Resûlullâh (sav) şöyle
buyuruyordu: Ameller
(in kıymeti) niyetlere bağlıdır. Herkesin niyet ettiği ne ise
eline geçecek
olan odur. Hicreti Allah'a ve Resülü'ne müteveccih olanın hicreti Allah'a
ve
Resûlullah'adır. Hicreti, eline geçireceği bir dünyaya veya nikah edeceği
bir kadına
müteveccih ise hicreti de gaye-i hicreti ne ise (dünya veya kadın)
ona
müntehidir. (Bu
hadis-i şerifi, her biri İmâmü'l-muhaddisin olan Ebû Abdillâh
Muhammed b.
İsmâil b. İbrahim b. el-Mugire b. Berdizbe el-Buhari el-Cu'fi ile
Ebü'l-hüseyn
Müslim b. el-Haccac el-Kuşeyri En-Nisabiri kütüb-i musannifenin esahhı
olup
sahihayı denilen kibatlarında rivâyet
emişlerdir.) 2.
Yine Ömer b. El-Hattâb
(ra)'den: Demiştir
ki, günün birinde Resûlullah (sav) Efendimiz'in huzûrunda bulunduğumuz
sırada
bir de baktık ki elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuğa
delalet
eder hiç bir alâmet olmayan ve böyle iken yine hiç birimizce tanınmayan
bir kimse karşımıza
çıka geldi. (sokula sokula) nihâyet Nebiyy-i Ekrem
(sav) Hazretleri'nin yanına (varıp) oturdu.
Ve dizlerini dizlerine dayayıp ve
her iki avucunu iki uyluğu üzerine koyup: "Ya
Muhammed, İslam nedir?
Bana söyle" dedi. Resûlullah (sav): "İslâm Allah'dan
başka hiç
bir ilâh ve Ma'bûd-ı bi'l-hak olmadığına ve Muhammed'in Resûlullah
olduğuna
şehâdet etmen, namazı ikâme etmen, zekâtı vermen, Ramazan'da oruç
tutman
ve yoluna gücün yeterse Beytu'llâh'a hac etmendir." buyurdu. O
(yabancı
kimse): "Doğru söylüyorsun." dedi. Biz onun hâline hem
Cenâb-ı
Resûl'e soruyor, hem de onu tasdik ediyor diye teaccüb ettik. Ondan
sonra:
"Bir de imân nedir?" söyle." diye sordu. Resûl-i Ekrem
(sav)
Efendimiz: "İmân Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine,
âhiret
gününe imân etmendir. Bir de hayır ve şer (tatlı, acı hangi türlüsü
olursa olsun)
kadere imân etmendir." buyurunca yine: "Doğru söylüyorsun."
dedi. Ve:
"ihsan nedir? söyle" diye bir daha sordu. Cenâb-ı Risâlet-meâb
Efendimiz de:
"İhsan, Allah'a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir.
Zirâ sen O'nu görmüyorsan, O
seni görüyor." buyurdu. O, yine: "Doğru
söylüyorsun." dedikten sonra:
"Kıyâmet (in ne zaman kopacağın)ı
bana haber ver." dedi. Cevâben:
"Bunda sorulanın ilmi sorandan ziyâde
değildir." buyurdu. "Öyle ise
emârelerin (yani daha evvelki alâmetlerini)
bildir" dedi. Cevâbında: "Câriye-i
memlûkenin kendi sâhibini doğurması
ve yalın ayak, sırtı çıplak, fakir davar çobanlarının
hangimizin kurduğu
binâ daha yüksektir diye (servet ve sâmânca) yarışa
çıktıklarını
görmendir." buyurdu. Bundan sonra o (yabancı) kimse gitti. Nebiyy-i
Ekrem
(sav) Hazretleri de durdu durdu da neden sonra: "Yâ Ömer, bilir misin
o
soran kim idi?" diye sual buyurdu. "Allah ve Resûlü a'lemdir".
dedim.
Buyurdular ki: "O, Cibril idi. Size dininizi öğretmek
için
geldi." (Bu
hadis-i şerifi, Müslim rivayet
etmiştir.) 3.
Ebû-Abdü'r-Rahmân Abdullah b. Ömer b. El-Hattâb
(ra)'dan: Demiştir
ki, kendim işittim, Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu: (Binâ-yı) İslâm
beş
şey üzerine kurulmuştur: Allah'dan başka hiç bir ilâh ve Ma'bûd-ı
bi'l-hak
olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet,
namazğ ikâme,
zekâtı vermek, hacc-ı Beytu'llâh, savm-ı Ramazan. (Bu
hadis-i Şerifi, Buhâri ile Müslim tahric
etmişlerdir.) 4.
Ebû-Abdi'r-Rahman Abdullah b. Mes'ud
(ra)'den: Demiştir
ki; Resûlullâh (sav) "ki sadık ve masdûk O'dur" bize
şöyle
buyurdu: "Her birinizin (mâye-i) hilkati ana rahminde nutfe olarak kırk
gün
derlenir toplanır. Sonra tıpkı öyle alâka (kan pıhtısı) olur. Sonra yine
tıpkı öyle mudğa
(et parçası) olur. Ondan sonra da melek gönderilir, ona
nefh-ı rûh eder. Ve dört kelimeyi yani
rızkını, ecelini, amelini ve şâki
mi yoksa saîd mi olacağını (hükm-i kazâ ve kader olarak)
yazması (o meleğe)
emrolunur. Kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah'a kasem ederim
ki, içinizde
öyle adam bulunur ki, ehl-i Cennet amelleriyle âmil ola ola kendisi ile
Cennet
arasında bir arşından ziyâde mesâfe kalmaz. Derken (hükm-i) kitab (yâni
o
yazının hükmü) ona galebe eder, ehl-i nâr ameli ile âmil olur da
Cehennem'e girer.
Kezâlik içinizde öyle adam bulunur ki, ehl-i nâr ameli ile
amil ola ola kendisi ile Cehennem
arasında bir arşından ziyâde mesâfe
kalmaz. Derken (hükmü-i kitab ona galebe eder, ehl-i
Cennet ameli ile âmil
olur da Cennet'e girer. (Bu
hadis-i şerifi, Bihari ile Müslim rivâyet
etmişlerdir.) 5.
šmmü'l-Mü'minin šmm-i Abdu'llah Aişe-i Sıddika
(ra)'dan: Demiştir
ki, Resûlullâh (sav) Efendimiz Hazretleri şöyle buyurdu: "Her kim
bizim
bu işimizin (yâni dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o
yaptığı
iş) merdûddur, başına çalınır." (Bu
hadis-i şerifi, Buhari ve Müslim rivâyet
etmişlerdir.) Müslim'den
gelen diğer bir rivyaette de şöyle
denilmiştir. Her
kim emrimize (ahkâm-ı dinimize) uygun olmayan bir amel
işlerse o ameli merdûddur,
başına çalınır. 6.
Ebu Abdi'llâh Nu'mân b. Beşir
(ra)'dan: Demiştir
ki, Resûlullâh (sav) Hazretlerinden kendim işittim; şöyle buyuruyordu:
Halâl
belli, haram da bellidir. İkisi arasında da (halâl mi, haram mı belli
olmayan birtakım)
şüpheli şeyler vardır ki, çok kimseler onları
bilmezler. Şüpheli şeylerden her kim sakınırsa,
dinini ve ırzını kurtarmış
olur. Her kim şüpheli şeylerin içine dalarsa harâmın da içine
dalmış
olur. (böylesi) tıpkı (içine girmek yasak edilen) koru etrâfında davar
otlatan çoban
gibidir ki, sürüsünü o koruya (düşünüp) otlatmak
tehlikesi karşısında bulunur. Haberiniz
olsun, her padişahın bir korusu
olur. Biliniz ki, Allah'ın korusu da harâm ettiği şeylerdir. Ağah
olunuz,
cesedin içinde bir et parçası vardır ki, iyi olur olursa bütün cesed iyi
olur. Bozuk
olursa bütün cesed bozuk olur. İşte o (et parçası)
kalbdir. (Bu
hadis-i şerifi, Buhâri ile Müslim rivâyet
etmişlerdir.) 7.
Ebu Rukayye Temin b. Evs ed-Dâri
(ra)'den: Demiştir
ki, Nebiyy-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurdu: "Din hemen
nasihattır.
Din hemen nasihattir. Din hemen nasihattir." "Yâ Resûla'llâh,
kimin
için nasihat?" diye sorduk. "Allah için, kitâbı için, Resûlü için,
Eimme-i
müslimin ve âmme-i müslimin için." buyurdular. (Bu
hadis-i
şerifi, Müslim rivâyet etmiştir.) 8.
Abdullah b. Ömer
(rha)'dan: Demiştir
ki, Resûlullâh (sav) Efendimiz Hazretleri şöyle buyurdu: "Allâh'tan
başka
Hak İlâh olmadığına ve Muhammed'in Resûlu'llâh olduğuna (zahirde)
şehadet,
namazı ikâme, zekâtı edâ edinceye kadar nâs ile muhârebe etmek
bana
emrolundu. Onlar bunları yapınca "Müslümanlık hakkın muktezâsı
(olan
hudûd) müstesnâ olmak üzere" canların ve mallarını benim
elimden kurtarırlar.
(Batınlarından dolayı olan) hesaplarına gelince, o
(hesâbı görmek) Allâh'a
kalmıştır." (Bu
hadis-i şerifi, Müslim rivâyet
etmiştir.) 9.
Ebû Hureyre Abdu'r-Rahmân b. Sahr-ı Devsi
(ra)'den: Demiştir
ki, kendim işittim, Resûlullâh (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Sizi
her neden nehyedersem ondan ictinâb ediniz. Size her neyi emredersem
kudretiniz
yettiği kadar yapınız (da nasıl yapacağınızı sormayınız.) Zirâ sizden
evvelki
(ümmet)leri helâk eden, ancak onların çok çok sormaları ve
peygamberlerine muhâlefet
etmeleri olmuştur. (Bu
hadis-i şerifi, Buhari ile Müslim rivâyet
etmişlerdir.) 10.
Ebû Hüreyre
(ra)'den: Demiştir
ki, Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu: "Allahû Teâla pâkdır.
Pâk
olandan başkasını kabûl etmez. Allahu Teâla mürsel olan Peygamberlerine
neyi
emrettiyse mü'minlere de onu emretmiştir. (Peygamberler): "Ey
peygamberler, pâk ve
halâl taâmlardan yiyiniz ve sâlih amel işleyiniz"
(Mü'minlere de) "Ey iman edenler,
rızk olarak size verdiğimiz pâk ve
halâl şeylerden yiyiniz" buyurdu. Ondan sonra
Resûl-i Ekrem (sav)
Hazretleri (sözü döndüre dolaştıra) buyurdu ki, insan (Allah yolunda
uzun
seferlere katlanır, saçları birbirine karışmış, yüzü gözü toza bulanmış,
"Yâ
Râb! Yâ Rab!" diyerek ellerini gök yüzüne açar. Halbuki,
yediği haram, içdiği haram,
giydiği haram. Haram ile beslenmiş. Böylesinin
duâsı nereden müstecâb
olacak?" (Bu
hadis-i şerifi, Müslim rivâyet
etmiştir. 11.
Resulullah (sav)'in torunu ve sevgili yavrusu Ebû Muhammed Hasan b. Ali b.
Ebi
Talîb (rha)'dan: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri'nin "(Hill ve hürmeti,
fâide ve zararı)
seni şüpheye düşüren şey'i bırak da düşürmeyene bak."
buyurduklarını
kendilerinden işitip belledim. (Bu
hadis-i şerifi Ahmed b. Şuayb-ı Nesei ile
Ebu İsâ muhammed b. İsâ-yı
Tirmizi rivâyet etmişlerdir. Tirmizi: "Bu hadis hasen'dir,
şahiddir."
diyor.) 12.
Ebû Hüreyre
(ra)'den: Demiştir
ki, Resûlullâh (sav) Hazretleri: "Kişinin
mâlâya'niyi
terketmesi, iyi müslüman olduğu(nun alâmetleri)ndendir."
buyurdu. (Bu
hadis-i şerif hasen olup onu Tirmizi gibi başkan da böylece
(mevsülen)
rivayet etmişlerdir.) 13.
Resûlullâh (sav)'in hadimi Ebû Hamza Enes b. Malik
(ra)'den: Demiştir
ki: Resûlullâh (sav) Efendimiz: "Her biriniz kendi nefsi için
neyi
severse (yani arzu ederse Müslüman) kardeşi için de onu arzu etmedikçe
mü'min
olmuş olmaz." buyurdu. (Bu
hadis-i şerifi, Bûhari ile Müslim rivâyet
etmişlerdir.) 14.
İbn-i Mes'ud
(rha)'den) Demiştir
ki: Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu: (Şu) üç sebebden biri olmadıkça
hiç
bir Müslümanın kanı halâl olmaz: Biri, seyyib zâninin (yani başından nikâh
geçmiş
zaninin ki, recm olunur), diğeri kat-i nefs edenin (ki maktûle bedel
kısas olunur), biri de dinin
terk eden ve cemâatten ayrılanın (ki, katl
olunur). (Bu
hadis-i şerifi, Buhari ve Müslim rivâyet
etmişlerdir.) 15.
Ebu Hüreyre
(rha)'den: Demiştirki:
Resûlullâh (sav) Hazretleri şöyle buyurdu: "Allah'a ve âhiret
gününe
imânı olan, ya hayır söylesin, ya ağzını mühürlesin. Allah'a ve âhiret
gününe
imânı olan, komşusuna ikrâm etsin. Allah'a ve âhiret gününe imânı
olan, misafirine ikrâm
etsin." (Bu
hadis-i şerifi, Buhâri ile Müslim rivayet
etmişlerdir.) 16.
Ebû Hüreyre
(ra)'den: Demiştir
ki: biri Nebiyy-i Ekrem (sav) Hazretlerine "Yâ (Resûla'llah),
bana
vasiyyet yâni nasihat et" dedi. (Cevâben) gazab etme, buyurdu. O
kimse
talebini birkaç defa tekrâr etti. (Hepsinde) gazab etme cevâbını
verdi. (Bu
hadis-i şerifi, Buhari rivâyet etmiştir.) 17.
Ebû Ya'lâ Şeddâd b. Evs
(ra)den: Demiştir
ki, Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurdu: Allahû Teâla (cc)
ve
Tekaddes Hazretleri her şeye güzel muâmele edilmesini (iyilikle
davranılmasını)
emretmiştir. Öyle ise (canlı bir mahlûku haklı olarak) öldüreceğiniz
vakitte
(maktûlü ta'zîb etmiyecek) güzel bir sûret-i katli ihtiyâr ediniz.
Kezâlik bir hayvanı
boğazladığınız vakitte (hayvana ezâ vermiyecek) güzel
bir sûrette boğazlayınız. Her
hanginiz böyle bir işe girişecek olursa, bıçağını
(iyice) bilesin ve zebîhasını (yâni keseceği
hayvanı) rahatlandırsın. (Bu
hadîs şerîfi, Müslim rivâyet
etmiştir.) 18.
Ebû Zer Cündüb b. Cünâdete'l-Gıfârî ile Ebû Abdi'r-Rahmân Muâz
b.
Cebel (rha)dan: Demişlerdir
ki, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurdu: Her
nerede olursan ol,
Allah'tan ittikâ üzere bulun (yâni hakkını gözet ve gözetmemekten
sakın).
Seyyienin ardınca hemen haseneyi yetiştir ki, o seyyieyi mahvedesin. Halka
da
güzel huy ile muâmele et. (Bu
hadîs-i Tirmizî rivâyet etmiş olup (Hadis-i Hasen) olduğunu
da tasrif
eylemiştir. Bâzı nüshalara göre, (Hasen, Sahîh) diye
kayıdlamıştır. 19.
Ebu'l-Abbâs Abdullâh b. Abbâs
(ra)'dan: Demiştir
ki, birgün Resûl-i Ekrem (sav)'in terkisinde idim. Buyurdu ki: Evlâd,
sana
bir kaç söz belleteyim: Allah'ı (yâni emir ve nehyini) gözet ki, Allah'da
seni
gözetsin. Allah'ı gözet ki, O'nu karşında bulasın. (Bir şey) istediğin
vakit Allah'tan iste.
Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile. Şunu bil ki,
cemi mahlûkat el birliğiyle sana bir fâide ve
menfaat bahş etmek isteseler,
Allah'ın sana yazdığından fazla bir şey bahşedemezler.
Kezâlik cemi mahlûkat
el birliğiyle sana bir zarar vermek isteseler, Allah'ın sana takdir
ettiği
zarardan ziyadesini yapamazlar. Kalemler (işleri hitâma erip) kaldırılmış,
sahifeler de
(üzerlerindeki yazılar tamam olup) kurumuştur. (Bu
hadis-i Şerifi, Termizi rivâyet edip,
(Hasen, Sahih) olduğunu söylemiştir.
Tirmizi'den başkasını rivâyetine göre ise şöyle
buyrulmuştur.) Allah'ı
gözet ki, O'nu önünde bulasın. Geniş zamanında Allah'a
kendini sevdir ki,
O da seni sıkıntı zamanında tanısın (sevsin). Bilmiş ol ki, (takdir-i
İlâhi'ye
göre) başına gelmiyecek olan şeyin sana isabet edeceği yok. Ve sana
isabet
edecek olan şeyden de senin kurtulacağın yok. Bilmiş ol ki, nusrat (-ı
İlâhiyye)
sabır ile, küşâyiş-i kalb de gam ve gussa ile beraberdir. Her güçlükle
berâber bir
kolaylık vardır. 20.
Ebû Mes'ûd Ukbe b. Amr el-Ensâri el-Bedri
(ra)'den: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle buyurdu: "Utanmadıktan
sonra
dilediğini yap" sözü, ilk nübüvvet zamanlarından nâsın hatırında
kalan
sözlerdendir. (Bu
hadis-i şerifi, Buhari rivâyet
etmiştir.) 21.
Ebû Amr (yahud ebû Amre) Süfyan b. Abdullâh Sakafi
(ra)'den: Demiştir
ki: "Yâ Resûla'llah! İslâm'a dâir bana bir söz söyle ki, Senden
başka
birinden daha sormaya muhtaç olmayayım." dedim. "Âmentü
bi'llâh....
de ondan sonra da dosdoğru ol (yâni Allah'ın emrine imtisâl ve nehyinden
içtinâbda
sâbit ol)." buyurdu. (Bu
hadis-i
şerifi, Müslim rivâyet etmiştir.) 22.
Ebû Abdillah Câbir b. Abdillhah Ensari
(ra)'dan: Demiştir
ki, biri Resûlullah (sav) Hazretleri'nden şu suâli sordu:
"Ne
buyurursunuz? Eğer ben (beş vakit) farz namazları kılar, Ramazan'ı
tutar,
halâli helal ve harâmı haram kılar da bundan ziyâde hiç bir şey
yapmasam
Cenne'te girer miyim? Resûl-i Ekrem (sav), "Evet"
buyurdular. (Bu
hadis-i şerifi, Müslim rivâyet etmiştir. Harâm haram kılmaktan
murad
haramdan içtinâbdır. Halâli halâl etmek de onu halâl i'tikâd ederek
yapmak
demektir.) 23.
Ebû Mâlik Hâris b. Âsım Eş'ari
(rha)'den: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle buyurdu: (Abdest veya sâir)
temizlik,
imânın yarısıdır. "El-Hamdü li'llah" (sözü) mizânı
doldurur.
"Subhâna'llâh ve'l-hamdü li'llâh" (sözleri) de gözlerle yerin
arasını
doldurur. Namaz nûrdur. Sadaka (imâna) bürhandır. Sabır (zulumât-ı
gam ve gussayı
gideren) zıyâdır. Kur'ân da (haline göre) ya lehine ya
aleyhine hüccettir. Herkes sabah
olunca işine gücüne gider. ve nefsini (ya
Allah'a, ya mâsiva'llâh'a) satar da (neticede) ya
âzâd, ya helâk eder. (Bu
hadisi-i Şerifi, Müslim rivâyet
etmiştir.) 24.
Ebû Zerr-i Gıfâri (ra)'den: Nebiyy-i
Ekrem (sav) Efendimiz Rabb-ı Celil-i
Teâla ve Tekaddes Hazretlerinden rivâyet
ettiklerinden olmak üzere âdideki Hadis-i
Kudsi'yi nakil buyurdu: "Ey
kullarım, muhakkak biliniz ki, ben zulmü kendime
harâm ettim. (Zulümden müteâli
ve münezzehim.) Sizin aranızda da zulmü harâm ettim. Öyle
ise, birbirinize
zulmetmeyiniz. Ey kullarım, benim hidâyet ettiklerimden başka hepiniz
dalâlettesiniz.
Öyle ise benden hidâyet dileyiniz de size hidâyet vereyim. Ey
kullarım,
benim beslediklerimden başka hepiniz açsınız. Öyle ise benden taâm
dileyiniz
ki, sizi besliyeyim. Ey kullarım, benim giydirdiklerimden başka
hepiniz çıplaksınız. Öyle ise
benden giyecek isteyiniz ki, sizi giydireyim.
Kullarım, siz gece gündüz hep hatâ işlerseniz.
Ben de baştan başa bütün
günahları mağfiret ederim. Öyle ise bana istiğfar ediniz ki, size
mağfiret
edeyim. Ey kullarım, sizin bana zarar vermek elinizden gelmez ki, bana
zarar
verebilesiniz. Bana menfaat vermek elinizden gelmez ki, bana
nef'iniz
dokunabilsin. Ey kullarım, eğer evveliniz, âhiriniz, insiniz, cinniniz içinizde
en
takıy olan kim ise onun kalbi gibi (hep mut' kalbli) olsanız yine mülküme
ziyâde hiç bir şey
katılmış olmaz. Ey kullarım, eğer evveliniz, âhiriniz,
insiniz, cinniniz içinde en fâcir olan kim
ise onun kalbi gibi (hep âsi,
kalbi) olsanız yine mülkümden bir şey eksilmez. Ey kullarım,
eğer
evveliniz, âhiriniz, insiniz, cinniniz hep bir yerde durup benden matlublarınız
dilesiniz
de hep birinize (ayrı ayrı) dileğini versem bu bahşayış
nezdimdeki hazine-i atâdan iğne
denize girdiğinde denizden ne eksiltirse
ondan ziyâde bir şey eksiltmez. Ey kullarım, ameller
hep sizin
amellerinizdir. Ben onları sizin hesâbınıza noksansız olarak zabtederim.
Sonra
karşılığını size tastamam gösteririm. Artık her kim (karşılık
olarak) hayır bulursa, Allah'a hamd
etsin. Her kim de başka şey bulursa,
kendisinden başkasına levm
etmesin. (Bu
hadis-i şerifi, Müslim rivâyet etmiştir.) 25.
Ebû Zerr-i Gıfâri
(ra)'den: Ashâb-ı
Resûlullah (sav)'den (ve fukarâ-yı Muhacirinden) bazı kimseler
Nebiyy-i
Ekrem (sav)'e dediler ki: Ya
Resûla'llah, ehl-i servet olanlar (büyük
büyük) ecirleri alıp gidiyorlar.
Hem bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyarlar, hem de
artan mallarıyla
sadaka veriyorlar. Hazret-i Resûl (sav) buyurdu
ki: "Allahû
Teâla ve Tekaddes Hazretleri size tasadduk edecek şey vermemiş
mi (ki, böyle
söylüyorsunuz)? her tesbihinize mukâbil sadaka (ecri) vardır. Her
tekbirinize
mukâbil sadaka (ecri) vardır. Her tahmidinize mukâbil sadaka
(ecri) vardır. Her tehlilinize
mukabil sadaka (ecri) vardır. Emr-i
bi'l-ma'rufda da sadaka ecri var. Nehy-i ani'l-münkerde
de sadaka ecri var.
Hattâ birinizin (ehline) mukârenet etmesinde de sadaka ecri var."
dediler
ki: Ya
Resûla'llâh, birimiz şehvetini kazâ ederse, yine nâil-i ecir mi
olur? (Cevâben)
buyurdu ki: Söyleyin!
O kimse şehvetini harâm ile kazâ edeydi ona vizr (yâni
günah) olmayacak mıydı?
İşte bunun gibi halâl ile de kazâ-ı şehvet ederse ecre nâil
olur. (Bu
hadis-i Şerifi, Müslim rivayet etmiştir.) 26.
Ebû Hüreyre
(ra)'den: Demiştir
ki, Resûlullâh (sav) Efendimiz şöyle buyurdu: "insanın
mefâsılından
her biri için güneş doğar her günde (şükrâne-i afiyet olarak) bir
sadaka
lâzımdır. İki kimsenin arasını bulup ıslâh etmen sadakadır. Bir
kimseye,
hayvanına binerken yardım edip bindirmen yâhud yükünü hayvanına
yüklemekte ona
muavenette bulunman sadakadır. Kelime-i Tayyibe sadakadır.
Namaza gitmek için attığın
her adıma bedel bir sadaka (ecri) vardır. Ezâ
verecek şeyi geçecek yoldan uzaklaştırman
(bile) sadakadır. (Bu
Hadis-i şerifi, Bûhari ile Müslim rivâyet
etmişlerdir.) 27.
Nevvâs b. Sem'ân
(ra)'den: Demiştir
ki, Nebiyy-i Ekrem (sav) Hazretleri şöyle
buyurdu: Birr
(yani iyi iş, iyilik) ahlak güzelliğidir. İsm (yani günâh) da nefsinde iz
bırakıp da
başkalarınca ma'lûm olmasını istemediğin şeydir. (Bu
hadis-i şerifi, Müslim rivayet
etmiştir.) Vâbisete'bn-i
Ma'bed (ra) de rivâyete göre şöyle
demiştir: Resûlullah
(sav)'in huzûruna vardım.Birr'in ne olduğunu sormağa mı geldin? diye
ben suâl
etmeden) sordu. Evet, dedim. Buyurdu ki: "Kalbine
danış (kalbinden fetvâ iste).
İyilik nefsi te'min, kalbi tatmin eden; günah
da nefiste iz bırakan ve başkaları fetva verseler,
fetvalar verseler bile sînede
yine tereddüdden kurtulmayan (vicdânı teskin etmeyen)
şeydir." (Bu,
Ahmed b. Hanbel ile Dârimi'nin müsnedlerinde isnâd-ı
ceyyid ile bize rivâyet
olunan bir hadis-i sahihdir.) 28.
Ebû Nech Irbâd b. Sâriye
(ra)'den: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) (bir gün) bize öyle bir va'zda bulundu
ki,
(dinleyenlerin) gönülleri titredi. Gözleri yaşardı. Dedik
ki: "Ya
Resûla'llâh, bu, vedâ' edip gidecek kimsenin va'zına benziyor. (Bâri)
bize
bâzı vesâyâda bulun." Cevâben buyurdu
ki: "Size
Allâh'a karşı ittikâyı ve üzerinize emir olan bir kimse abd(-i Habeşi)
de
olsa, sözünü dinleyip ona itâat etmegi vasiyet ederim. Bir de içinizden
yaşayan
olursa, bir çok ihtilâflar görecektir. İşte böyle zamanlarda benim sünnetime
ve
hidâyet üzere olan Hulefâ-yı Râşidin'in sünnetine yapışınız. Sünnete
dört el ile sarılınız. Ve
muhaddesât-ı umûrdan sakınınız. Zirâ her
bid'at
dalâletdir. (Bu
hadis-i şerifi, Ebû Davut ile Tirmizi rivâyet etmişlerdir. Tirmizi
hadisi
"hasen, sahih" kaydı ile tansif
eylemiştir.) 29.
Muâz b. Cebel
(ra)'den: Demiştir
ki: (Resûlullah (sav) ile Tebük gazâsına çıkmıştık. Sıcak bastı.
Herkes
birer tarafa dağıldı. Bir de baktım ki, Resûlullâh (sav) yanı başımdadır.
Hemen ona yaklaşıp:
"Ya Resûla'llah, beni Cenne'te sokacak ve
Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli
bana haber ver" dedim. Buyurdu ki:
"Sen çok büyük bir şey sordun. Maahâzâ
Allahû Teâla'nın müyesser
kıldığı kimseye göre herhalde âsândır. Allah'a "hiç bir şeyi
şerik
etmemek üzere" ibâdet edersin. Namazı kılar, zekâtı verir, Ramazan'ı
tutar,
Beytu'llâh'ı Hacc edersin." Ondan sonra buyurdu ki: "Sana hayır
kapılarına
delalet edeyim mi? Oruç siper ve kalkandır. Sadaka günâhı,
"su ateşi söndürür
gibi" söndürür. Gece ortasında adamın
namaz kılması da böyledir." Sonra:
"Onlar (mü'minler) öyle
kimselerdir ki, yanları yataklarından uzak durup ibâdete kıyâm
ederler.
Rab'larına kâh korkarak, kâh umarak duâ ederler. Ve rızık olarak
kendilerini
verdiğimizden de infak ederler. İşte bunlar için" yapmış
oldukları amellerin mükâfatı
olar" ne sevinçler sakladığımızı hiç
bir kimse bilemez" âyet-i kerimelerini (Secde
Sûresi:16-17) tilâvet
buyurdu. Ondan sonra: "İşin (dinin) başı, direği, en yüce
tarafı
nedir sana haber vereyim mi?" dedi. Evet ya Resûla'llâh, dedim. Dedi
ki:
"İşin başı İslâm'dır. Direği namazdır. En yüce tarafı cihâddır."
Ondan
sonra: "Bu dediklerimin hepsini tutan, sebeb-i bakâ ve kemâli olan
nedir sana
söyliyeyim mi?" diye sordu. Evet yâ Resûlallah deyince mübâret
dilini (eliyle) tutup,
"İşte şunu tut" buyurdu. Dedim ki: Ya
Nebiyya'llâh, biz söylediğimiz sözlerle de
mi muâhaze olunacağız?"
Buyurdu ki: "Herkesi Cehennem'de yüzükoyun
düşüren, dillerinin biçtiklerinden
(yâni kazandıklarından) başkası mı
zannedersin." (Bu
hadis-i şerifi, Termizi rivâyet edip "Hasen, Sahih"
demiştir.) 30.
Ebû Sa'lebete'l-Huşeni Cürsûmi'bn-i Nâşir
(ra)'den: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle buyurdu: Allahû Teâla bir takım
şeyleri
farz kılmıştır. Onları zâyi' etmeyiniz. (Bâzı meâsi için) birtakım
hadler (yâni cezâlar)
göstermiştir. Onlara da tecâvüz etmeyiniz. Bir takım
şeyleri harâm etmiştir. Onlara el
uzatmayınız. Bir takım şeylerden de
unutkanlık (eseri) olmayarak size (mahzâ) merhamet
olsun için sükût etmiştir.
Onları soruşturmayınız. (Bu
hadis-i şerif, Dârekutni ile diğerlerinin
tahric ettiği bir Hadis-i
Hasen'dir.) 31.
Ebû'l-Abbâs Sehli'bn-i Sa'di's-Sâidi
(ra)'den Demiştir
ki, Bir zât Nebiyy-i Mükerrem (sav)'in huzûruna gelerek: "Yâ
Resûla'llah,
bana öyle bir amel göster ki, onu yaptığım zaman beni hem Allah sevsin,
hem
de halk sevsin" dedi. (Resûlullah (sav) buyurdu ki: "Dünyâdan
rağbetini
kes ki, Allah seni sevsin. Herkesin elinde olandan da rağbetini kes ki, halk
seni
sevsin." (Bu
hadis-i şerif, İbn-i Mâce ile diğerlerinin esânid-i hasena ile
rivâyet
ettikleri bir Hadis-i Hasen'dir.) 32.
Ebû Said Sa'di'bn-i Mâliki'bn-i
Sinân-ı Hudri (ra), Resûlullah (sav)'in: "Zarar
vermek de, zarar ile karşılamak
da yok" buyurduğunu rivâyet ediyor. (Bu
hadis-i şerif, İbn-i Mâce ve Dârekutni ile
başkalarının müsned (yani
mevsûl) olarak rivâyet ettiği bir Hadis-i Hasen'dir. İmam-ı Malik
de
"Muvatta'"nda bu hadis-i şerifi Amr b. Yahyâ'dan, o da babasından
olmak
üzere Nebiyy-i Ekrem (sav)'den mürsel olarak rivâyet etmiş ve Ebû
Said-i Hudri-yi iskat
eylemiştir. Bunun yekdiğeri takviye eden başka
tarikleri de
vardır.) 33.
İbn-i Abbâs (rha)'dan: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle
buyurdu: Herkese (mücerred) da'vâları
üzerine diledikleri verilmiş olsa bir çok adamlar bir
çok kimselerin mallarını,
canlarını iddiâ eder dururlar. Lâkin beyyine müddeiye, yemin de
inkâr
edene düşer. (Bu
hadis-i şerif, hasen olup Beyhaki ile başkaları bunu bu lâfz
ile rivâyet
etmişlerdir. Bir parçası Sahihayn'da da
vardır.) 34.
Ebû Sâid-i Hudri (rha)'den: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle
buyurdu: İçinizden her kim bir münker
görürse onu eliyle, buna kudreti yetmezse, dili ile
tağyir etsin. Ona da
kudreti yetmezse kalbi ile inkâr etsin (yâni beğenmesin). Bu sonuncusu
imânın
en zaifidir. (Bu
hadis-i şerifi, Müslim rivâyet
etmiştir.) 35.
Ebû Hüreyre (ra)'den: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle
buyurdu: Birbirinize hased etmeyiniz.
Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize
buğzetmeyiniz.
Birbirinize dargın durmayınız. Birbirinizinin pazarlığı bitmiş alış
verişini
bozmayınız. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Müslüman müslümanın
kardeşidir. Ona
zulmetmez. (İmdad ve nusret deminde) onu kendi hâline bırakmaz.
Ona yalan söyleyip
aldatmaz. Ona hor bakmaz. (šç kere sadr-ı şerifine işaret
buyurarak:) Takvâ işte buradadır.
Bir kimse müslüman kardeşine hor bakdımı,
işte şerrin bu kadarı ona yeter (artar bile).
Müslümanın her şeyi; canı,
malı, ırzı müslümana
haramdır. (Bu
hadis-i şerifi, Müslim rivâyet etmiştir.) 36.
Ebû Hüreyre
(ra)'den: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle buyurdu: Her kim bir mü'minin
dünya
derdlerinden bir derdini def' ederse, Allah da onun kıyâmet
günündeki
dertlerinden bir (büyük) derdi def' eder. Her kim muzâyakada bulunan (bir
boçlu
veya diğer bir) fakîre kolaylık gösterirse, Allah da dünya ve âhirette ona
kolaylık
gösterir. Her kim bir Müslüman(ın ayıbını ve çıplak ise
bedeni)ni setr ederse, Allah da onu
dünya ve âhirette setreder. Bir kul, kardeşinin
yardımında oldukça Allah da o kula hep
yardım eder durur. Her kim ilm(-i nâfi')
aramak için bir târika sülûk ederse, bu sâyede Allah
da ona Cennet'e doğru
kolay bir tarik açar. Allah evlerinden bir evde Kitâbu'llâh'ı tilâvet
ve
aralarında O'nu tedris ve tederrüs halinde bulunan hiç bir kavim yoktur ki,
üzerlerine
sekinet nazil olmuş, rahmet-i İlâhiyye kendilerini bürümüş,
her yanlarını sarmış ve Allahu
zü'l-Celâl kendilerini (mel-i A'lâ'da)
nezdinde olanlara anmış olmasın. her kim ameli geri
bırakırsa sebebi ile götüremez. (Bu
hadis-i şerifi, Müslim bu lâfz ile rivâyet
etmiştir.) 37.
İbn-i Abbâs (rha)'den: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Rabb-ı Celili
Tebârek ve Teala Hazretlerinden rivâyet
ettiklerinden olmak üzere âtideki Hadis-i Kudsi'yi
nakl buyurdu: Allâhu
Teâla ve Tekaddes Hazretleri hasenât ile seyyiâtı yazmış
(ezelden takdir
etmiş ve Levh-i Mahfûz ile defâtir-i a'mâle geçirmiş)dir. Ondan sonra
(bu
icmâli tefsil ve) beyân buyurarak dedi ki: Her
kim bir haseneye kasd ve niyet eder de
onu işlemezse, onu Cenâb-ı Hak nezd-i
İlâhisinde bir hasene-i kâmile olarak yazar. Eğer
kasd eder ve işlerse, onu
nezd-i İlâhisinde on haseneden yediyüz kata kadar, belki ed'âf-ı
kesiresi
ile yazar. Her kim de bir seyyieye kasd edip işlemezse, onu nezd-i İlâhisinde
bir
hasene-i kâmile olarak yazar. Eğer kasd edip işlerse, onu yalnız bir
seyyie olarak
yazar. (Bu
hadis-i şerifi, Buhari ile Müslim rivâyet
etmiştir.) 38.
Resûlullâh (sav)'in şöyle buyurduğu Ebû Hüreyre (ra)'den
rivâyet
olunuyor: Allahu
Teâla buyurdu
ki: Her
kim benim velilerimden bir veliye düşmanlık ederse, şüphesiz ben ona
i'lân-ı
harb ederim. Benim kulum, üzerine farz ettiğim şeyden daha sevgili hiç bir
şey ile
bana tekarrüb edemez. Bir de kulum nevâfil ile bana peyderpey tekarrüb
ede ede nihâyet
öyle bir hâle gelir ki, ben onu severim. Onu sevdiğim
vakitte de onun işitmesine vâsıta olan
kulağı, görmesine vâsıta olan gözü,
tutup yakalamasına vâsıta olan eli, yürümesine vâsıta
olan ayağı,
(anlamasına vâsıta olan kalbi, söylemesine vâsıta olan dili) olurum.
Öylesi
benden (bir şey) isterse muhakkak veririm. Bana sığınırsa, onu hıfz ve
siyânet
ederim. (Bu
hadis-i şerifi, Buhâri rivâyet
etmiştir.) Lâkin
Onun metninde: "Ölmeyi
istemeyen, kendisine sû-i
muâmelede bana hoş gelmeyen, halbuki
(Hasbe'l-takdir) ölmemesine de çâre olmayan
mü'min kulumun rûhunu
kabzetmekteki tereddüdüm kadar fâili olduğum hiç bir şeye
tereddüt göstermedim." ziyâdesi
vardır. 39.
İbn-i Abbâs
(rha)'dan: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle buyurdu: Şüphesiz Allahû Teâla
ümmetimden
hatayı, nisyânı, ikrâh olundukları şeyler (den hâsıl olacak günahlar)ı
bana
bağışladı. (Bu
hadis-i şerif, bir Hadis-i Hasen olup, İbn-i Mâce ile Beyhaki ve
mâadâları
rivâyet etmişlerdir.) 40.
İbn-i Ömer
(rha)'dan: Demiştir
ki, Resûlullah (sav) (birgün) omuzumdan tutup buyurdu ki: Dünyâda bir
garib
(yabancı) yâhud bir yolcu imişsin gibi ol. (Ve kendini ehl-i kuburdan
say.) İbn-i
Ömer (rha): "Akşamladığın vakit sabaha (çıkmağa) muntazır
olma.
Sabahladığın vakit de akşama (varmağa) muntazır olma. Sıhhatinden istifâde
edip
marazına, hayâtından istifâde edip mevtine hazırlık yap."
der
idi. (Bu
hadis-i şerifi, Buhari rivâyet etmiştir.) 41.
Ebû Muhammed Abdullâh b. Amr b. El-Âs
(rha)'dan Demiştir
ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle buyurdu: "Hiç birinizin
iradesi
(arzuzu) benim tebliğ ettiğim şeylere tâbi' olmadıkça mü'min
olmuş
olmazsınız." (Bu
hadis-i şerifi, "Kitâbü'l-Hücce"de isnâd-ı sahih ile
bize rivâyet
olunan bir hadis-i sahihdir.) 42.
Rasûlullah (sav)'in şöyle buyurduğu Enes
(ra)'den rivâyet olunuyor: Allahû
Teâlâ buyurdu
ki: "Ey
Âdem-oğlu, sen bana yalvarıp benden ümmid-vâr oldukça senden sâdır
olan
(günahlar) her ne olursa olsun sana mağfiret ederim ve aldırmam. Ey
Âdem-oğlu,
senin günahların gökyüzünü kaplayacak dereceyi bulsa da benden
mağfiret
dilesen sana mağfiret ederim. Ey Âdem-oğlu, bütün yer dolusu
günahlar
getirirsen de sana bana hiç bir şeyi şerik tutmayarak huzûruma
çıksan
herhalde ben sana bütün yer dolusu mağfiret
veririm. (Bu
hadis-i şerifi, Tirmizi rivâyet etmiş olup, "Hadis,
Hasendir,
Sahihdir" demiştir.) "Kavâid-i
İslâm'ı cem' edip usül ve
furû' ve edâb ile sâir vücûh-ı ahkâma dâir
sayıya gelmez envâ-ı ulûmu mutazammın olan
Ahâdis-i şerife'den beyânına
niyet ettiklerim işte burada bitiyor." (Mütercim:Ahmed
Naîm) | ||



Hz. Muhammed (s.a.v.) 


