Efendimiz Konulu Kitap

Üye Giriş

Tavsiye Programlar

Firefox 2

Alexa Tolbar

zekat Kitaplar

Hz. Hatice ( r.anh. ) Annemiz PDF Yazdır E-posta
Yazar Hanzala   
Sunday, 12 September 2004

ilk Müslüman...

Rasûlullah'ın ilk Zevcesi...

Hazret-i Hatice radıyallahu anhâ

Hazret-i Hatice radıyallahu anhâ Rasûlullah sallal-lahu aleyhi ve sellem efendimizin getirdiği yeni dine inanan ilk müslüman... Ona ilk zevce olma şerefine eren bahtiyar... Soy, sop, zenginlik ve şeref bakımın­dan yüksek bir mevkiye sahip, basiretli, sağlam karak­terli, akıllı, kibar, nâzik, afif, edeb ve fazîlet timsâli bir hanımefendi... Mü minlerin ilk annesi... Rasûlullah'ın sâdık müşaviri... Keremkârlığı unutulmayacak bir zev­ce... Vefa ve sadâkat timsâli annemiz...O, yeryüzünde İslâm'a ilk inanan ve Rasûlullah (s.a.) efendimize ilk teslim olan insan. Onun getirdiği dâvaya ve onun peygamberliğine ilk destek veren şeref­li bir eş. Efendisinin en sıkıntılı anında, sözleriyle onu te­selli eden. ona sevgisiyle ve hürmetiyle büyüklüğünügösteren, bakışlarıyla, hizmetiyle gönlünü ferahlatan bir arkadaş. Kendisinden sonra gelecek İslâm hanımefendi­lerine, hayatı anlama, kavrama ve yaşama konularında eşsiz bir örnek. İslâm davasına sahip çıkma hususunda canıyla, malıyla Efendimize destek olan sâdık bir eş...Hz. Hatice (r. anhâ) validemiz 556 m. yılında Mek­ke'de doğdu. Babası Huveylid, annesi Fâtıma'dır. Asil bir soya mensuptur. Nesebi baba tarafından Kusay'da anne tarafından da Lüey'de sevgili peygamberimizin soyu ile birleşir.

O, İslâm'dan önce "Tâhire" lakabıyla anılırdı. İffet timsali bir hayatı vardı. Babası Kureyş eşrafından bü­yük bir tüccar olup Ficar savaşlarından önce ölmüştü. Cahiliye döneminde iki evlilik yapan Hz. Hatice dul bir kadındı. İkinci kocasının ölümünden sonra gelen evlilik tekliflerini kabul etmedi. Talebleri geri çevirdi. Gönlü yüce ahlâk sahibi birini arıyordu.O, büyük kervanlara sahipti. Güvenli bulduğu kim­selerle ortaklaşa ticaret yapmaktaydı. Kervana sahip ola­cak, mallarının başında gidecek güvenilir birine ihtiyacı vardı. Mekke'ye adamlar çıkararak böyle birini arattı. Tanıdıklarının tavsiyesi üzerine çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak bilinen Muhammed'in bu işe tâlib olduğunu haber alınca çok sevindi. Çünkü onun doğru sözlü, güvenilir biri olduğunu ve "Muham-medü'l-Emin" diye tanındığını çok iyi biliyorduKervanı götürenlere verdiği ücretten daha fazlası­nı teklif ederek onunla anlaşma yaptı. Ticaret işlerin den anlayan kölesi Meysere'yi de hizmetine verdi ve ona: "Muhammed sana ne emrederse derhal itaat et. Hiçbir fikrine muhalefet etme. Döndüğünde onun her halini bana bildir." diyerek tenbihatta bulundu. Kerva­nı Şam seferine göndermek üzere yola çıkarttı.

Bu yolculuk esnasında, genç Muhammed'de hari­kulade haller görüldü. Sefer müddetince bir bulut ve kuş şekline giren iki melek devamlı onu güneşten gölgele­yerek korudu. Yürüyemeyecek derecede zayıf düşen iki devenin ayaklarını sıvazlıyarak onların süratlenmesini sağladı. Busra'da kuru bir ağacın altına oturdu ve ağaç yeşerdi. Rahip Nastura yeminle onun son peygamber olduğunu müjdeledi. Zira o ağacın altına şimdiye kadar peygamberlerden başkası inmemiştir, dedi. Yanında hizmet eden Meysere'ye de İncil'deki vasıflarından sor­du. "Gözlerinde kırmızılık var mı?" dedi. Meysere: "Evet, hem o kırmızılık gözlerinden hiç ayrılmaz." de­yince, Rahip; "O son peygamberdir. Keşke ben onun gönderileceği zamana erişmiş olsaydım." dedi.Meysere'yi şaşırtan bir hadise de Muhammed'in Yahudi bir müşteri ile aralarında geçen konuşmalarıy­dı: "Yahudi pazarlık yapıyordu. Söylenenlere inanma­dı. Lât ve Uzza adına yemin etmesini istedi. Muham­med de: "Ben şimdiye kadar onlar adına yemin etmedim." dedi.

Birkaç gün sonra satışlar tamamlandı ve büyük bir kazanç elde ederek Mekke'ye döndü.Hz. Hatice son derece heyecanlıydı. Merakla hiz­metçisinin getireceği haberleri bekliyordu. Meysere olup bitenleri bir bir anlattı. Kervanın gerisinde kalan develeri nasıl hızlandırdığını, rahibin söylediklerini, Ya­hudi ile konuşmalarını ve yaptıkları yüksek kârı, melek­lerin onu gölgelendirdiğini, teker teker anlattı. Hz. Ha­tice kölesi Meysere'den genç Muhammed'in bu özel hallerini bir bir dinleyince kendisine hayran kaldı ve ev­lenme teklifinde bulundu. Arkadaşı Nefise binti Ümey-ye bu işte aracı oldu. Teklifi genç Muhammed'e götür­dü. O da, sevgili amcaları Hamza ve Ebû Talibe duru­mu arzetti. Onlarla istişare sonucunda evliliğe karar verdi. Hz. Hatice'nin evinde toplanıldı. Ebû Tâlib ve Varaka bin Nevfel'in karşılıklı hitabelerinden sonra yir-mi dişi deve mihirle nikâhları kıyıldı. Hz. Hatice anne­miz kırk yaşında, sevgili peygamberimiz de yirmibeş yaşlarındaydı.Hz. Hatice bütün servetini "Muhammedü'l-Emin"'e teslim etti. Ticarete devam edilerek bol ka­zanç elde edildi. Yaşça büyük olmasına rağmen Hatice bir hanımefendi olarak efendisine son derece hürmet­kar davrandı. Çok nâzik hareket etti. Son peygambe­re hanım olma şerefini en büyük nimet bildi. Bunun için maddi ve manevi hiçbir fedakârlıktan çekinmedi.Sıkıntılarını hafifleten bir sükûnet kaynağı oldu. Hiz­metiyle aile yuvasını cennetten bir köşe haline getirdi. Misafirperverdi. Cömertti. Şefkat ve merhametliydi. Yetimlere, kimsesizlere sığınaktı. Güleryüzlüydü. Fira-set sahibi idi. Efendisinden gözünü ayırmazdı. Sözünü yerde bırakmazdı. Hal ve tavırlarından söz ve davranış­larından, hareketlerinden maksadını anlamağa çalışır­dı.

O, keremkârlığı unutulmayacak bir zevce idi.Bir sefer dönüşü yeğeni Hakim İbni Hizam henüz küçük bir çocuk olan Zeyd İbni Harise'yi köle olarak satın alıp Mekke'ye getirmişti. Hizmet etmesi için ha­lası Hz. Hatice'ye hediye etti. İki Cihan Güneşi efendi­miz çocuğu görünce: "Eğer bu köle benim olsaydı, muhakkak onu hürriyetine kavuştururdum." buyur­du. Hz. Hatice annemiz bu söz üzerine Zeyd'i efendi­sine hediye etti. Efendimiz de bu küçük yavrucağızı azâd edip hürriyetine kavuşturdu.Aile yuvaları işte böyle firaset sahibi, anlayışlı, ita­atkâr hanımefendilerle Cennetten bir köşe haline gelir. Efendisinin bir dediğini iki etmeyen, sözünden, işare­tinden ve davranışlarından ne demek istediğini anla­yan, sevincini kendi sevinci bilen, onun arzularının ye­rine gelmesine ve onun mutluluğuna öncelik veren sâ-liha hanımlarla ancak yuvalar mutlu olur.Hazreti Hatice annemizin bu evlilikten iki erkek, dört kız çocuğu oldu. İlk çocuğu Kasım di Efendimiz

onunla künyelendi. "Ebu'l-Kasım" dendi. İki yaşına kadar yaşadı. Kızları ise, Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma idi. Son çocukları Abdullah dı. Nü­büvvetten sonra doğdu. Çok kısa ömürlü oldu. Daha henüz sütten kesilmeden öldü.İki Cihan Güneşi efendimiz kırk yaşlarına varmış­tı. Yalnızlık ona sevdirilmişti. Kavminin putlara taptığı­nı gördükçe onlardan uzaklaşmak isterdi. Her yıl Ra­mazan ayında yaklaşık bir ay müddetle Mekke'den çı­kar, Hira Mağarası na giderdi. Orada ibadet ederdi. Tefekküre dalar, Kabe'yi seyrederdi.Bu gidiş-gelişler esnasında yoldaki ağaçlar kendine selâm verir oldu. Birtakım ışıklar görmeğe sesler duy­mağa başladı. Bunların cinlerle ve kâhinlerle ilgili oldu­ğunu zannederek korkardı. Zaman zaman bu hallerini hayat arkadaşı ve sırdaşı hanımına anlatır ondan tesel­li beklerdi.

Bir gün annemize şöyle açıldı:

"Ey Hatice! Ben ışıklar görmeğe, sesler işitme­ğe başladım. Ben bir kâhin olmaktan korkuyorum. Allah'a yemin ederim ki, şu putlardan ve kâhinlik­ten nefret ettiğim kadar, hiçbir şeyden nefret et­mem. "

Hz. Hatice annemiz efendisindeki cevheri önce­den keşfetmişti. Onun son peygamber olarak vazife-lendirileceği günleri beklemekteydi. Hizmetini ve hürmetini ona lâyık bir hanımefendi olarak yapmaktaydı. Onun korku ve endişelerini büyük bir basiret ve anla­yışla şu ifadeleriyle yok etmeye çalıştı.

"Allah seni hiçbir zaman öyle yapmaz. Çünkü sen emanete riâyet edersin, akrabana iyilikte bulu­nursun, asla yalan söylemezsin."

Sonra birlikte Varaka bin Nevfel'e gittiler. Durumu ona anlattılar. Hıristiyanlık üzere geniş bilgisi olan Va­raka, İki Cihan Güneşi efendimize korkulacak bir şey olmadığını söyledi ve: "Sesi işitince oradan uzaklaşıp başka yere gitme. Sana söylenilen şeyi iyi dinle. Son­ra söylenilen şeyleri bana haber ver.' dedi. Bütün bun­lar onu yükleneceği büyük vazifeye hazırlamak içindi. Allah Teâlâ habibini yavaş yavaş hazırlıyordu.Hz. Hatice (r. anhâ) validemizin hayatta en önem­li hizmetlerinden birisi, Efendimizin peygamberliğini tereddütsüz kabul edip herkesten önce iman etmesi ve onu bütün varlığı ile desteklemesidir. 610 m. yılının Ra­mazan ayı idi. Her zamanki âdeti üzere yine Hira ma­ğarasına gitmişti. Orada Rabbine ibadet ediyordu. Cebrail aleyhisselâmı daha önce görmemişti. Fakat ilâ­hî vazifenin tebliğ edileceği vakit gelmişti. Cebrail aley­hisselâm geldi. Gür fakat tatlı bir sesle "Oku!" dedi. Efendimiz: "Ben okuma bilmem" dedi. Cebrail onu kucakladı ve sıktı. Bu hal üç kez tekrarlandı. Sonunda Cebrâil aleyhisselâm Alak sûresinin şu meâldeki ilk beşâyetini okudu. Peşinden Efendimize de okuttu. Tebli­ğini yaptı ve oradan kayboldu.

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla."Yaratan Rabbinin adıyla oku!O Rabbin ki, insanı bir kan pıhtısın­dan yarattı.Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.O, insana kalemle yazı yazmayı öğ­retendir.O, insana bilmediğini öğretendir."

Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz büyük bir heyecan içerisinde, yüreği titreyerek evine döndü. Annemiz, Efendimizi büyük bir sevinçle karşıladı. Gözünü müba­rek yüzünden ayıramadı. Şimdiye kadar görmediği bir nur vardı yüzünde. Etrafa güzel kokular yayılıyordu. Tatlı bir şekilde alnından öptü ve:"Anam-babam sana feda olsun. Yüzünde şimdi­ye kadar görmediğim bir nur görüyorum. Şimdiye kadar hissetmediğim bir koku alıyorum." dedi.Efendimiz heyecanlıydı. Ancak "Beni örtünüz, beni örtünüz!.." diyebildi.Hz. Hatice annemiz hemen üzerini örttü. Sardı sarmaladı ve yatırdı. Bir müddet dinlendikten sonra kendine gelen Efendimiz kalktı ve başından geçenleri

 

en yakın sırdaşı, teselli kaynağı, biricik hayat arkadaşı ailesine anlattı ve: "Bana neler oluyor Hatice? Doğ­rusu korkuyorum." dedi.Hakkı, hakikati tam kavramış olan annemiz bir peygamber hanımı olarak Efendimizdeki korku ve en­dişeyi şu sözleriyle gidermeğe çalıştı:"Böyle konuşma! Korku ve endişe duymana ge­rek yok. Üzülme! Yemin ederim ki Allah hiçbir za­man seni utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gö­zetir, doğru konuşur, işini görmekten âciz kimsele­rin elinden tutarsın. Komşularına nâzik ve şefkatli davranırsın. Yoksulları kayırırsın. Misafirleri ağır­larsın. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım eder­sin. " dedi.Hz. Hatice annemiz endişesini iyice gidermek için Efendimizi her zaman kendisine fikir danıştığı amcası oğlu Varaka ya götürdü. "Bak, amcamın oğlu ne söy­lüyor?" diyerek onu dinlemesini istedi. Tevrat ve İncil'i iyi okuyan bu Hıristiyan âlim Efendimiz'i dinledi. Se­vinçli bir şekilde ona:"Kuddüs, Kuddüs! Bu gördüğün melek, bütün peygamberlere vahiy getiren melektir. Sen bu üm­metin peygamberisin. Ah, ne olurdu kavmin seni yurdundan çıkaracakları zaman ben sağ ve genç ol­saydım. " dedi.

 

Efendimiz: "Onlar beni çıkaracaklar mı?" dedi.Varaka: "Evet çıkaracaklar." dedi ve şunları ilâve etti: "Yeni bir din tebliğ eden hiçbir kimse yoktur ki, düşmanlık ve işkence görmesin. Eğer ben senin davet günlerine yetişecek olursam sana yardım ederim." di­yerek destek verdi.

 

Varaka, Hz. Hatice annemize de şu talimatı verdi:"Cebrail, Allah ile peygamberler arasında Allah'ın eminidir. Sen Muhammedi Cebrâil'i gördüğü yere ka­dar götür! Kendisine gelen meleği tekrar gördüğünde örtünü aç. Eğer o Allah tarafından gönderilmişse kay­bolur, görünmez!" dedi.Bu bilgileri ve tavsiyeleri aldıktan sonra Efendimiz­le birlikte Hz. Hatice (r.anhâ) oradan ayrıldılar. Yolda giderken firasetli annemiz, Efendimizden: "Sana gelen tekrar geldiğinde bana haber verebilir misin?" diye ri­cada bulundu. Efendimiz de: "Peki" dedi.Biraz sonra melek yine geldi. Resûl-i Ekrem (s.a.) bunu haber verdiğinde, Hz. Hatice annemiz, "Gel de sol dizimin üzerine otur!" dedi. Efendimiz de oturdu. Annemiz: "Onu yine görüyor musun?" diye sordu.Efendimiz "Evet" buyurdu. Hatice annemiz: "Öy­leyse kalk da sağ dizimin üzerine otur!" dedi. Peygamberimiz denileni yaptı, meleği yine gördü. Hatice Vâli­demiz onu kucağına oturtup tekrar sordu. Peygambe­rimiz meleği yine gördü. Bunun üzerine annemiz başı­nı açtı ve: "Yine görüyor musun?" diye sordu. İki Ci­han Güneşi efendimiz "Hayır, görmüyorum" buyurdu. Hz. Hatice (r.anhâ) annemiz meseleyi anladı ve tebes­süm ederek:"Müjdeler olsun sana! Vallahi bu sana gelen şeytan değil, bir melektir!" dedi.Gerek Varaka'nın sözlerinden, gerekse bu tecrü­beden sonra Rasûlullah (s.a.) biraz daha rahatladı.Hz. Hatice bununla da kalmadı. Utbe bin Re-bîa'nın kölesi Addas'a gitti, "Allah aşkına, sen Cebrail hakkında bir şey biliyor musun?" diye sordu.Addas bilgili bir Hıristiyandı. Cebrail ismini duyun­ca birden heyecanlandı ve: "Kuddüs, Kuddüs! (Pâk ve kusursuz) Halkı putlara tapan bu beldede Cebrail anılır mı hiç?" diye hayretini ifade etti.Hz. Hatice heyecanla; "Onun hakkında bir şey bi­liyorsan söyle" dedi.Addas: "Cebrâil, Nâmus u Ekberdir. O, Allah ile peygamber arasında Allah'ın emin elçisidir. Mûsâ ve İsa (a.s.) a da gelmiştir. O, ancak bir peygambere gelir, başkasına gelmez." deyince Hz. Hatice annemiz iyice

 

rahatladı. Korkulacak bir şeyin olmadığını anladı. Yıl­larca beklenen son peygamberin gelişine ve onun aile­si oluşuna hamd etti

 

Hazreti Hatice annemiz Efendimizi hep düşünceli görmekteydi zîra o büyük bir görev yüklenmişti, içinde bulunduğu cemiyette bu vazifeyi yerine getirmek kolay değildi. Bütün dünya getirdiklerinin karşısında yer alı­yordu. Efendimiz zihnini meşgul eden ve gönlünü tır­malayan bu büyük derdini annemize:"Bana kim inanır ya Hatice!" diye seslendirdi.Soyu sopu, zenginliği, güzelliği ve olgunluğu ile fa­zilet timsali annemiz, büyüklüğüne büyüklük katan fira-setli davranışıyla, şeref ve izzetini artıran teslimiyetiyle Efendimize destek verdi ve:"Sana kim inanmaz ki?Önce ben inandım." de­yip kelime-i şehâdet getirdi.O, İslâm'ın ilk mü mini oldu. Allah Rasûlü'nün ilk destekçisi oldu. O sevgililer sevgilisine karşı teslimiyetini, sadâkatini, itaatini ve refikalığını "önce ben inandım." di­yerek ilk hamlede gösterdi. O yüksek ruhlu annemiz dün­ya durdukça bu yüce davranışıyla anılıp hatırlanır oldu.Sevgili hanımının iman etmesi üzerine Efendimiz büyük bir moral buldu. İlk iş olarak Cebrail aleyhisselâm'ın kendisine öğrettiği abdest alıp namaz kılmayı ona da öğretti. Sonra Cebrail aleyhisselâm'dan gördü­ğü şekliyle birlikte gizli gizli namaz kılmağa başladılar.Bir müddet sonra çocuk yaştaki Ali onları ibadet ederken gördü. Yaptıkları hareketleri merak etti. Ne yaptıklarını sordu. Efendimiz namaz kıldıklarını söyle­di. Ona yeni gelen dini anlattı. Putların hiçbir faydası olmadığını bunlara inanmanın, ibadet etmenin akıllıca bir iş olmadığını açıkladı. Şayet yeni dini kabul etmez­se bu işi şimdilik gizli tutmasını istedi. Ali'nin gönlünde İslâm nuru parlamıştı. Amma çocuktu. Bir de anne-ba-baya danışmayı düşündü. Fakat birden bire içinden bir ses geldi ve kendi kendine:"Allah beni dünyaya getirirken ana-babama mı da­nıştı ki ben Allah'ın yeni dinine girmekte onlara danı­şayım... " dedi. Gönlünün derinliklerinden gelen bu se­se tâbi oldu ve derhal Rasûlullah (s.a.)'in huzuruna gel­di. Kelime-i şehâdet getirerek yeryüzünde üçüncü müs-lüman olma şerefini elde etti.Vefa ve sadâkat timsali Hz. Hatice (r. anhâ) Vâlide­miz, müşriklerin zulmü karşısında İki Cihan Güneşi efendimizi hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Müşriklerin ekonomik ambargolarına karşı bütün malını ortaya koydu. Müslümanların ihtiyaçlarını giderdi. Üç yıl müş­riklerin boykotuna karşı direndi. Bütün servetini Allah ve Rasûlü yolunda harcadı.

 

O. İki Cihan Güneşi Efendimizle yirmibeş yıl kadar süren, mutlu bir evlilik hayatı yaşadı. Sıkıntılara, ezâ ve cefâlara fedakârâne bir şekilde sabretti. Bir anne için kolay olmayacak acılara tahammül etti. Peşpeşe iki oğ­lunu. Kasım ve Abdullah'ı kaybetti. Kadere teslimiye­tin, Allah a tevekkülün ve sabrın en canlı örneği oldu. Bir ara Efendimize: "Ya Rasûlallah onlar şimdi nerede­dirler?' diye sordu. İki Cihan Güneşi Efendimiz de: "Cennette" buyurdu. Annemizin yavrularına karşı has­retini, hüznünü bu müjde ile gidermeğe çalıştı.Hz. Hatice (r.anhâ) annemiz bu cevapla kendini te­selli edip gönlünü huzur ve sükûnete erdirdi. Yaşı da bir hayli ilerlemişti. Dolu dolu 65 sene geçirmişti. Her fâni gibi onun da ömrü tamamlanacaktı. Dünyada ek­tiklerini biçmeye, ebedî âleme göç edecekti. Orada sı­kıntısız bir hayata kavuşacaktı. Allah Teâlâ'nın hükmü mutlaka gerçekleşecekti.Hicretten üç yıl kadar önce idi. Hz. Hatice (r.anhâ) annemiz Ramazan'da hastalandı, m. 620 tarihinde Rabbimizin müjdelediği Cennetteki sarayına uçtu. Be­deni Mekke şehrinde kaldı. Hacun Kabristanı'na def­nedildi. Kabrine bizzat Peygamberimiz indi. O tarihte farz olmadığı için cenaze namazı kılınmadı.Efendimiz aynı sene içerisinde amcası Ebû Tâlib'i de kaybetti. O seneye üzüntü, keder yılı manâsına "Se-netü'l-Hüzün" dendi.Hz. Hatice annemiz İki Cihan Güneşi efendimizin sâdık bir müşaviriydi. Kederini, sıkıntısını hafifleten bir teselli kaynağı idi. "Kübrâ" sıfatı ona en büyük hanımı olması sebebiyle verilmişti. Ömrü boyunca Efendimiz onu hiç unutmadı. Onun fedakârlığını, dostluğunu her fırsatta andı. Evde koyun kesildiği zaman Hz. Hatice annemizin eski dostlarına birer parça gönderirdi.Bir defasında kız kardeşi Hâle "hâne-i saadet "e girmek üzere izin almak için kapıyı çaldı. Efendimiz onun sesini Hz. Hatice annemizin sesine benzeterek heyecanlandı ve: "Allah'ım bu Huveylid kızı Hâ­le'diri" dedi. Bu sevgiyi kıskanan Hz. Âişe (r. anhâ) annemiz kendini tutamayarak: "Ya Rasûlallah! Devam­lı Hatice'den bahsediyorsunuz. Halbuki Allah size on­dan daha hayırlısını verdi." dedi.Rahmet ve şefkat peygamberi Efendimiz, Âişe (r.anhâ) annemizin bu sitemli sözüne karşı:"Hayır ya Âişe! Ondan iyisi verilmedi. Çünkü o, herkes küfür içindeyken bana iman etti. Herkes be­ni yalanlarken o tasdik etti. Herkes malını benden esirgerken o malına ortak etti. Ve Allah bana ondan çocuklar ihsan etti." buyurdu. Hz. Hatice annemizin büyüklüğünü bu sözleriyle ümmetine duyurdu.

 

Âişe (r. anhâ) annemiz de söylediği sözün yanlışlığı­nı anladı ve Efendimiz den özür dileyerek şöyle dedi: "Ya Rasûlallah! Allah'a yemin olsun ki, bundan sonra Ha­tice'nin hatıralarını sizden dinlemek istiyorum."İki Cihan Güneşi efendimiz yine bir gün Hz. Hati­ce annemizin hatıralarını anlatırken onun hakkın­da: "Hem çocuk annesi hem de ev işlerini tanzim edendi." buyurdu.O, bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı idi. Yüce Rabbimiz onu Cennette köşkle müjdeledi. Cebrail aley-hisselâm'ı bu müjdeyi bildirmek üzere Rasûlullah (s.a.) efendimize gönderdi ve:"Hatice'ye Rabbinden ve benden selâm söyle. Onu, Cennette inciden yapılmış bir sarayla müjde­le. Orada ne gürültü-patırtı vardır, ne de çalışıp ça­balamak. Zahmet, külfet bulunmayacak." buyurdu.Rabbimiz bizleri annemize lâyık evlâd eyleyip şefa­atlerine nail eylesin. Cennetteki köşkünde cem eylesin. Amin.
Yorumlar (0)add comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
Sonraki >