| Sultân Vahideddin Hân |
|
|
|
| Yazar Hanzala | ||||||||||||||||||||||||
| Friday, 17 December 2004 | ||||||||||||||||||||||||
Son Osmanlı pâdişâhı ve İslâm halifesi Sultan Birinci Abdülmecid Hanın ogullarının en küçügüdür. Annesi Gülistû Sultan’dır. 2 Şubat 1861 târihinde dogdu. Çok küçükken anne ve babasını kaybetti. Agabeyi İkinci Abdülhamid Han tarafından büyütülüp, himâye edildi. Çok zekî olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 Temmuz 1918’de agabeyi Sultan Reşâd’ın vefât ettigi gün pâdişâh ve halife oldu. Saltanata geçtiginde ordu ve donanmaya bir Hatt-ı Hümâyun göndererek Başkomutanlıgı üzerine aldıgını bildirdi. Enver Paşanın Başkumandan Vekili ünvânını Başkumandanlık Kurmay Başkanı şekline çevirdi. Tahta geçişi dolayısıyla hazırlanan Hatt-ı Hümâyunda Pâdişâh: Kabinede adâletin dagıtımı ve güvenligin saglanması husûsunda daha fazla gayret harcamasını, zaruri gıdâ maddelerinin ucuzlatılması için acele tedbir alınmasını, ögretimin arttırılmasını, siyâsi suçluların af edilmesini, savaş bölgesi dışındaki sıkıyönetimin kaldırılmasını, devlet hizmetinde çalışacak olanların nâmuslu kimselerden seçilmesini, kânûni bir sebep olmadıkça kimsenin işinden uzaklaştırılmamasını istedi.
Bu istekler ve yeni icraatı pâdişâhın
devlet işlerinde ve memleket meselelerinde aktif bir yol tutacagının açık
bir deliliydi. Ancak bu sıralarda Birinci Dünyâ Savaşının korkunç
neticeleri alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918’de Mondros Mütârekesi
imzâ edilerek, Birinci Dünyâ Harbi, maglubiyetimizle bitti.
Mütârekeye imzâ koyan delegeler, 10 Kasım 1918’de saraya arz-ı tâzim
için geldiklerinde pâdişâh bunları kabul etmedi. Mütârekeden hemen sonra
Osmanlıları Birinci Dünyâ Savaşına sokan Talât, Enver ve Cemâl Paşalar
3 Kasımda yurt dışına kaçtılar. 24 Kasım 1918’de Pâdişâh Daily
Mail Gazetesi muhâbirine beyânat verdi. Daha sonra Times Gazetesi’nde
de yayınlanan bu beyânatta, Osmanlıların Dünyâ Savaşına girmeleri
sorumlulugunu İttihat ve Terakki Fırkasına yüklüyor, bu suretle felâkete
onları sebep gösteriyordu. Bu beyânatında:“Osmanlı Devletinin harbe katılması
âdetâ bir kazâ neticesidir. Eger siyâsî vaziyetimizle cografi
durumumuz ve millî menfaatlarımız ciddî sûrette nazarı dikkate alınsaydı,
vukû bulan teşebbüsün aslâ mâkul
olmadıgı açıkça anlaşılırdı. Maalesef o zamanki hükûmetin
basiretsizligi bizi bu bâdireye sürükledi ve felâketimize sebep oldu. Eger
ben Makam-ı saltanatta bulunsaydım, bu elim vak’a katiyyen husûle gelmezdi.
’’demiştir.
Neticede İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahideddîn’in
elinde ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idâre etmek kaldı.
16 Mart 1920’de Îstanbul İtilâf devletleri tarafından işgâl
edildi. Yunanlılar İzmir’e, İtalyanlar Güneybatı, Fransızlar da Güney
Anadoluya girdiler.Vahideddîn Han 11 Mayıs 1920’de düşmanların hazırladıgı
ve Anadolu’nun işgâlini ihtivâ
eden Sevr Antlaşmasını bütün baskılara ragmen
imzâlamadı. Osmanlı ordusu tamâmen lagvedildi. Medîne muhâfızı
Fahri Paşa, on ikinci ordu kumandanı Ali İhsan Paşa ve Harbiye Nâzırı
Mersinli Cemâl Paşa gibi degerli kumandanlar Malta’ya sürüldüler.
Yalnız pâdişâhın şahsını korumak için, yedi yüz kişilik maiyyet’i
seniyye kıt’ası bırakıldı. Sultan bu taburu, Ayasofya etrâfındaki
sipere sokup câmiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz
emrini verdi.
İşgâl altındaki Îstanbul’dan vatanın kurtarılmayacagını
anlayan Vahideddîn Han, güvendigi kumandanları Anadolu’ya göndermek
istedi. Ancak bunlar;(Dünyâya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz.) diyerek
gitmeyi reddettiler. Sultanın, kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşecegine
ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündüyse de İngilizler;’’ Eger
Anadolu’ya geçersen Îstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş
bırakmayız.’’ Diyerek engellediler. Bunun üzerine bir gün saraya çagırdıgı
Mustafa Kemâl’i;’’Paşa, paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin.
Bunları unutun. Asıl şimdi yapacagın hizmet hepsinden mühim olabilir.
Devleti kurtarabilirsin.’’ Sözlerinden sonra, büyük yetkilerle
Anadolu’ya gönderdi.
Vahideddîn Han, bundan sonra Îstanbul’daki işgâl kumandanlarını
oyalamak ve Anadolu’daki mücâdeleyi gözden uzak tutmak için türlü siyâsî
gayretler içine girdi. Fakat İngilizler de Türk birligini parçalamak için
pâdişah aleyhine çalışmaktan geri kalmadılar ve aleyhine kampanya başlattılar.
Yegâne arzuları pâdişahı milletin gözünden düşürmekti. Nitekim bunda
ısrar eden İstanbul’daki İngiliz işgâl kuvvetleri, 17 Kasım 1922 Cumâ günü
halîfeyi baskı ve silah zoruyla Dolmabahçe Sarayından motora alarak Malaya
harp gemisine bıraktı. Bu gemi, son Osmanlı pâdişahı ve İslâm halîfesini,
İngilizlerin Türk aydınlarını sürdükleri Malta Adasına götürdü.
Vahideddîn Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayâtından
sonra, 16 Mayıs 1926’da İtalya’da vefât etti. Cenâzesi Şam’a
getirilerek Sultan Selim Câmii Kabristanına defnedildi.
Vahideddîn Han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlıydı. Arada Sultan
Reşâd olmayıp da, İkinci Abdülhamîd Handan sonra tahta çıksaydı, İttihat
ve Terakki hükûmetinin hatâlarını önleyecek, felâketlerin önüne geçecek
kudret ve idâre sâhibiydi. Mala, dünyâya düşkün olmadıgı güzel
ahlâklı ve eşi az görülebilecek kadar fazla nâmuslu oldugu vesîkalarda
göze çarpmaktadır. Çok sevdigi vatanından koparken yanında şahsî ve
pek cüz’î mal varlıgından başka bir şey götürmedigi, ayrılmasının
üzerinden henüz dört yıl geçmeden vefâtında kasaba, bakkala ve fırına
olan borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da
anlaşılmaktadır. Vahideddîn
Hanın vatanının ve milletinin ugradıgı felâketler karşısında
neler düşündügü ve neler hissettigi kayıtlara geçmiş şu hadîseden
çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayında yangın
çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, sultanın geceleri kaldıgı dâireyi
de sarar. O geceyi tesâdüfen Cihannümâ Köşkünde geçirmiş olan Vaideddîn,
yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün
önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede aglayanları
görünce gözleri yaşararak; ’’Benim vatanım ateş içinde, onun yanında
bunun ne kıymeti var.’’ Demekten kendini alamaz. Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
|
||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Kutlu İnsanlar 











