|
Misk kokulu Abdülmuttalib |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Misk kokulu Abdülmuttalib
Misk
kokulu Abdülmuttalib
Peygamber efendimizin babası Hz. Abdullah, Resulullahın dünyayı
teşrifinden önce vefat ettiği için dedesi Abdülmuttalib O'nu himayesine
almıştı.
Abdülmuttalib'in esas ismi Şeybe'dir. Şeybe, babası Haşim vefat
ettiğinde, daha çocuktu. Bir gün Medine'de dayılarının evi önünde
arkadaşlarıyla ok talimleri yapıyordu. Onları seyreden büyükler, Şeybe'nin
alnında parlayan nurdan, onun şerefli bir kimsenin oğlu olduğunu tahmin
ederek hayran kaldılar.
Ok atma sırası Şeybe'ye geldiğinde, yayını gerip hedefe okunu saldı. Ok,
tam isabet edince, o heyecanla; "Ben Haşim'in oğluyum. Elbette okum
hedefini bulur!" dedi. Onun bu sözlerinden, Mekkeli Haşim'in oğlu olduğunu
anladılar.
O sırada Haşim vefat etmişti. Abdü Menaf oğullarından biri Mekke'ye
döndüğünde, Haşim'in kardeşi Muttalib'e; "Medine'de bulunan yeğenin Şeybe
çok akıllı bir çocuk. Alnında da herkesi hayran bırakan bir nur parlıyor.
Böyle kıymetli bir çocuğu yanınızdan ayırmanız doğru mu?" dedi.
Bunun üzerine Muttalib, hemen Medine'ye gitti ve yeğeni Şeybe'yi alarak
Mekke'ye getirdi. Mekke sokaklarında; "Bu çocuk kimdir?" diye soranlara
da; zarar vermemeleri için "Kölemdir" derdi. Bundan sonra Şeybe'nin ismi,
Muttalib'in kölesi anlamına gelen Abdülmuttalib olarak kaldı.
Abdülmuttalib'in mübarek bedeninden misk kokusu gelirdi. Alnında, Allahü
teâlânın habibi Muhammed aleyhisselamın nuru parlar, etrafına hayırlar,
bereketler saçardı. Her ne zaman Mekke beldesine yağmur yağmayıp kıtlık
olsa, Mekkeliler Abdülmuttalib'in eline yapışıp kendisini Sebir dağına
çıkarırlar, dua etmesi için ona yalvarırlardı.
O da kimseyi kırmaz, Allahü teâlâya yağmur ihsan etmesi için dua ederdi.
Cenab- Hak da, Abdülmuttalib'in alnında parlayan sevgili Peygamberimizin
nuru bereketine duasını kabul eder, bol bol yağmur gönderirdi. Böylece
Abdülmuttalib'in günden güne kıymet ve itibarı çoğaldı.
Mekkeliler onu başlarına reis seçtiler. Ona karşı gelen olmaz, emri
altına giren de rahat ve huzur bulurdu. O devrin hükümdarları da,
Abdülmuttalib'in faziletini ve büyüklüğünü tasdik ederlerdi. Sadece İran
kisrası çekemez, açık ve gizli olarak ona düşmanlık beslerdi.
Abdülmuttalib, Hanif dinine tabi olup, Müslüman idi. Bu din,
dedelerinden İbrahim aleyhisselamın dini idi. Bu sebeple, hiç bir zaman
puta tapmadı ve hatta yanlarına bile yaklaşmadı. Kabe'nin etrafında Allahü
teâlâya dua eder, ibadetlerini yapardı. |
|