|
Mübarek göğsünün yarılması |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Mübarek gögsünün yarilmasi
Mübarek göğsünün
yarılması
Süt anne Halime Hatun anlatır:
Server-i alem bir gün sordu:
- Gündüzleri kardeşlerim görünmüyorlar, acaba nerede oluyorlar?
- Koyun gütmeye giderler. Eve, ancak gece gelirler, dedim.
- Beni de onlarla beraber gönder. Ben de koyun güdeyim, dedi.
Bahaneler bulup nice özürler söyledim. Sonunda gönlünün razı olması
için; "Peki" dedim.
Ertesi gün mübarek saçlarını taradım. Elbiselerini giydirip süt
kardeşleriyle beraber gönderdim. Bir kaç gün gidip geldi. Bir gün süt
kardeşi Şeyma kırdan geldiğinde:
- Gözümün nuru oğlum Muhammed nerededir? diye sordum.
- Sahrada anneciğim.
- Ciğerimin köşesi bu sıcağa nasıl dayanıyor?
- Ey anneciğim! O'na asla zarar gelmez. Zira, mübarek başı üzerinde bir
bulut, devamlı O'nunla hareket etmekte; böylece güneşin sıcağından
korunmaktadır.
Neler söylüyorsun? dediğimde, yemin etti. Ancak o zaman rahatladım.
Yine bir öğle vakti süt kardeşi Abdullah koşarak gelip;
- Anneciğim! Acele koş!.. Kureyşi karındaşımla beraber koyun güdüyorduk.
Ansızın gökten yeşiller giymiş iki kimse geldi. Kardeşimi yanımızdan alıp
dağın başına götürdüler. Arkası üzere yatırıp bıçak ile karnını yardılar.
Haber vermek için geldiğimde oradaydılar. Kardeşimin sağ kalıp kalmadığını
bilemiyorum, dedi.
O anda kan başımıa sıçradı. Sür'atle oraya gittik... O'nu sağ gördüm.
Hemen mübarek yüzünü başını öpüp;
- Ey gözümün nuru! Ey alemlere rahmet oğlum! Bu nice haldir? Ve başına
gelen nedir? Seni kim rahatsız etti? diye sordum. O da şöyle anlattı:
"Evden çıktıktan sonra yeşil elbiseli iki kimse gördüm. Birinin elinde
gümüşten bir ibrik, birinin elinde yeşil zümrütten bir leğen vardı. Leğen,
kardan beyaz bir şey ile dolu idi. Beni dağ başına götürdüler. Biri, arkam
üzere yatırdı. Ben seyrederken göğsümü göbeğime kadar yardı. Hiç acı ve
elem duymadım. Elini sokup içinde ne varsa çıkardılar. O beyaz şey ile
yıkayıp yerine koydular. Biri diğerine;Kalk, ben de hizmetimi yerine
getireyim, dedi ve elini sokup yüreğimi çıkardı. İki parça etti ve içinden
siyah bir şey çıkarıp attı. Ve; "Senin vücudunda şeytanın nasibi bu idi.
Çıkarıp attık. Ey Allahü teâlânın sevgilisi! Seni vesveseden şeytanın
hilesinden emin ettik" dedi. Sonra yüreğimi kendi yanlarında olan latif ve
yumuşak bir şey ile doldurdular. Nurdan bir mühürle mühürlediler. Halen o
mührün soğukluğu, bütün azalarımda mevcuttur. Onlardan biri, elini yarılan
yere koyunca yaram iyileşti. O zaman her biri, elimi ve yüzümü öptüler ve
beni burada koyup gittiler."
Baktım, yarılan yer, mübarek göğsünde belli idi.
Sevgili Peygamberimizin başından geçen ve Kur'an-ı kerimin İnşirah
suresinin birinci ayet-i kerimesinde bildirilen bu hadiseye Şakk-ı sadr
yani göğsünün yarılması, denir.
Halime Hatun, dört yaşından sonra O'nu Mekke'ye götürüp annesine verdi.
Dedesi Abdülmuttalib, Halime Hatun'a çok büyük hediyeler verip ihsanda
bulundu. |
|