|
Bahiranın beklediği misafir |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Bahira'nin bekledigi misafir
Bahira'nın
beklediği misafir
Efendimiz on iki yaşlarında iken, Ebu Talib'in Şam'a giden ticaret
kervanına katıldı.. Bu, O'nun ilk yolculuğu... Kervan, Busra'da, bir
manastırın yakınında konakladı.
Bu manastırda Bahira adında bir rahib kalıyordu. Her sabah manastırın
damına çıkıp, kafilelerin geldiği yöne bakar, arayış içinde merakla bir
şeyler beklerdi.
O gün Kureyş kervanı uzaktan görününce, üstünde bir bulutun da onlarla
birlikte süzülüp geldiğini farketmişti. Kervan konaklayınca, Bahira,
Efendimizin altına oturduğu ağacın dallarının O'nun üzerine doğru
eğildiğini de görerek iyice heyecanlanmıştı. Hemen adamlarını göndererek,
Kureyş kervanında bulunanların hepsini yemeğe davet etti.
Kervanda bulunanlar, sevgili Peygamberimizi, mallarının yanında bırakıp,
rahibin yanına gittiler. Bahira, gelenlere dikkatle bakıp;
Yemeğe gelmeyen var mı? diye sordu.
- Evet, bir kişi var, dediler. Çünkü Kureyşliler geldiği halde bulut
hala orada idi. Bunu görünce, kervanda birinin kaldığını anlamıştı. O'nun
da gelmesini istedi. Gelir gelmez, O'na dikkatle bakmaya ve incelemeye
başladı. Ebu Talib'e sordu:
- Bu çocuk senin neyindir?
- Oğlum...
- Mümkün değil... Kitablarda bu çocuğun babasının sağ olmayacağı yazılı.
- O benim kardeşimin oğludur.
- Babası ne oldu?
- Babası, o doğmadan öldü.
- Doğru söyledin!...
Bahira, bu defa, Peygamber efendimize dönüp, putlar adına yemin vermek
istedi. Sevgili Peygamberimiz, "Putların ismiyle yemin verme. Dünyada bana
onlardan büyük düşman yoktur. Ben, onlardan nefret ederim" buyurdu.
Bahira, bu sefer Allahü teâlâ adına yemin verip; pek çok sualler sorup
cevaplarını aldı. Aldığı cevaplar önceden okuduğu kitaplara aynen
uyuyordu. Sonra sevgili Peygamberimizin mübarek gözlerine bakıp, mübarek
gözlerindeki kırmızılığı farketti.
Kalbinin yakın hasıl etmesi için, mühr-i nübüvveti görmeyi istedi.
"Mühr-i Nübüvveti" görünce kendinden geçti. Bütün güzelliği ile doya doya
temaşa etti. Heyecanla öptü ve gözlerinden sel gibi yaşlar boşandı. Sonra
da;
"Ben şehadet ederim ki, sen Allahü teâlânın resulüsün" dedi.
Sesini daha da yükselterek; "İşte Alemlerin efendisi... İşte Allahü
teâlânın alemlere rahmet olarak gönderdiği büyük Peygamber..." dedi.
Bahira, Ebu Talib'e dönerek şu ikazı yaptı:
- Sen bu çocuğu Şam' a götürme! Orada buna zarar verebilirler!
- Bu masum çocuğa neden fenalık yapsınlar?
- Bu, peygamberlerin sonuncusu ve en şereflisidir. Bunun dini, bütün
yeryüzüne yayılır ve eski dinleri nesh eder. İsrailoğulları kendilerinden
gelmediği için O'na düşmandır. Bunun için korkarım ki, mübarek bedenine
bir zarar verirler!
Ebu Talib, Bahira'nın bu sözleri üzerine, Şam'a gitmekten vazgeçti.
Mallarını Busra'da satıp Mekke'ye döndü. Bahira'dan işittikleri, Ebu
Talib'in ömrü boyunca kulaklarında çınladı. Peygamber efendimizi daha da
çok sevdi. O'nu ölünceye kadar korudu ve her işinde yardımcı oldu. |
|