|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
En güvenilir kimse
En güvenilir
kimse...
O; doğru, doğruların doğrusu... Hiçbir ilahi emre mazhar bulunmadığı
gençlik çağında da, insanoğlunun, ruh, selim akıl ve ahlak bakımından en
üstünü...
Her bakımdan insanların en üstünü olan Efendimiz, Mekke halkı arasında
akranlarına göre çok beğenilmiş; güzel ahlakı, insanlara görülmemiş bir
şekilde iyi davranması, sakinliği, yumuşaklığı ve diğer üstün halleriyle
sevilmiştir.
İnsanlar bu hasletlerinden dolayı O'na hayran olmuştur. Mekke halkı,
gördükleri şaşılacak derecedeki doğru sözlülük ve güvenilirlikten dolayı,
O'na "El-Emin" yani kendisine her zaman güvenilir lakabını verdiler.
Böylece gençliğinde bu isimle meşhur oldu.
Peygamberimizin gençlik yıllarında, Araplar koyu bir cahiliyyet devri
yaşıyorlardı. Puta tapmak, içki, kumar, zina, faiz ve daha bir çok çirkin
işler aralarında yaygınlaşmıştı. Sevgili Peygamberimiz onların bu bozuk
hallerinden son derece nefret eder, her kötülüklerinden daima uzak
dururdu.
Bütün Mekke halkı, O'nun bu halini bilirler ve hayret ederlerdi.
Putlardan şiddetle nefret ettiği için asla yanlarına yaklaşmazdı. Putlar
için kesilen kurbanların etlerinden hiç yemedi. Çocukluğunda ve
gençliğinde kendine ait koyunları, Ciyad dağı ve civarında güder, geçimini
böyle sağlardı.
Bu şekilde pek çok bozulmuş olan cemiyetten, uzak dururdu. Bir defasında
Eshab-ı kirama;
- Koyun gütmeyen hiç bir peygamber yoktur, buyurmuştu.
- Ya Resulallah! Siz de mi? dediklerinde:
- Evet ben de güttüm, buyurdu.
Sevgili Peygamberimiz yirmi yaşlarında bulunduğu sıralarda, Mekke'de
asayiş tamamen bozulmuştu. Zulüm son derece yaygınlaşıp; mal, can ve namus
emniyeti kalmamıştı.
Mekke'nin yerli halkı, ticaret ve Kabe'yi ziyaret için gelen yabancılara
haksızlık ve zulmediyorlardı. Zulme uğrayan kimseler, haklarını almak için
müracaat edecek bir yer bulamıyorlardı.
Bu sırada ticaret maksadıyla Mekke'ye gelen Yemenli bir tüccarın
malları, As bin Vail adında bir Mekkeli tarafından zorla elinden alınıp
gasb edilmişti. Bu hadise üzerine Yemenli, Ebu Kubeys dağına çıkıp feryad
ederek, hakkının alınması için kabilelerden yardım istedi.
Artık zulmün had safhaya ulaştığını dile getiren böyle hadiseler
üzerine, Haşim ve Zühre oğulları ile diğer kabilelerin ileri gelenleri
Abdullah bin Cüdan'ın evinde toplandılar.
Yerli, yabancı hiç kimseye zulüm ve haksızlık yapılmamasına, zulme mani
olmaya ve haksızlığa uğrayanların haklarını almaya karar verdiler. Bu
maksadla bir "adalet cemiyeti" kurdular.
Sevgili Peygamberimizin genç yaşta katıldığı bu cemiyete "Hılf-ül-Füdul"
denildi. Daha önce Fadl adında iki kişi ve Fudayl adında biri tarafından
da böyle bir cemiyet kurulmuştu. Onların önceden kurdukları cemiyete
izafeten bu isim verilmişti.
Bu cemiyet, zulmü önleyip, Mekke'de bozulmuş olan asayişi yeniden kurdu.
Tesiri uzun müddet devam etti. Resulullah efendimize, peygamberliği
bildirildikten sonra Eshab-ı kirama anlatıp;
"Abdullah bin Cüdan'ın evinde yapılan muahedede bulundum. Bana o
sözleşme, kırmızı tüylü develere (servete) sahip olmaktan daha sevimlidir.
Şimdi de böyle bir meclise çağrılsam icabet ederim. Zira, İslâmiyet hakkın
yerine gelmesi ve mazlumun kurtulması için nazil oldu." buyurdu. |
|