|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Kavmini azab ile korkut!
"Kavmini
azab ile korkut!"
Sevgili Peygamberimize, peygamberliği bildirildi ve bu ilk vahiyden
sonra üç sene vahiy gelmedi. Bu arada İsrafil aleyhisselam ismindeki melek
gelip, bazı şeyler öğretti. Bunlar vahiy değildi.
Bu zaman zarfında, ara sıra Resulullah efendimiz çok muztarip olurdu.
Efendimiz üzüldükçe, Cebrail aleyhisselam görünerek; "Ey Habibullah! Sen
Allahü teâlânın peygamberisin" der ve üzüntüsünü yatıştırırdı.
Peygamber efendimiz bu günleri şöyle anlatır:
"Vahyin kesildiği zamanda idi. Hira dağından aşağı inerken, ansızın gök
tarafından bir ses işittim. Yukarı baktım. Hazreti Cebrail'i gördüm. Yer
ile gök arasında, bir kürsi üzerinde oturmuş idi. Bana korku geldi. Eve
vardım. Beni bir şey ile örtün, dedim. Hak teâlâ vahiy gönderdi; "Ey
örtüye bürünen Peygamber! Kalk da kavmini Allah'ın azabı ile korkut! ¹man
etmezlerse, azaba uğrayacaklarını kendilerine haber ver. Rabbini tekbir
et. Elbiseni de temiz tut" mealindeki Müddessir suresinin ilk ayetlerini
getirdi. Bundan sonra vahyin arkası kesilmedi."
Fahr-i kainat efendimiz, insanları, İslâm'a davete, Allahü teâlânın emir
ve yasaklarını tebliğe başladı.
Cebrail aleyhisselam, vahy getirirken bazan insan şekline girer ve
Dıhye-i Kelbi'nin suretinde gelirdi. Bazan Peygamber efendimizin kalbine
ilka, telkin ederdi.
Resulullah efendimiz, onu görmezdi. Bazan rüya ile, bazan da dehşet
saçan bir uğultu ile gelirdi. Vahyin, Peygamber efendimize en ağır ve
çetin geleni bu idi. Bu hallerinde Resulullahın en soğuk günde bile
mübarek alınlarından terler dökülür deve üzerinde iseler, vahyin
ağırlığından deve yere çökerdi. Yanında bulunan sahabiler de, vahyin
ağırlığını hissederlerdi. Cebrail aleyhisselam, birkaç defa kendi şekil ve
suretinde geldi.
Allahü teâlâ, meleksiz ve perdesiz, yani hiç bir vasıta olmadan da
Peygamber efendimize vahyetmiştir. Bu hal Mirac gecesinde vaki olmuştur.
Peygamber efendimizin, İslâm'ı tebliği yirmi üç sene devam etti. Bu
zamanın onüç senesi Mekke'de, on senesi de Medine'de geçmiştir. Kur'an-ı
kerim 22 sene 2 ay 22 gün gibi bir zamanda vahyedilip tamamlanmıştır.
Muhammed aleyhisselam ümmî idi. Yani kitap okumamış, yazı yazmamış ve
hiç kimseden ders görmemişti. Mekke'de doğup büyümüş, belli kimseler
arasında yetişmişti. Böyle olduğu halde, Tevrat'ta ve İncil'de, Yunan ve
Roma devirlerinde yazılmış kitaplarda bulunan bilgilerden, hadiselerden
haber verdi.
İslâmiyeti bildirmek için, Hicretin altıncı senesinde Rum, İran ve Habeş
hükümdarlarına ve diğer Arab padişahlarına mektuplar gönderdi. Huzuruna
altmıştan ziyade yabancı elçi gelmiştir.
Bu husus, yani Efendimizin ümmî olduğu Kur'an-ı kerimde mealen; "Sen, bu
Kur'an-ı kerim gelmeden önce, bir kitap okumadın. Yazı yazmadın.
Okur-yazar olsaydın, başkalarından öğrendin diyebilirlerdi" (Ankebut
suresi: 48) şeklinde bildirilmektedir.
Hadis-i şerifte de; "Ben ümmi Peygamber Muhammed'im... Benden sonra
Peygamber yoktur" buyruldu.
Yine Kur'an-ı kerimde mealen şöyle buyurulmaktadır: "O kendiliğinden
konuşmamaktadır. O'nun sözleri, O'na bir vahiy ile bildirilmekte,
öğretilmektedir." (Necm suresi: 3, 4)
Resulullah efendimizin geleceğini haber veren rüyalar, işaretler
görüldü. Efendimiz, Peygamberliğini ispat için mucizeler gösterdi. |
|