|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Ben Allahin Resulüyüm!
"Ben
Allahın Resulüyüm!"
Ebu Leheb'in amansız düşmanlığı, Peygamber efendimizin halasını çok
üzüyordu... Kendisine çıkıştı:
- Ey kardeşim! Kardeşimin oğlunu ve O'nun dinini yardımsız bırakmak sana
yakışır mı? Vallahi bu gün yaşayan alimler, Abdüllmuttalib'in soyundan bir
peygamberin geleceğini bildiriyorlar. İşte, o peygamber budur, dedi.
Ebu Leheb, bu sözler karşısında çirkin konuşmalarına devam etti. Ebu
Talib, Ebu Leheb'e kızarak;
- Ey korkak! Vallahi biz sağ oldukça, O'nun yardımcısı ve koruyucusuyuz,
dedi. Efendimize dönerek de;
- Ey kardeşimin oğlu! İnsanları Rabbine imana davet etmek istediğin
zamanı bilelim; silahlanıp seninle birlikte ortaya çıkarız, dedi.
Bu konuşmaları dinleyen Allahın resulü dedi ki;
- Ey Abdülmuttalib oğulları! Vallahi, Arablar içinde benim size
getirdiğim, dünya ve ahıretiniz için hayırlı olan şeyden daha üstününü ve
daha hayırlısını kavmine getirmiş bir kimse yoktur. Ben sizi, dile kolay
gelen, mizanda ağır basan iki kelimeyi söylemeye davet ediyorum. O da;
Allahdan başka ilah olmadığına ve benim O'nun kulu ve resulü olduğuma
şehadet etmenizdir. Allahü teâlâ sizi buna davet etmemi emretti. O halde,
hanginiz benim bu davetimi kabul eder ve bu yolda yardımcım olur?
Kimseden ses çıkmadı, başlarını önlerine eğdiler. Peygamber efendimiz,
bu sözlerini üç defa tekrarladı. Her söyleyişinde hazret-i Ali ayağa
kalkıyordu. Üçüncü defasında;
- Ya Resulallah! Her ne kadar bunların yaşça en küçüğü isem de, sana ben
yardımcı olurum, dedi.
Bunun üzerine Resulullah efendimiz, hazret-i Ali'nin elinden tuttu.
Diğerleri hayret içinde dağıldılar. Efendimiz, akrabalarının bu tutumu
karşısında çok üzüldüler. Fakat yılmadan, onların Cehennem'den kurtulması,
saadete kavuşması için davete devam ettiler.
Bi'setin dördüncü yılında Hicr suresinin 94. ayet-i kerimesi nazil oldu.
Mealen; "Ey Habibim! sana emrolunan emir ve yasakları açıkla, hak ile
batılın arasını ayır. Müşriklerden yüz çevir!" ilahi emri gelince, sevgili
Peygamberimiz, Mekkelileri açıktan açığa İslâm'a davet etmeye başladı.
Bir gün Safa tepesine çıkıp; "Ey Kureyş halkı! Buraya toplanıp sözlerimi
dinleyiniz!" buyurdu. Kabileler toplandıktan sonra da;
- Ey kavmim! Hiç benden yalan söz işittiniz mi? buyurunca, hepsi birden;
- Hayır işitmedik dediler.
- Allahü teâlâ bana peygamberlik ihsan etti ve beni size peygamber
olarak gönderdi, buyurdu.
Sonra da; "Ey Habibim! Onlara de ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize
gelmiş, Allahü teâlânın resulüyüm. O Allahü teâlâ ki, yerlerin ve göklerin
sahibi ve idarecisidir. O'ndan başka ibadete müstehak yoktur. Her canlıyı
öldüren ve dirilten O'dur..." mealindeki a'raf suresinin 158. ayet-i
kerimesini okudu. Dinleyenlerden, amcası Ebu Leheb kızarak;
- Kardeşimin oğlu divane olmuş! Bizim putlarımıza tapmayanın, dinimizden
ayrılanın sözünü dinlemeyiniz, diye küfürde direterek bağırdı.
Orada bulunanlar dağıldı ve hiç kimse iman etmedi. Peygamber
efendimizin, doğru sözlü, yüksek ahlaklı olduğunu bildikleri halde, yüz
çevirdiler ve düşman kesildiler.
|
|