'Güneşi sağ elime
verseler'!..
Resulullah efendimiz peygamberliğini tebliğe devam ediyor... Bütün
tepkilere rağmen... Bir gün yine, "Buraya geliniz, toplanınız, size mühim
bir haberim var" diye seslendi.
Safa Tepesi'nde toplanan halka sordu:
- Ey Kureyş kabileleri! Ben size, şu dağın ardında bir düşman ordusu
var, üzerinize hücum etmek üzeredir desem, bana inanır mısınız? Onlar:
- Evet inanırız. Çünkü, sende şimdiye kadar doğruluktan başka bir şeye
şahid olmadık. Senin yalan söylediğini hiç görmedik!..
- O zaman beni dinleyin! Ben size geleceği muhakkak olan şiddetli azabın
bildiricisiyim. Allahü teâlâ bana, en yakın akrabalarımı ahıret azabı ile
korkutmamı emretti. Sizi, La ilahe illallahü vahdehu la şerikeleh, diyerek
iman etmeye davet ediyorum. Ben de O'nun kulu ve resulüyüm. Eğer buna iman
ederseniz, Cennet'e gideceksiniz. Siz, "La ilahe illallah" demedikçe, ben
size ne dünyada bir fayda, ne de ahırette bir nasib sağlayabilirim?..
Ebu Leheb'in dışında bir muhalefet gelmedi. Aralarında konuşarak
dağıldılar.
Sevgili Peygamberimiz, bu davetlerden sonra nerede bir kimse veya
topluluk görse, onlara İslâm'ı anlattı. Hakiki kurtuluşun; nefse uymaktan,
zulümden, haksızlıktan ve her türlü kötü işlerden uzaklaşmakla ve Allahü
teâlâya iman etmekle mümkün olacağını bildirdi.
Nefslerinin isteklerine, şehvetlerine uyanlar, zayıfları ezenler ve
azgınlıkta aşırı gidenler buna şiddetle karşı çıktılar. Bütün bu bozuk
işlerine son verileceğini görerek, Muhammed aleyhisselamın bildirdiklerini
inkar ettiler. O'na ve inananlara düşman oldular.
Müşrikler, önce alay ediyorlardı. Sonra baskı ve işkencelerini
arttırmaya karar verdiler. Müminleri sindirmek, İslâm davasına zarar
vermek istiyorlardı.
Bir gün Utbe, Şeybe ve Ebu Cehl, Ebu Talib'e; "Sen bizim büyüğümüzsün.
Biz, sana daima saygı gösterir, hürmet ederiz. Şimdi, kardeşin oğlu, yeni
bir din kurdu. Putlarımıza söğüp bizi kafirlikle itham ediyor. Kendisine
nasihat et. Bu işten vazgeçir. Şayet vazgeçmezse, O'nun hakkından nasıl
gelineceğini biz biliriz..." dediler.
Ebu Talib, onları yatıştırarak geri gönderdi ve durumu Peygamberimiz
üzülmesin diye, O'ndan sakladı. Müşrikler, bir müddet sonra tekrar
toplanıp, Ebu Talib'e yine geldiler, onları oyalamaya çalıştı. Fakat
inadlarında ısrar ettiler.
Ebu Talib, çok sevdiği yeğeninin kırılmasını istemediği gibi, kavmiyle
aralarında herhangi bir düşmanlık çıkmasını da arzu etmiyordu.
Peygamberimize gelip;
- Ey Muhammed! Bütün kavim sana düşmanlıkta birleştiler ve bana şikayete
geldiler. Akraba arasında düşmanlık, iyi değildir. Onlar kendilerine kafir
dememeni ve bozuk yolda olduklarını söylemeyip, kötülememeni isterler,
dedi.
Bunun üzerine Efendimiz;
- Ey amca! Şunu bil ki, güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler ben
asla bu dinden ve onu insanlara tebliğ etmekten, bildirmekten vazgeçmem.
Ya, Allahü teâlâ bu dini bütün cihana yayar, vazifem biter; veya bu yolda
canımı feda ederim, buyurdu ve ayağa kalktı.
Mübarek gözleri yaş ile dolmuştu. Resulullah efendimizin üzüldüğünü
gören Ebu Talib, söylediklerine pişman oldu ve O'nun boynuna sarılarak;
- Ey kardeşimin oğlu! Yoluna devam et, istediğini yap. Ben hayatta
oldukça seni himaye edip, koruyacağım, bundan endişen olmasın! dedi. |