|
Onun düşmanı benim düşmanımdır! |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
O'nun düsmani benim düsmanimdir!
"O'nun düşmanı benim
düşmanımdır!"
Müşrikler, düşmanlıklarının dozunu gün be gün artırıyorlar...
Peygamberimize mani olmak için her yolu deniyorlar... Bir gün müşriklerin
ileri gelenlerinden on kişi, Umare bin Velid'i de yanlarına alarak Ebu
Talib'e gittiler:
- Ey Ebu Talib! Bilirsin ki, bu Umare, Mekke gençlerinin, en güçlüsü, en
ahlaklısıdır. Ayrıca şairdir. Onu sana verelim, kendi işlerinde kullan.
Umare'nin karşılığında bize Muhammed'i ver, öldürelim. Sana adam
karşılığında adam! Daha ne istersin! dediler.
Ebu Talib, bu söze son derece hiddetlendi.Sabrı taşmıştı artık:
- Siz, önce bana kendi oğullarınızı verin. Onları ben öldüreyim. Ondan
sonra yeğenimi vereyim.
- Bizim çocuklarımız, O'nun yaptığını yapmıyor ki...
- Yemin ederim ki, benim yeğenim sizin çocuklarınızın cümlesinden
hayırlıdır. Demek, siz oğlunuzu bana verecek, benim ciğerparemi alıp
öldüreceksiniz ha!...
Dişi deve bile yavrusundan başkasını özlemez ve esirgemez. Bu iş akıl ve
mantıktan çok uzaktır. Artık iş çığrından çıkmıştır. Kim ciğerparem
Muhammed'in düşmanı ise, ben de onun düşmanıyım. Bunu böylece bilin ve
elinizden ne gelirse yapın! dedi.
Müşrikler, hışımla yerlerinden kalkıp gittiler. Ebu Talib, hemen Haşim
oğullarını ve Abdülmuttalib oğullarını topladı. Onlara durumu anlatıp;
sevgili Peygamberimize yardım etmeye ikna etti. Resulullah'ı öldürmeye
kalkan kollar kırılacaktı. Bu konuda müşriklere karşı birleştiler. Sadece
Ebu Leheb katılmadı
Ebu Talib onlara;
- Ey yiğitler! Yarın herbiriniz kılıçlarınızı belinize takın ve benim
ardımdan gelin dedi.
Ertesi günü Ebu Talib, Peygamber efendimizin evine gitti. Hep beraber
Harem-i şerife doğru yürüdüler. Haşim oğullarının yiğitleri onları takib
ediyorlardı. Kabe'ye varıp müşriklerin karşılarına geçtiler.
Ebu Talib, müşriklere;
- Ey Kureyş topluluğu! Kardeşimin oğlunu öldürmeye karar aldığınızı
duydum. Bu arkamdaki gençlerin, elleri kılıçlarında sabırsızlıkla bir
işaretimi beklediklerini biliyor musunuz? Yemin ederim ki, Muhammed'i
öldürecek olursanız, hiç birinizi sağ bırakmam!... dedikten sonra, sevgili
Peygamberimizi öven şiirler söylemeye başladı. Başta Ebu Cehl olmak üzere,
orada bulunan müşrikler dağıldılar.
Kureyş'in ileri gelen müşrikleri, artık, Peygamber efendimizi yalnız
gördükleri zaman, üzerine saldırırlar, hakaret etmeye, hatta dövmeye
kalkışırlardı. Eshabına da işkence yapmaktan geri durmazlardı.
Bir gün Kureyş'in ileri gelen müşrikleri, Kabe-i şerifin yanında
oturuyorlardı. Peygamber efendimizden bahsetmeye başladılar.
O anda Efendimiz, Kabe'yi ziyarete geldi. Hacer-i esvedi öpüp tavafa
başladı. Onların yanından geçerken, müşrikler, Peygamber efendimize
hakaret dolu sözler söylemeye başladılar. Resulullah efendimiz buna çok
üzüldüler. Fakat bir şey demeyip tavafa devam ettiler.
Üçüncü defa yanlarından geçerken yine de merhamet edip şöyle buyurdu;
- Ey Kureyş! Beni dinleyin! Nefsim yed-i kudretinde bulunan Allahü
teâlâya yemin ederim ki, bana, sizin perişan olacağınız bildirildi... |
|