O Allahın Resulüdür!"
Hükümdar Necaşi, İslâmiyet hakkında bilgi sahibi olmak istiyordu. Hz.
Ca'fer'e sordu:
- Siz, bulunduğunuz dini bırakıp, ne diye başkasına uydunuz? Kavminizin
dininden ayrıldığınıza; benim dinimde de olmadığınıza göre, sizin
inandığınız bu din nasıldır? Hakkında bilgi veriniz?
- Ey Hükümdar! Biz cahil bir millet idik. Putlara tapardık. Leş yer, her
türlü kötülüğü işlerdik. Akrabalarımızla münasebetlerimizi keser,
komşularımıza iyi davranmazdık. Kuvvetlilerimiz, zayıflara zulmeder ve
merhamet nedir bilmezlerdi. Allahü teâlâ bize, kendimizden; doğruluğunu,
eminliğini, iffet ve temizliğini, soyunun düzgünlüğünü bildiğimiz bir
peygamber gönderinceye kadar bu vaziyette kaldık. O peygamber bizi; Allahü
teâlânın varlığına ve birliğine inanmaya, O'na ibadete, bizim ve
atalarımızın tapındığı taşları ve putları bırakmaya davet etti. Doğru
sözlü olmayı, emanete hıyanet etmemeyi, akrabalık haklarını gözetmeyi,
komşularla güzel geçinmeyi, günahlardan ve kan dökmekten sakınmayı
emretti. Her türlü ahlaksızlıklardan, yalan söylemekten, yetimlerin malına
el uzatmaktan, namuslu kadınlara iftira etmekten bizi sakındırdı. Bize,
Allahü teâlâya eş, ortak koşmaksızın ibadet etmeyi emretti. Biz de kabul
ettik ve Allahü teâlâdan ne getirmişse hepsine inandık ve söylediklerini
yerine getirdik. Allahü teâlâya ibadet ettik. O'nun bize haram kıldığını
haram, helal kıldığını helal bildik ve öyle amel ettik. Bu yüzden
kavmimiz, bize düşman olup, zulmetti. Bizi dinimizden döndürüp, Allahü
teâlâya ibadetten vazgeçirip, tekrar putlara tapmak için türlü işkencelere
ve mihnetlere uğrattılar. Bize zulmettiler. Bizi sıkıştırdıkça
sıkıştırdılar. Bizimle dinimizin arasına girdiler ve dinimizden ayırmak
istediler. Biz de yurdumuzu, yuvamızı bırakarak senin ülkene sığındık.
Seni, başkalarına tercih ettik. Senin himayene, komşuluğuna can attık.
Senin yanında zulme, haksızlığa uğramayacağımızı ummaktayız..
Bütün bu söylenenleri dikkatle dinleyen Necaşi sordu:
- Sen, Allah'ın bildirdiklerinden biraz biliyor musun?
- Evet, biliyorum.
Hazret-i Ca'fer de Meryem suresinin ilk ayetlerini okudu... Necaşi
kendisini tutamayarak;
-Vallahi, bu aynı kandilden fışkıran bir nurdur, dedi. Kureyş elçilerine
dönerek;
- Gidiniz, vallahi, ben ne onları size teslim eder, ne de bunlar
hakkında bir kötülük düşünürüm, dedi.
Sonra Müslümanlardan Resulullah ve dini hakkında bilgi aldı.
Anlatılanları büyük bir sükunet içinde dinleyen Necaşi muhacirlere dönerek
dedi ki:
- Sizi ve yanından geldiğiniz zatı tebrik ederim! Ben şuna inandım ki,
O, Allah'ın resulüdür. Zaten biz, O'nu İncil'de görmüştük. O Resulü,
Meryem oğlu İsa da haber verdi. Vallahi eğer O, buralarda olsaydı, gidip
onun eşyalarını taşır, ayaklarını yıkardım! Gidiniz! Ülkemin el değmemiş
kısmında, her türlü tecavüzden uzak, emniyet ve huzur içinde yaşayınız.
Size kötülük edeni helak ederim. Bana dağ kadar altın verseler sizlerden
birini üzüntüye sokmam,dedi.
Hükümdar Necaşi, bundan sonra, Kureyş elçilerinin hediye kılıfında
getirdikleri rüşvet için;
-Benim bunlara ihtiyacım yoktur, diyerek hediyelerini iade etti.
Kureyş elçileri, Necaşi'nin huzurundan elleri boş ve perişan halde
döndüler. Bahtiyar Necaşi de İslâmiyeti seçmiş, Eshab-ı kiramı da
ziyadesiyle sevindirmişti... |