|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Boşuna beklediler
Boşuna beklediler...
Abluka bütün şiddetiyle, acımasızlığıyla devam ediyor... Böylece Ebu Talib
Mahallesi'nde bulunanları açlıktan öldüreceklerini veya Haşimoğullarının
pişman olup Peygamber efendimizi kendilerine teslim edeceklerini
sandılar...
Bu hal her sene Kabe'nin ziyaret mevsimine kadar devam ederdi.
Geleneklere göre bu mevsimde kan dökülmezdi. Bu sebeple Haşimoğulları
serbestçe Mekke'ye giderler, alış-veriş yaparak bir senelik ihtiyaçlarını
karşılamaya çalışırlardı.
Onlardan birisi bir tüccarın yanına mal almaya gelse, müşriklerin ileri
gelenlerinden Ebu Leheb ve Ebu Cehil gibi müşrikler hemen yetişip
tüccarlara;
"Ey tüccarlar! Muhammed'in eshabına karşı fiyatlarınızı çok yükseltiniz.
Öyle ki, pahalı olmasından dolayı kimse bir şey satın alamasın! Bundan
dolayı mallarınız satılmayıp, elinizde kalırsa biz hepsini almaya hazırız"
derlerdi.
Onlar da mallarına yüksek fiyat söyler, Müslümanlar alamadan geri
dönerlerdi...
Bu yolda sevgili peygamberimiz, hazret-i Hadice validemiz, Ebu Bekir-i
Sıddik bütün mallarını harcadılar, çocukların açlıktan göklere çıkan
feryatlarını dindirmeye çalıştılar.
Elde avuçta olanlar bitince, otları, ağaç yapraklarını yiyerek açlıklarını
gidermeğe çalıştılar. Çocukların ağlamalarını kesmek için, kurumuş deri
parçalarını ıslatıp ateşte pişirerek yedirdiler
Başta Peygamber efendimiz ve diğer Eshab-ı kiram efendimiz açlıktan
mübarek karınlarına taş bağladılar. Çocukların ağlamalarını kesmek için
anneler bir deri bir kemik kalmışlardı. Müşriklerden biri acıyıp da
gizlice bir şey getirseydi, onu döverler çok hakaret ederlerdi. Velhasıl
geliş-gidiş kesilmiş ve Müslümanlar zor duruma düşmüşlerdi.
Müşrikler, yaptıkları bu şiddetli zulüm ile Haşimoğullarının yola gelip,
Ebu Talib'in, Peygamber efendimizi kendilerine teslim etmesini bekleyip
durdular. Ebu Talib Mahallesi'ndeki Müslümanlar ise onların bu
düşüncelerinin tam tersine Peygamber efendimizi koruyor ve ona zarar
gelmemesi için her tedbire başvuruyorlardı.
Ebu Talib, olabilecek bir suikastı önlemek için, Resulullah efendimizin
yattığı yere nöbetle muhafızlar koyuyor veya kendi evinde yatmasını
sağlıyordu. Peygamber efendimiz ise hiç çekinmeden, Allahü teâlânın emrini
yerine getirmek, İslâmiyet'i yaymak için bir saniyesini boşa harcamıyor,
insanlari dine davet ederek onların Cehennem'den kurtulmalarına sebep
olmak için uğraşıyor, bu yolda, sabırla nasihatine devam ediyordu.
O'nu yalanlayan Kureyşli müşriklerin de, açlığın ne demek olduğunu
anlamaları için bir gün Resulullah efendimiz;
"Ey Allahım! Şunlara da, Yusuf'un (aleyhisselam) zamanındaki yedi kıtlık
yılı gibi yedi kıtlık azabı vererek bana yardım eyle" diyerek dua
buyurdular.
Bundan sonraki günlerde, gökyüzünden bir damla yağmur yağmadı. Toprak
susuzluktan kavruldu. Yerde yeşil bir nebata rastlanmaz oldu. Kureyşli
müşrikler neye uğradıklarını şaşırdılar.
Açlıktan, gökyüzüne baktıklarında her tarafı duman kaplamış gibi
görürlerdi. Akılları başlarına gelip, yaptıkları zulmün büyüklüğünü anlar
gibi oldular. İçlerinden Ebu Süfyan'ı, Peygamber efendimizin huzur-ı
şeriflerine gönderdiler. "Bu felaketin üzerimizden kaldırılması için
Rabbine bir dua ediver; Allah, senin yaptığın duayı kabul eder. Eğer böyle
bir duada bulunursan, cümlemiz iman edeceğiz!.." diyerek yemin ettiler. |
|