Eli havada kaldı...
Sevgili Peygamberimiz, insanların en bahtiyarlarından olan Eshabıyla, bir
benzeri daha bulunmayan sohbetler ederek, onların kalblerini
nurlandırırdı.
Gelen ayet-i kerimeleri izah eder, anlatılmayan, anlaşılmayan hiç bir şey
bırakmazdı. Bu arada müşriklerin de imana gelmesi için, toplandıkları
yerlere gider, bıkmadan ve yılmadan imana davet ederdi.
Bu duruma, Ebu Cehil ile Velid bin Mugire çok kızar;
"Bu gidişle Muhammed, herkesi kendi dinine çevirecek, putlarımıza tapan
kimse bırakmayacak" derlerdi.
Bir gün, bu işi bitirmenin tek çaresi, alemlerin efendisi olan sevgili
Peygamberimizi öldürmek olduğunda karar kıldılar... Ebu Cehil, Velid bin
Mugire'yi ve Mahzum oğullarından birkaç delikanlıyı yanına alarak
Beytullah'a geldi. O anda sevgili peygamberimiz namaz kılıyordu.
Ebu Cehil, eline aldığı bir taş ile hemen ileri atıldı. Habib-i ekrem ve
Nebiyy-i muhterem efendimize, taşı vurmak üzere elini kaldırdığı an,
elleri havada hareketsiz kaldı. Hiçbir şey yapamadı ve şaşkına döndü. O
hali ile geldiği yere gitti. Müşriklerin yanına varınca, eli eski haline
döndü ve taş yere düştü.
Aynı taşı Mahzum oğullarından biri kapıp; "Göreceksiniz! O'nu ben
öldüreceğim!.." diyerek, Peygamber efendimize doğru yürüdü. Yaklaşınca,
bir anda gözü kör olup, etrafı göremez oldu.
Bunun üzerine, Mahzum oğulları hep birlikte sevgili Peygamberimize doğru
ilerlediler. Peygamber efendimize iyice yaklaştıkları an, onu göremez
oldular. Fakat mübarek sesini işitiyorlardı.
Sesin geldiği yere yürüdüklerinde, ses arkalarından, arkaya döndüklerinde
ise, önceki yerden gelmeye başladı. Aynı hale birkaç defa şahid oldular.
Sonunda şaşkına dönüp; resulullah efendimize hiçbir şey yapamadan orayı
terkettiler. Bunun üzerine, Allahü teâlâ ayet-i kerime gönderip, mealen;
"Onların önlerine set çektik. Gözlerini perdeledik. Artık görmezler"
buyurdu. (Yasin suresi: 9)
Müşrikler, sevgili Peygamberimizden pek çok mucizeler gördükleri halde,
inatlarından iman etmiyorlar, üstelik Müslüman olan çocuklarına,
kardeşlerine, akraba ve arkadaşlarına eziyet ve zulümden geri
kalmıyorlardı.
Onların gittikçe şiddetlenen bu zulüm ve işkencelerine, sevgili
Peygamberimiz çok üzüldüler. Bu defa da Mekke dışına yöneldiler... Mekke
yakınlarında bulunan Taif'e giderek, oranın halkını İslâm'a davet etmeyi
düşündüler. Bu sebeple, yanlarına Zeyd bin Harise'yi alıp Taif'e vardılar.
Taif'in ileri gelenlerinden Amr'ın oğulları; Abdi Yalil, Habib ve Mes'ud
ile görüştüler. Onlara İslâm'ı anlatıp, Allahü teâlâya iman etmelerini
istediler. Onlar iman etmedikleri gibi, hakarette bulundular, üstelik;
-Allahü teâlâ peygamber göndermek için, senden başka kimse bulamadı mı?
Allahü teâlâ senden başkasını peygamber göndermeye aciz mi?
Memleketimizden çık git! Nereye istersen oraya git!.. Senin kavmin,
söylediklerini kabul etmedi de onun için buraya geldin değil mi? Yemin
ederiz ki, biz de senden uzak duracağız. Hiç bir isteğini kabul
etmeyeceğiz, dediler.
Resulullah efendimiz, onların yanından üzüntü ile ayrıldılar. Sakif
kabilesini bir ay İslâmiyet'e davet ettiler, fakat hiç biri iman etmediği
gibi, ayrıca alay ettiler, işkence yaptılar ve yuhaladılar.
Çocukları ve gençleri, geçeceği yol kenarlarına dizerek taşa tuttular ve
üzerine saldırttılar. |