|
Vurmayın, Resulullahtır O! |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Vurmayın, Resulullahtır O!
"Vurmayın, Resulullahtır O!"
Kendilerine, cenab-ı Hakkın son dinini tebliğ için gelen, onları sonsuz
Cehennem ateşinden kurtarmaya çalışan Kainatın efendisini baş tacı
edecekleri yerde, Taifliler taşa tuttular. Atılan taşlara, hazret-i Zeyd,
vücudunu siper ederek Peygamberimize bir zarar gelmesini önlemeye
çalışıyordu.
Zeyd hazretleri, sevgili Peygamberimizin etrafında dört dönüyor, taşların
O'na değmemesi için çırpınıyordu. O'nun mübarek vücuduna bir zarar
gelmesin diye kendisine gelen taşlara aldırmıyordu. Canını böyle günlerde
feda etmek için fırsat beklemiyor muydu? İşte, alemlerin efendisini
taşlıyorlar, eziyet, işkence yaparak yurtlarından çıkarmaya
çalışıyorlardı.
Hazret-i Zeyd, Peygamber efendimizi korumak için sağa-sola koşturdukça,
taşlar; başına, vücuduna, ayaklarına birbiri peşine değiyordu. Bu sebeple,
hazret-i Zeyd'in her tarafı kanlar içinde kalmıştı... Sevgili Peygamberini
korumak için varını yoğunu harcıyor, taş atan zalimlere karşı avazı
çıktığı kadar;
-Yapmayın!.. Vurmayın!.. O alemlerin efendisidir! Resulullah'tır O!..
Benim vücudumu parça parça yapın, fakat Peygamberime bir zarar gelmesin!..
diye bağırıyordu.
Zeyd bin Harise'yi aşarak, Resulullah efendimize gelen taşlar, Efendimizin
mübarek ayaklarını kanlar içinde bırakmıştı.
Sevgili Peygamberimiz, üzüntülü, yorgun ve yaralı bir halde, Utbe ve Şeybe
ismindeki iki kardeşin bağına yaklaştılar... Orada, bütün mü'minlerin
canlarını feda etmek istediği Resulullah efendimiz, mübarek ayaklarından
akan kanları sildiler. Abdest alıp, ağacın altında iki rek'at namaz
kıldılar. Sonra mübarek ellerini kaldırıp münacatta bulundular.
Bu hali, bağ sahipleri seyrediyordu... Resulullah efendimizin başına
gelenleri görmüşler, garipliğine şahid olmuşlardı. Merhamet damarları
harekete geldi. Addas ismindeki köleleri ile üzüm gönderdiler. Sevgili
Peygamberimiz, üzümü yerken Besmele çekti. Üzümü getiren köle Hıristiyan
idi. Besmeleyi işitince şaşırıp sordu:
-Yıllardır buralardayım, kimseden böyle bir söz duymadım. Bu nasıl
kelamdır?
- Sen neredensin?"
- Nineveliyim.
- Yunus'un (aleyhisselam) memleketinden imişsin.
- Sen Yunus'u nerden tanıyorsun? Onu, buralarda kimse bilmez.
- O, benim kardeşimdir. O da, benim gibi peygamber idi.
- Bu güzel yüzün, bu tatlı sözlerin sahibi yalancı olamaz. Ben inandım ki,
sen Allah'ın Resulüsün, diyerek hemen Kelime-i şehadet getirip Müslüman
oldu. Sonra da:
- Ya Resulallah! Yıllardır bu zalimlere, bu yalancılara kölelik ettim.
Herkesin hakkını yiyorlar. Herkesi aldatıyorlar. Hiç iyi tarafları yok.
Dünyalık toplamak ve şehvetlerini tatmin için her alçaklığı göze
alıyorlar. Onlardan nefret ediyorum. Sizinle birlikte gitmek, size
hizmetle şereflenmek, cahillerin, ahmakların size yapacağı saygısızlıklara
hedef olmak, mübarek vücudunuzu korumak için feda olmak istiyorum,
dedi.Resulullah efendimiz, tebessüm ederek;
- Şimdi efendilerinin yanında kal! Az zaman sonra, adımı her yerde
işitirsin. O zaman bana gel! buyurdu. |
|