|
Sana hiçbir zarar gelmez! |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Sana hiçbir zarar gelmez!
"Sana hiçbir zarar gelmez!"
Mekke'den hicret edip kendilerine sığınan muhacirleri, Medineliler çok iyi
karşılayıp, misafir ettiler. Onların rahat etmeleri için hiçbir
fedakarlıktan kaçınmadılar. Kan kardeşliğinden de öte bir kardeşlik
meydana geldi. Aralarında kuvvetli bir birlik meydana geldi.
Medine'ye hicret; Resulullah'ın da hicret edip Müslümanların başına
geçeceği ihtimaliyle, Mekkeli müşrikleri telaşlandırmıştı.
Önemli işleri görüşmek için bir araya geldikleri Dar-ün-Nedve'de
toplandılar, ne yapacaklarını konuşmaya başladılar. Şeytan, Şeyh-i Necdi
kılığında yani ihtiyar bir Necdli şeklinde müşriklerin yanına geldi.
Konuşmalarını dinledi. Çeşitli teklifler öne sürüldü. Fakat hiç biri
beğenilmedi.
Sonra şeytan söze karıştı ve; "Düşündüklerinizin hiçbiri çare olamaz.
Çünkü O'ndaki güler yüz ve tatlı dil her tedbiri bozar. Başka çare
düşününüz" diyerek fikrini söyledi.
Kureyşin reisi olan Ebu Cehil; "Her kabileden kuvvetli bir kimse seçelim.
Ellerinde kılıçları ile Muhammed'in üzerine saldırsınlar. Kılıç vurup
kanını döksünler. Kimin öldürdüğü belli olmasın. Böylece mecburen diyete
razı olurlar. Biz de diyetini verir, sıkıntıdan kurtuluruz" dedi. Şeytan
da, bu fikri beğendi ve hararetle teşvik ve tavsiye etti.
Müşrikler bu hazırlık içindeyken Allahü teâlâ, Resulüne hicret emri verdi.
Cebrail aleyhisselam gelerek, müşriklerin kararını ve o gece yatağında
yatmamasını bildirdi.
Sevgili Peygamberimiz hazret-i Ali'ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı
emanetleri sahiplerine vermesini söyleyerek, "Bu gece yatağımda yat uyu,
şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez" buyurdu.
Hazret-i Ali, Peygamber efendimizin emr ettiği şekilde yattı.
Habibullah'ın yerine hiç korkmadan kendi nefsini feda etmeye hazırdı.
Hicret gecesi müşrikler, Resulullah efendimizin saadethanelerinin etrafını
sarmışlardı. Peygamber efendimiz mübarek evlerinden çıktılar. Yasin-i
şerif suresinin başından on ayet-i kerimeyi okudular ve bir avuç toprak
alıp kafirlerin başına saçtılar. Oradan uzaklaştılar.
Bir müddet sonra müşriklerin yanına biri gelip; "Burada ne bekliyorsunuz?"
diye sorunca; "Muhammed'in evden çıkmasını" diye cevap verdiler. O gelen;
"Yemin ederim ki, Muhammed aranızdan geçip gitti, başınıza da toprak
saçtı" dedi.
Müşrikler, ellerini başlarına götürdüler. Hakikaten, başlarında toprak
buldular. Derhal kapıya hücum edip içeri girdiler. Hazret-i Ali'yi, Resul
aleyhisselamın yatağında görünce, Resul-i ekremin nerede olduğunu
sordular.
Hazret-i Ali; "Bilmem! Beni, O'nun muhafazasına memur mu ettiniz?" dedi.
Bunun üzerine hazret-i Ali'yi tartakladılar. Kabe'nin yanında bir müddet
hapsettikten sonra bıraktılar. Müşrikler, Resulullah efendimizi bulmak
için dışarıya çıkıp aramaya başladılar.
Önce hazret-i Ebu Bekir'in evine giderek, kızı Esma'ya sordular. Cevap
vermeyince döğdüler. Her yeri aramalarına rağmen, bulamadılar ve çılgına
döndüler.
En azılıları olan Ebu Cehil, Mekke ve civarında tellallar bağırtarak,
sevgili Peygamberimizi ve hazret-i Ebu Bekir'i bulup getirenlere ve
yerlerini bildireceklere 100 deve vereceğini vaad etti. Onun bu vaadini
duyan ve mala tamah eden bazı kimseler silahlanıp, atlarına binerek
aramaya koyuldular. |
|