Resulullaha da izin verildi
Resulullah efendimiz, hazret-i Ebu Bekir'in evine teşrif edip, "Hicret
etmeme izin verildi" buyurunca, Ebu Bekir-i Sıddik heyecanla; "Mübarek
ayağınızın tozuna yüzümü süreyim ya Resulallah!.. Ben de beraber miyim?"
diye sorunca, Efendimiz, "Evet..." buyurdular.
Hazret-i Sıddik, sevincinden ağladı. Gözyaşları arasında; "Anam-babam,
canım sana feda olsun ya Resulallah! Develer hazır. Hangisini murad
ederseniz onu kabul buyurunuz" dedi. Alemlerin sultanı; "Benim olmayan
deveye binmem. Ancak parası ile satın alırım" buyurdular. Bu kesin emir
karşısında mecbur kalan hazret-i Sıddik, devenin fiyatını söyledi.
Hazret-i Ebu Bekir, Abdullah bin Üreykıt isminde, kılavuzluğu ile meşhur
olan zatı çağırıp, yol göstermesi için ücretle tuttu ve develeri üç gün
sonra Sevr dağındaki mağaraya getirmesini emretti.
Safer ayının 27'sinde Perşembe günü, Peygamber efendimiz ve Ebu Bekir-i
Sıddik yanlarına bir miktar da yiyecek alarak yola çıktılar. İzleri belli
olmasın diye parmaklarına basarak gidiyorlardı. Hz. Ebu Bekir,
Resulullah'ın çevresinde, bazan sola, bazan sağa, öne, arkaya gidiyordu.
Peygamberimiz, niçin böyle yaptığını sorunca, "Etraftan gelecek bir
tehlikeyi önlemek için. Eğer bir zarar gelirse önce bana gelsin. Canım
yüksek zatınıza feda olsun ya Resulallah!" dedi.
Server-i alem efendimiz buyurdular ki: "Ya Eba Bekir! Başıma gelecek bir
musibetin, benim yerime, senin başına gelmiş olmasını ister misin?"
Hazret-i Sıddik; "Evet ya Resulallah! Seni hak dinle, hak peygamber olarak
gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, gelecek bir musibetin, senin
yerine, benim başıma gelmesini isterim" dedi.
Sevgili Peygamberimizin nalini dar olduğundan, yolda parçalandı ve mübarek
ayakları yaralandı, yürüyecek hali kalmamıştı. Güçlükle dağa çıkıp
mağaraya ulaştılar.
Kapı önüne geldiklerinde, hazret-i Ebu Bekir, "Allah için ya Resulallah,
içeri girmeyin! Ben gireyim, orada zararlı bir şey varsa, bana gelsin,
mübarek zatınıza bir keder, bir elem değmesin" dedi ve içeri girdi.
İçeriyi süpürüp temizledi. Sağında, solunda irili ufaklı birçok delik
vardı. Hırkasını parçalayıp, delikleri kapadı, fakat biri açık kaldı. Onu
da ökçesi ile kapayıp, Resulullah'ı içeri davet eyledi.
Peygamber efendimiz içeri girdi ve mübarek başını Ebu Bekir'in kucağına
koyup uyudu. O zaman, hazret-i Sıddik'in ayağını yılan soktu.
Resulullah'ın uyanmaması için sabredip, hiç hareket etmedi. Fakat gözyaşı
Resulullah'ın mübarek yüzüne damlayınca; "Ne oldu ya Eba Bekir?"
buyurdular.
Hazret-i Ebu Bekir; "Ayağım ile kapattığım delikten, bir yılan ayağımı
soktu" dedi. Resulullah efendimiz, Ebu Bekir'in yarasına, iyi olması için
mübarek ağzının suyundan sürünce, acısı hemen dindi, şifa buldu.
Resulullah efendimiz ve Ebu Bekir-i Sıddik içerde iken, müşrikler, iz
takib ede ede mağaranın önüne kadar geldiler. Ağzını bir örümceğin
ördüğünü ve iki güvercinin de yuva yaptığını gördüler.
İz sürücü Kürz bin Alkame; "İşte burada iz kesildi" dedi. Müşrikler,
"Eğer, onlar buraya girmiş olsalardı, kapının üzerindeki örümcek ağının
yırtılmış olması lazım gelirdi" dediler. |