|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
El ele, gönül gönüle
El ele, gönül gönüle...
Medine'ye hicret eden Muhacirlerden bazıları hastalanmıştı. Medine'nin
havasına, suyuna alışamamışlardı. Mekke'nin özlemini çekiyorlardı.
Efendimiz dua buyurdu:
"Ya Rabbi, Mekke'yi sevdirdiğin gibi, bize Medine'yi de sevdir. Daha çok
sevdir... Bereket ver... Medine'yi bize sağlık yatağı eyle!"
Resulullahın bu duasından sonra, muhacirlere yeni bir hayat geldi. Kısa
zamanda Medine'ye ısındılar. İslâmiyeti yaymak için her şeye katlandılar,
hatta sıkıntılardan zevk alır hale geldiler.
Peygamber efendimiz, Medine-i münevverede daha sıkı bir bağlılığın tesisi
için, hicret eden Muhacirleri ve onları evlerinde barındıran Ensarı
birbirlerine kardeş yaptılar.
Hazret-i Ali en sona kalınca;
-Ya Resulallah! Beni unuttunuz mu? diye sormuştu. O zaman Alemlerin
efendisi;
- Sen, dünyada ve ahırette benim kardeşimsin buyurmuştu.
Bu kardeşlik maddi ve manevi yardımlaşma esasına dayanıyordu. Böylece
yurtlarından, yuvalarından ve akrabalarından ayrı kalmanın mahzunluğu bir
mikdar da olsa giderilmiş olacaktı.
Zaten Medineli Müslümanlar, Allahü teâlânın dinini yaşayabilmek ve
yayabilmek için memleketlerini terk eden muhacir kardeşlerine bağırlarını
açmışlar, evlerine buyur etmişler, onlara her türlü yardımı yapmak için
canla başla çalışmışlardı.
Bu kardeşlik tesisi ile birbirlerine daha candan sarıldılar. Resulullah
efendimiz, her muhaciri, mizacına uygun olan bir ensar ile kardeş
yapmıştı. Öyle ki bu kardeşlik, babalarından kalan malı paylaşacak
seviyede idi.
Her Medineli; arazisini, bağını, bahçesini, evini, mallarını... nesi varsa
ikiye ayırıyor, böylece yarısını Muhacir kardeşine seve seve veriyordu.
Böyle bir fedakarlık, ancak İslâm kardeşliğiyle mümkün oluyordu. Âdem
aleyhisselamdan bu zamana kadar pek çok göç olmuştu. Fakat böylesine
manalı ve yüce bir hicret; dışardan gelenler ile yerli halk arasında bu
kadar muhabbetli bir kaynaşma ve samimi bir kucaklaşma olmamıştı. Nitekim
Allahü teâlâ mealen; "Mü'minler ancak kardeştirler" buyurdu. (Hucurat
suresi: 10)
Bununla, gerçek sevgi ve samimiyetin maddi menfaatle değil, iman ve
inançla olabileceğine işaret buyuruluyordu. Eshab-ı kiramdaki bu hal,
Resulullah efendimizin bir sohbetiyle ele geçiyordu.
Sevgili Peygamberimizin, mübarek kalbinden fışkıran deryalar misali feyz
ve bereketler, Eshab-ı kiramın kalblerine akıyor, bunun neticesinde,
görülmemiş bir fedakarlıkla birbirlerini seviyorlar ve kardeşlerini
kendilerine tercih ediyorlardı.
Ensar ve Muhacirin, bu yeni İslâm merkezinde el ele, gönül gönüle vererek
İslâm dininin kuvvetlenmesi için her fedakarlığa katlanmak ve sonunda
şehadet mertebesine kavuşmak üzere söz verdiler.
Bu şekilde Resulullahın etrafında toplanıp, İslâm dininin esaslarına
uyarak, yeni bir nizam ve mes'ud bir hayat kuruyorlardı. Artık İslâmiyet,
Hicret hadisesi ile; "Devlet" olma yolunda ilk adımını atmıştı. Medine-i
münevvere de İslâm dininin beşiği ve merkezi haline geliyordu. |
|