|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
İlk ezan
İlk ezan
Mescid-i Nebi inşa edildikten sonra, namaz vakitlerinde, vaktin girdiğini
belirtecek ve Müslümanları camiye davet edecek bir usül yoktu.
Sadece; "Essalatü Cami'a" denilirdi.
Resulullah efendimiz, bir gün Eshabıyla istişare ederek, namaz
vakitlerinde, müminlerin camiye nasıl davet edilmesi gerektiğini sordular.
Kimisi, namaz vakitlerini bildirmek için, nasara gibi, nakus yani çan
çalalım; kimisi, Yahudiler gibi boru çalınsın dediler. Kimisi de; "Namaz
vakti ateş yakıp yukarı kaldıralım" diye fikirlerini söylediler.
Resulullah efendimiz, hiç birini kabul etmedi.
Abdullah bin Zeyd bin Sa'lebe ve hazret-i Ömer, rüyada ezan okunmasını
gördüler. Hazret-i Abdullah, sevgili Peygamberimize gelip rüyasını şöyle
anlattı:
"Yeşil bir şal ve peştamal bağlamış, eline çan almış bir kişi gördüm. Ona;
"Elindeki çanı satar mısın?" diye sordum.
Bana; "Ne yapacaksın?" dedi. "Namaz vakitlerini bildirmek için çalacağım"
deyince, o zat; "Ben sana daha hayırlısını öğreteyim" dedi ve kıbleye
dönerek yüksek sesle; "Allahü ekber, Allahü ekber..." diye okumaya
başladı.
Bitirdikten sonra da; "Namaza kalkacağın zaman da" deyip, ezanı tekrar
etti ve sonuna doğru, "Kad kamet-is-salatü" cümlesini ilave etti."
Bunun üzerine, Resulullah efendimiz;
"Rüya haktır. O kelimeleri Bilal'e öğret, okusun!" buyurdular. Buna ezan
ismi verildi.
Hazret-i Bilal de, Mescid-i şerifin yakınında bulunan yüksek bir dama
çıkarak, ilk ezanı, öğretilen kelimelerle okudu.
Hazret-i Ömer, ezan sesini işitince, koşa koşa Resulullah efendimizin
huzuruna geldi. Hazret-i Bilal'in söylediği kelimeleri aynen rüyasında
gördüğünü arz etti.
O gece, Eshab-ı kiramdan bir kısmı da aynı rüyayı görmüşlerdi. İşte bu
sırada, Cuma suresi 9. ayet-i kerimesi nazil olup, vahy ile de bildirilmiş
oldu.
Bilal-i Habeşi, bir gün sabah namazı vaktinde sevgili Peygamberimizin
kapısı önünde; "Es-salatü hayrun minennevm" diye iki defa seslenmişti.
Bunu Peygamber efendimiz beğendi. "Bilal, bu ne güzel söz! Sabah ezanını
okurken bunu da söyle!" buyurdular.
Böylece sabah ezanında bu söz de söylenmeye başlandı.
Peygamberimizin vefatına kadar müezzinlik yapan Bilal-i Habeşi'nin, sesi
gür, çok güzel ve pek tesirliydi.
O, ezan okumaya başlayınca, herkes büyük bir aşk ve vecd içinde dinleyip,
kendinden geçerdi. Ezan okurken herkesi ağlatırdı.
Eshab-ı kiramın, birbirlerini namaz vakitlerinde camiye ezan-ı şerif ile
davet etmeleri, Medineli müşrikler ile Yahudilerin pek tuhafına gitti.
Ezan okunurken alay ve eğlenceye alırlardı. Onların bu maskaralıklarına
karşı, Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde mealen; "Onlar, namaza ezan ile
davette bulunduğunuz zaman, onu oyun ve eğlence edinirler. Bu da, onların
aklı ermez bir kavim olmalarındandır" buyurdu. (Maide suresi: 58) |
|