|
Resulullah barış istiyordu |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Resulullah barış istiyordu
Resulullah barış istiyordu...
Münafıkların ve müşriklerin, sinsi düşmanlığına rağmen, Resulullah
efendimiz hep barış, yoluna gidiyordu. Savaş istemiyordu. Fakat müşrikler
düşmanlıkta ısrarlıydılar. Bunun için, Eshab-ı kiramdan bazıları, artık
düşmana açıkça karşı çıkmayı arzu ediyor ve; "Ya Rabbi! Bizim için, senin
yolunda, şu müşriklerle mücadele etmekten daha kıymetli bir şey yoktur. Bu
Kureyşli müşrikler ki, Habibinin Peygamberliğini yalanladılar ve Mekke'den
çıkmaya mecbur ettiler. Allahım! Bunlarla savaş yapmamıza müsaade et!.."
diye dua ediyorlardı.
Resullulah efendimiz ise, bu yolda Allahü teâlânın emrini bekliyor, ne
buyurulursa ona göre hareket ediyordu.
Nihayet beklenen izin çıktı. Cebrail aleyhisselamın getirdiği vahiyde
şöyle buyuruluyordu:
"Size karşı harp açanlarla, siz de Allahü teâlânın yolunda çarpışın. Fakat
haddi tecavüz edip, aşırı gitmeyin. Muhakkak ki, Allahü teâlâ aşırı
gidenleri sevmez. Onlar sizi (Mekke'den) çıkardıkları gibi, siz de onları
çıkarın. Onların şirk fitneleri, adam öldürmekten daha kötüdür. Onlar
Mescid-i Haram'da sizinle çarpışmadıkça, siz de orada, kendileriyle harp
etmeyin. Fakat, onlar sizi orada öldürürlerse, siz de onları orada
öldürün. Kafirlerin cezası böyledir. Eğer onlar, Allahü teâlâyı inkardan
ve muharebeden vazgeçerlerse, (siz de bırakın. Zira) muhakkak ki, Allahü
teâlâ pek çok mağfiret ve merhamet edicidir." (Bekara suresi: 190-192)
Daha sonra gönderilen bir ayet-i kerimede de buyuruldu ki:
"Şirk fitnesinden eser kalmayıncaya ve din de yalnız Allahü teâlânın
oluncaya (yalnız Allahü teâlâya ibadet edilinceye) kadar, o müşriklerle
harp edin. (Şirkten) vaz geçerlerse, (onlara zulüm yoktur.) Artık
düşmanlık (ceza) ancak zalimler üzerinedir." (Bekara suresi: 193)
Fahr-i Kainat efendimiz, Medine'nin asayişini korumak, düşmanların
durumunu kontrol etmek için seriyyeler yani küçük askeri birlikler
tertipledi. Medine'de nöbet tutma usulünü koyarak gerekli emniyet tedbiri
aldı.
Müşrikleri, ticari ve iktisadi yönden zayıf düşürmek ve yola getirmek
lazımdı. Bunun için Suriye ticaret yollarını kesmeleri icabediyordu. Bu
sırada, bir müşrik kervanının Medine yakınlarından geçmekte olduğu
işitildi.
Sevgili Peygamberimiz, derhal sefer hazırlığı yapılmasını emredip, otuz
süvarinin başına hazret-i Hamza'yı kumandan tayin etti. Kendisine, Allahü
teâlâdan korkmayı, emri altında bulunanlara iyi davranmayı tavsiye
buyurduktan sonra; "Allahü teâlânın yolunda, Allahü teâlânın ismini anarak
gazaya çıkınız! Allahü teâlâyı tanımayanlarla çarpışınız..." buyurdular.
Hazret-i Hamza'ya, beyaz bir bayrak vererek uğurladılar.
Hazret-i Hamza, emrindeki birlikte üç yüz süvarinin koruduğu müşrik
kervanına doğru harekete geçti. Kervanla, Sif-ül-Bahr denilen yerde
karşılaşıldı. O sırada orada bulunan iki tarafın da müttefiki olan Mecdi
bin Amr, Müslümanların sayıca az olduğunu göz önüne alıp
yenilebiliceklerini düşündü. Müslüman devletinin ilelebet devamını umarak
iki tarafı çarpışmaktan vazgeçirdi.
Sonra, hazret-i Hamza ve arkadaşları Medine'ye geri döndüler. Durum,
Peygamber efendimize arz edilince, memnuniyetini bildirerek; "İyi ve doğru
bir iş yapılmıştır" buyurdular. |
|