|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Bedir Savaşı
Bedir Savaşı
Müşriklerle savaşa izin çıkıp, Resulullahın gönderdiği küçük birliklerin,
harekatlarda başarılı olması, müşrik kafilelerini korkutmuştu. Artık
kervanlar, kafileler halinde ve yanlarında askerlerle sefere çıkıyordu.
Hicretin ikinci yılında, Mekkeli müşrikler her aileden sermaye alıp, bin
develik bir kervanı Şam'a gönderdiler. Başlarında Mekke'nin ileri
gelenlerinden Ebu Süfyan vardı ve henüz Müslüman olmamıştı.
Kervanı korumak için kırk kadar da muhafız vazifelendirmişti. Mallar
satıldıktan sonra, paranın tamamiyle silah satın alacaklar ve bunlar,
Müslümanlarla savaşta kullanılacaktı.
Resulullah efendimiz, müşriklerin büyük bir kervanı ticaret için Şam'a
gönderdiklerini haber alınca, durumlarını keşif için, Muhacirlerden birkaç
kimseyi vazifelendirdi.
Zül'aşire denilen yere vardıklarında, kervanın geçtiğini öğrenip,
Medine'ye döndüler. Küfür ehlinin, silah ve malları ellerinden alınırsa,
Müslümanlara zararları dokunmaz ve dirençleri kırılırdı. Bu sebeple
Resulullah efendimiz, Talha bin Abdullah ile Sa'id bin Zeyd hazretlerini,
kervanın dönüşünü öğrenmek üzere keşif kolu olarak gönderdiler.
Kendileri de hazırlığa başladılar. Hanımı rahatsız olan hazret-i Osman ve
onun gibi altı kişiye vazife verip, Medine'de kalmalarını emir buyurdular.
Yanlarına Muhacirlerden ve Ensardan üç yüz beş sahabi alarak, Ramazan-ı
şerifin on ikinci günü Bedir mevkiine doğru yürüdüler. Sayıları, vazifeli
ve Medine'de kalanlarla birlikte 313 kişiyi buluyordu.
Bu sefere çıkmak için yeni yetişen gençler, hatta kadınlar bile Peygamber
efendimize yalvarıyorlardı. Ümmü Varaka'nın Resulullah efendimizin
huzuruna gelip;
"Anam babam sana feda olsun ya Resulallah! Müsaade ederseniz, sizinle
gelmek istiyorum. Yaralıların yaralarını sarar, hastaların hizmetini
görürüm. Belki, Allahü teâlâ bana da şehidlik nasib eder!" demesi üzerine;
Habib-i ekrem:
"Sen, evinde otur, Kur'an-ı kerim oku. Şüphesiz ki, Allahü teâlâ sana
şehidliği nasib eder" buyurmuştur.
Sa'd bin Ebi Vakkas sefer hazırlığını şöyle anlatır:
"Kardeşim Umeyr'in bir tarafa saklanmaya, göze görünmemeye çalıştığını
gördüm. O zaman on altı yaşında idi. 'Sana ne oldu ki, böyle
gizleniyorsun?' dedim. Resulullah efendimizin beni de küçük görüp geri
çevirmesinden korkuyorum. Halbuki, gazaya katılıp, Allahü teâlânın bana
şehidlik nasib etmesini arzu ediyorum, dedi.
Bu sırada onu, Resulullah efendimize bildirdiklerinde, kardeşime; 'Sen
geri dön' buyurdular. O zaman, kardeşim Umeyr ağlamaya başladı. Merhamet
deryası Habib-i ekrem efendimiz, onun gözyaşına dayanamayıp, müsaade
ettiler."
Alemlerin efendisi olan sevgili Peygamberimizin sancağını; Mus'ab bin
Umeyr, Sa'd bin Mu'az ve hazret-i Ali taşıyorlardı. Eshab-ı kiramın
yanlarında sadece iki at ve yetmiş deve vardı. Bunlara da nöbetleşerek
biniyorlardı.
Eshabı, Resul aleyhisselamın yürümeyip hep deve üzerinde gitmesi için;
"Canımız sana feda olsun ya Resulallah! Siz deveden inmeyiniz. Yüksek
zatınızın yerine biz yürürüz" diyerek yalvarıyorlardı. Fakat Kainatın
sultanı, kendisini onlardan farklı görmeyip;
"Siz, yürümekte benden daha kuvvetli olmadığınız gibi, ecir ve mükafat
hususunda da ben sizden müstagni ve ihtiyaçsız değilim" buyurdular.
Bu şekilde yola devam ettiler... |
|