"İsrailoğulları gibi yapmayız!"
Resulullah efendimiz ile Eshabı, Safra Vadisi'ne geldiğinde, Mekkelilerin
bir ordu kurup, kervanlarını kurtarmak için Bedir'e doğru yürüdükleri
haberi alındı.
Peygamber efendimiz Eshabını toplayıp, onlarla bu durumu istişare ettiler.
Zira, Medineli Müslümanlar, Resulullah efendimize Akabe'de biat
ettiklerinde;
"Ya Resulallah! Sen, bizim şehrimize gel. Seni orada, düşmanına karşı
canımız pahasına da olsa, koruyacağız ve sana tabi olacağız" diye söz
vermişlerdi. Halbuki şimdi, Medine'den dışarı çıkmışlardı. Karşılarında
ise kendilerinden; sayı, silah ve malca kat kat fazla büyük bir düşman
ordusu vardı.
Resulullah efendimiz, Eshabına, fikirlerini sorunca, Muhacirlerden Ebu
Bekir-i Sıddik ve Ömer-ül Faruk ayrı ayrı kalkıp, düşman ordusuyla
çarpışmak lazım olduğunu bildirdiler.
Yine Muhacirlerden Mikdad bin Esved kalktı;
"Ya Resulullah! Allahü teâlânın emri ne ise, onu yerine getir. O'nun
fermanıyla yürü. Her an seninle beraberiz, bir an yanından ayrılmayız. Biz
İsrailoğullarının Musa aleyhisselama dedikleri gibi; "Ya Musa! Cebbarlar,
zalimler kavmi o bölgede bulundukları müddetçe biz oraya gidecek ve o
beldeye girecek değiliz. Artık sen ve Rabbin beraber gidin de, ikiniz
onlarla muharebe edin, çarpışın. Biz burada kalıp, oturucularız..." (Maide
suresi: 24) şeklinde bir söz de söylemeyiz. Canımızı ve başımızı Allahü
teâlânın ve Resulünün yolunda feda ederiz. Seni, hak peygamber olarak
gönderen Allahü teâlâya yemin ederiz ki, deniz ötesi Habeşistan'a
göndersen, yine gideriz. Sana asla en küçük bir muhalefette bulunmayız.
Her arzunuzu yerine getirmek için hazırız. Anam-babam, canım sana feda
olsun ya Resulallah!.." dedi.
Hz. Mikdad'ın bu konuşması, sevgili Peygamberimizi ziyadesiyle memnun
etti. Ona hayır dualarda bulundu.
Burada Medineli Müslümanların reyleri çok önemliydi. Çünkü, hem sayıca
fazlaydılar, hem de Resulullah'ı Medine'de korumak üzere söz vermişlerdi.
Medine dışında çarpışmak üzere bir vaadleri yoktu. Bu düşünce anlaşılınca,
Ensar'dan Sa'd bin Mu'az ayağa kalktı ve;
"Ya Resulallah! Eğer izin verirseniz, Ensar namına konuşayım" dedi. İzin
verilince şöyle konuştu:
"Ya Resulallah! Biz, sana iman ettik, peygamberliğini tasdik ettik. Her ne
getirdin ise haktır, doğrudur. Bu hususta, dinlemek ve itaat etmek üzere
sana kesin söz verip yemin ettik. Biz, o sözümüzden asla dönmeyiz ve her
nereye teşrif ederseniz emrindeyiz. Emrinizi başımızın üzerinde tutarız.
Canımızı ve başımızı, yoluna feda ederiz. Seni hak peygamber olarak
gönderen Allahü teâlâya yemin ederiz ki, denize dalsan peşinden biz de
dalarız. Hiç birimiz bundan bir adım geri kalmayız. Hatır-ı şerifinizde ne
var ise, emreyle tutarız. Malımız da, canımızla beraber feda olsun.
Düşmandan asla yüz döndürmeyiz. Cenkte sabırlıyız. Ümidimiz seni
sevindirip rızana kavuşmaktır..."
Bu sözleri dinleyen Eshab-ı kiram, çok heyecanlandılar. Hepsi bu sözlere,
can-ı gönülden katıldıklarını bildirdiler. Resulullah efendimiz çok memnun
kaldılar. Hazret-i Sa'd'a ve Eshabına dua buyurdular.
Artık bütün tereddütler ortadan kalkmıştı. Düşman ne kadar çok, ne kadar
güçlü olursa olsun, şanlı Eshab, sevgili Peygamberimizin peşinden
gözlerini kırpmadan şehadete yürüyecekler; Allahü teâlânın ve Resulünün
rızasını kazanacaklardı. Başlarında Kainatın efendisi oldukça gidilmeyecek
yer yoktu... |