|
Bir avuç insanı muhafaza et! |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Bir avuç insanı muhafaza et!
"Bir avuç insanı muhafaza et!"
Bedir Savaşının artık son hazırlıkları yapılıyordu. Ordusunun sağ kanadına
kahraman mücahid Zübeyr bin Avvam, sol kanadına da Mikdad bin Esved
kumanda edecekti.
Resulullah efendimiz, şerefli Eshabıyla, savaşa nasıl başlanacağı hakkında
istişare etmek istediler; "Nasıl çarpışırsınız?" buyurdular.
Asım bin Sabit ayağa kalkıp, elinde yayı ve oku olduğu halde;
"Ya Resulallah! Kureyşliler bize yüz metre kadar yaklaştıklarında, onları
ok atışına tutalım. Sonra elimizle taş atımı mesafesine geldiklerinde, taş
atalım. Mızrak erişecek kadar yaklaştıklarında da, kırılıncaya kadar
mızraklarımızla mücadele edelim. Sonra da kılıçlarımızı sıyırıp
çarpışalım!" diyerek reyini bildirdi.
Bu taktik, Peygamber efendimizin hoşuna gitti. Eshabına şu talimatı verdi:
"Hatlarınızı bırakıp ayrılmayınız. Bir yere kımıldamadan yerlerinizde
sebat ediniz. Ben emir vermedikçe harbe başlamayınız. Oklarınızı, düşman
size yaklaşmadan kullanıp israf etmeyiniz. Düşman, kalkanını açtığı zaman
okunuzu atınız. Düşman iyice sokulunca elinizle taş atınız.
Yaklaştıklarında da mızraklarınızı kullanınız. Düşmanla göğüs göğüse
gelindiği zaman da kılıçlarınızla çarpışınız..."
Sonra nöbetçiler bırakılarak Eshabı kirama istirahat verildi. Onlar,
Allahü teâlânın hikmeti, öyle derin bir uykuya daldılar ki, göz
kapaklarını kaldıracak halde değildiler.
Peygamber efendimiz de, hurma dallarıyla yapılan gölgeliğe
çekildiklerinde, hazret-i Ebu Bekir, sonra Sa'd bin Mu'az kılıçlarını
sıyırıp gölgeliğin kapısında nöbet tuttular.
Sevgili Peygamberimiz mübarek ellerini kaldırıp, büyük bir hüzün içinde
Allahü teâlâya;
"Ya Rabbi! Sen şu bir avuç cemaati helak edersen, artık sana yer yüzünde
hiç ibadet olunmaz..." diyerek yalvarmaya başladı.
Ve bu hazin dua sabaha kadar devam etti...
Mübarek İslâm ordusunun karargah kurduğu yer, kumluktu. Bu yüzden yürümede
güçlük çekiliyor ve ayaklar kuma gömülüyordu. Allahü teâlânın İhsanı,
Resulullah efendimizin duası bereketiyle, o gece gittikçe hızlanan bir
yağmur yağmaya başladı.
Derelerde taşacak kadar sel gidiyordu. Su kapları dolduruldu, zemin,
ayaklar batmayacak kadar sertleşti. Müşrikler ise çamur ve sel içinde
kaldılar. Fecrden sonra, Resulullah efendimiz Eshabını namaza kaldırdılar.
Sabah namazını kıldırdıktan sonra, düşmanla cihad etmenin ve şehidliğin
faziletinden bahsederek, onları çarpışmaya teşvik eylediler ve:
"Muhakkak ki, Allahü teâlâ, hak ve gerçek olanı emreder. Hiç kimsenin
Allahü teâlânın rızası için yapılmayan amelini kabul etmez... Rabbimizin
bu yerlerde, size rahmetini ve magfiretini vad ettiği emrini yerine
getirmeye çalışınız ve imtihanı kazanınız!
Çünkü, O'nun vaadi hak, sözü gerçek, cezası da şiddetlidir. Ben ve siz,
Hayy ve Kayyum olan Allahü teâlâya bağlıyız. O'na sığındık, O'na tutunduk,
O'na dayandık. En son dönüşümüz de O'nadır. Allahü teâlâ, beni ve bütün
Müslümanları bağışlasın!.." buyurdular. |
|