|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Sana müjdeler olsun ki
Sana müjdeler olsun ki...
Bilal-i Habeşi, Efendimizin emri üzerine dışarı çıkıp hazret-i Ali ile
hazret-i Fatıma'nın nikahlarının kıyılacağını halka ilan etti. Eshab-ı
kiram, Mescid-i Nebevi'ye gelerek, içini dışını doldurdular.
Peygamber efendimiz ayağa kalkarak şu hutbeyi okudular:
"Bütün hamd ve şükür, alemlerin Rabbine mahsustur. O, verdiği nimetlerle
öğülen, sonsuz kudretinden ve kuvvetinden dolayı ibadet edilen, azab ve
hesabından korkulan, hüküm ve fermanı yeryüzünde ve göklerde hakim
olandır. Mahlukatı kudretiyle yaratan, adaletli hükümleriyle bunları
birbirinden ayıran, insanları (İslâm) dini ve peygamberi Muhammed
(aleyhisselam) ile şereflendiren O'dur...
Allahü teâlâ bana, kızım Fatıma'yı Ali bin Ebi Talib'e nikahlamamı
emretti. Şimdi sizi şahid tutuyorum ki, (Allahü teâlânın emriyle) 400
miskal gümüş mihr ile Fatıma'yı, Ali bin Ebi Talib'e nikahladım. Rabbim
kendilerinin varlıklarını bir araya getirsin ve bunu kendilerine mübarek
kılsın. Nesillerini temiz ve rahmete anahtar, hikmete maden, ümmet-i
Muhammed'e emin kılsın. Söyleyeceğim bundan ibarettir. Rabbimden kendim ve
sizin için mağfiret dilerim."
Hazret-i Ali de kalkarak şu kısa hutbeyi okudu: "... Huzurunda
bulunduğumuz Muhammed aleyhisselama salat ve selam ederim ki, mübarek
kerimeleri Fatıma'yı 400 miskal gümüş mihrle bana nikahlamıştır. Ey din
kardeşlerim! Şüphesiz Peygamber efendimizin buyurduklarını işittiniz ve
şahid oldunuz. Ben de buna şahid ve razıyım. Aynen kabul ediyorum. Allahü
teâlâ hepimizin sözlerine şahiddir, hepimize vekildir."
Nikah akdi bittikten sonra, Peygamber efendimiz taze hurma getirttiler ve;
"Haydi bu hurmadan alınız, yiyiniz" buyurdular. Herkes alıp yediler. Sonra
hazret-i Bilal bal şerbeti dağıttı, onu da içtiler ve bütün sahabiler;
"Barekellahü fi küma ve aleyküma ve ceme'a şemleküma" diye dua ettiler.
Hazret-i Fatıma, nikahtan sonra ağlıyordu. Peygamber efendimiz onun yanına
geldi ve; "Ey Fatıma! Sana ne oldu ki ağlıyorsun? Allahü teâlâya yemin
ederim ki, seni, isteyenlerin en alimine, hilim ve akıllılıkta en üstününe
ve ilk Müslüman olanına nikahladım" buyurdu.
Hazret-i Fatıma; "Babacığım! Evlenen her kızın mihri altın ve gümüşle
takdir ve tayin ediliyor. Benim de mihrim böyle takdir edilirse, benimle
diğerleri arasında ne fark olur. Kıyamet günü sen, mü'minlerin
günahkarlarından ne kadar kimseye şefaatte bulunursan, ben de onların
hanımlarına şefaatte bulunmak istiyorum. Muradım budur" dedi.
Allahü teâlâ, hazret-i Fatıma'nın bu dileğinin kabul edildiğini
bildirince, Resulullah efendimiz; "Ya Fatıma, peygamber çocuğu olduğunu
belli ettin" buyurdular.
Hazret-i Ali buyurdu ki: "Bu işlerin üzerinden uzun zaman geçmişti. Bu
hususta hiç söz olmadı. Ben de hicabımdan yani utandığımdan ağzımı
açamadım. Ama Resulullah efendimiz, bazan beni tenhada gördükleri zaman;
"Senin hatunun ne iyi hanımdır. Sana müjdeler olsun ki, o, alemdeki
hatunların seyyidesidir" buyururlardı.
Bir ay sonra Hz. Ali'nin yakınları; "Ya Ali! Bu akd-i izdivac ile mesrur
olduk. Lakin muradımız odur ki, bu iki mes'ud birbirlerine yakın olalar"
deyince, Hz. Ali, "Benim de muradım odur, lakin hicab ediyorum,
utanıyorum" cevabını verdi. |
|