|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Sabır ve sebat edin!
"Sabır ve sebat edin!"
Peygamber efendimizin huzurunda savaş taktikleri üzerine istişare
yapılıyordu: Hazret-i Hayseme izin alarak;
"Ya Resulallah! Kureyşli müşrikler, çeşitli Arap kabilelerinden asker
topladılar. Develerine, atlarına binip topraklarımıza girdiler. Bizi
evlerimizde ve kalelerimizde kuşatacak, sonra da dönüp gidecekler.
Arkamızdan pek çok laflar edecekler. Bu hal onların cesaretlerinin
artmasına sebep olacak, yeni baskınlar düzenleyeceklerdir. Şimdi onların
karşısına çıkmazsak, diğer Arap kabileleri bize göz dikecekler. Allahü
teâlânın bize, müşriklerin karşısında zafer ihsan edeceğini umarım.
Şayet ikincisi olursa ki şehidliktir; Bedir beni ondan mahrum eyledi.
Halbuki ben onu pek özlemiştim. Oğlum Bedir gazasına katılmayı istediğimi
işittiğinde, benimle kur'a çekmişti. O benden daha talihli imiş, şehidlik
şerefine ulaştı.
Ya Resulallah! Şehidliği çok özledim. Dün gece rüyada oğlumu güzel bir
surette gördüm. Cennet bahçeleri ve ırmakları arasında dolaşıyor ve bana;
"Cennet eshabına katıl! Ben, Allahü teâlânın vaad ettiği gerçeğe
kavuştum!" diyordu.
Ya Resulallah! Vallahi, sabahleyin, oğluma Cennet arkadaşı olmayı
ziyadesiyle arzu etmeğe başladım. Artık yaşım da ilerledi. Rabbime
kavuşmaktan başka muradım kalmadı.
Canım sana feda olsun ya Resulallah! Şehid olup, oğluma Cennet'te arkadaş
olmakla şereflenebilmem için, Allahü teâlâya dua et!.." diyerek yalvardı.
Onun bu isteğini, kırmadılar ve şehid olması için dua buyurdular.
Çoğunluğun bu fikirde, yani şehir dışına çıkmayı arzu ettiklerini gören
sevgili Peygamberimiz, düşmanı Medine dışında karşılamak üzere karar
verdiler. Sonra; "Ey Eshabım! Sabır ve sebat ederseniz, bu sefer de
cenab-ı Hak, size yardımını ihsan eder. Bize düşen, azim ve gayret
göstermektir!" buyurdular.
İkindi namazını kıldıran Kainatın sultanı, saadetli ve mübarek evine
vardılar. Arkalarından hazret-i Ebu Bekir ve Ömer, izin alarak girdiler.
Resul-i ekrem efendimizin sarığını sarmasına, zırhını giymesine yardım
ettiler. Efendimiz, kılıcını kuşandı, kalkanını sırtına yerleştirdi.
Bu sırada dışarda Eshab-ı kiram toplanmış, Peygamber efendimizi
bekliyorlardı. Medine'de kalmak ve müdafaa savaşı yapmak isteyenler,
diğerlerine; "Resulullah, Medine dışına çıkmak fikrinde değildi. Sizin
sözünüzle bunu kabul etti. Halbuki Resulullah, emri Allahü teâlâdan alır.
Siz, bu işi O'na bırakınız. O'nun emrettiği şeyi işleyiniz" dediler.
Diğerleri de yaptıklarına pişman oldular ve; "Resul-i ekreme muhalefet
etmiş olmayalım" diyerek, bu fikirlerinden vaz geçtiler.
Sevgili Peygamberimiz, saadethanelerinden çıkınca, huzur-i şerifine varıp;
"Canımız sana feda olsun ya Resulallah! Sen nasıl istiyorsan öyle yap.
Medine'de kalmak istiyorsan, kalalım. Biz senin emrine muhalefet etmekten
cenab-ı Hakk'a sığınırız" diye özür dilediler.
Habib-i ekrem efendimiz de; "Bir peygamber, giymiş olduğu zırhını
harbetmeden çıkarmaz. Ta ki, cenab-ı Allah onunla düşmanı arasında
hükmedinceye kadar. Size nasihatım şudur ki, emrettiğim şeyleri yapar,
Allahü teâlânın ismini anarak sabredip sebat gösterirseniz, Allahü teâlâ
size yardım edecektir..." buyurdular. |
|