|
Herkes şehidlik için yarışıyordu |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Herkes şehidlik için yarışıyordu
Herkes şehidlik için yarışıyordu
Eshab-ı kiramın hepsi, yaşlısı, genci savaşa katılmak için birbirleri ile
yarış yapıyorlardı. Amr bin Cemuh hazretleri, evinde dört oğluna;
"Evladlarım! Beni de bu gazaya götürünüz!" diyor, oğulları da; "Babacığım!
Ayağının arızalı olması sebebiyle, Allahü teâlâ seni mazeretli saydı.
Resulullah, senin sefere gitmene müsaade etmedi. Cihada çıkmakla mükellef
değilsin. Senin yerine biz gidiyoruz!" diyerek babalarını iknaya
çalışıyorlardı.
Fakat hazret-i Amr; "Yazıklar olsun sizin gibi evlada! Bedir gazasında da
böyle diyerek, Cennet'i kazanmaktan beni alıkoymuştunuz. Bu seferden de mi
mahrum edeceksiniz?.." dedi.
Sonra sevgili Peygamberimizin huzuruna çıktı ve; "Canım sana feda olsun ya
Resulallah! Oğullarım, bazı özürler ileri sürerek, beni bu gazadan mahrum
etmek istiyorlar. Vallahi ben, seninle beraber sefere çıkıp, Cennet'e
girmekle şereflenmek istiyorum. Ya Resulallah! Sen, benim Allah yolunda
çarpışmamı ve şehid düşerek şu topal ayaklarımla Cennet'te gezmemi uygun
görmez misin?" dedi.
Fahr-i alem efendimiz de; "Evet, uygun görürüm" buyurdular.
Buna çok sevinen Amr bin Cemuh hazretleri, hazırlanarak orduya katıldı.
Medine'de namaz kıldırmak üzere, Abdullah bin Ümmi Mektum bırakıldı.
Resullerin sultanı, üç sancak bağladılar. Birini Habbab bin Münzir'e,
birini Üseyd bin Hudayr'a, diğerini de Mus'ab bin Umeyr'e verdiler. Bin
kişi civarında olan orduda; iki atlı, yüz de zırhlı bulunuyordu.
Zırhlarını giyen Sa'd bin Ubade ile Sa'd bin Mu'az hazretleri önde,
sağında Muhacirin, solda Ensar olmak üzere yola çıkan sevgili
Peygamberimiz, Cuma günü ikindiden sonra; "Allahü ekber!" tekbir sesleri
arasında bayrama gider gibi, Uhud'a doğru yola çıktılar.
Yolda, Yahudilerden meydana gelen altı yüz kişilik askeri bir birlikle
karşılaştılar. Bunlar, münafıkların başı Abdullah bin Übey bin Selul'ün
müttefikleri olup, İslâm ordusuna katılmak istiyorlardı. Peygamber
efendimiz; "Onlar, Müslüman olmuşlar mıdır?" diyerek sordular. "Hayır, ya
Resulallah" diyerek cevap verdiler. Efendimiz bu defa; "Onlara gidip
söyleyiniz, geri dönsünler. Çünkü biz müşriklere karşı, kafirlerin
yardımını istemeyiz" buyurdular.
Nebi-i muhterem efendimiz, Medine ile Uhud arasındaki Şeyhayn denilen yere
geldiler. Burada, geceyi geçirmek üzere konakladılar. Henüz güneş
batmamıştı. Ordu içinde, düşmanla çarpışmak ve şehidlik mertebesine
kavuşmak isteyen çocuk yaşta sahabiler de vardı.
Sevgili Peygamberimiz, burada orduyu teftiş edince, on yedi kadar çocuğun
bulunduğunu gördüler. İçlerinden Rafi' bin Hadic, ayaklarının ucuna
basarak yüksek görünmeye çalışıyordu.
Hazret-i Zübeyr'in; "Ya Resulallah! Rafi' iyi ok atar" sözü üzerine, onu
orduya aldılar. Bunu gören Semüre bin Cündüp; "Ben, güreşte Rafi'i
yenebilirim. Onun için ben de gazada bulunmak isterim" dedi.
Peygamber efendimiz tebessüm buyurup, ikisini güreştirdi. Hazret-i Semüre,
Rafi'i yenince, onu da mücahidler arasına aldılar. Diğer çocuklar,
Medine'ye orada bulunanları korumak üzere gönderildiler. |
|