Duası kabul oldu...
Uhud'da, harbin iyice kızıştığı sırada Muhacirinden Zübeyr bin Avvam
kılıcın kendisine verilmemesinden dolayı üzgün olduğundan, kendi kendine;
"Ben, Resulullah'tan kılıcı istedim, lakin Ebu Dücane'ye verdi. Halbuki
ben, halası Safiyye'nin oğluyum. Üstelik de Kureyşliyim. Daha önce ben
istemiştim. Gidip bakayım, bunun hikmetini öğneneyim, Ebu Dücane benden
fazla ne yapacak?" dedi. Daha sonra Ebu Dücane'yi takibe başladı. Ebu
Dücane hazretleri; "Allahü ekber!" diyerek tekbir alıyor, müşriklerden
kime rastlarsa, onu vurup öldürüyordu. Müşriklerin en azılılarından, iri
cüsseli, her tarafı zırhlarla kaplı, sadece gözleri görünen biri, Ebu
Dücane ile karşılaştı. Evvela kendisi, Ebu Dücane hazretlerine hücum etti.
Ebu Dücane, onun darbesinden kalkanıyla korundu. Müşrikin kılıcı Ebu
Dücane'nin kalkanına gömüldü. Kılıcına asıldı, fakat çıkaramadı. Sıra Ebu
Dücane'ye gelmişti. Bir kılıç darbesiyle rakibini öldürdü. Bundan sonra
Ebu Dücane, her önüne çıkanı devirerek, dağın eteğinde tef çalarak
müşrikleri kışkırtan kadınların yanına kadar geldi. Fakat kılıcını
kaldırdığı halde, Süfyan'ın hanımı Hind'i öldürmekten vaz geçti.
Bunu gören Zübeyr bin Avvam kendi kendine; "Kılıcın kime verileceğini
Allah ve Resulü benden daha iyi bilir" diye söylendi. "Vallahi ben ondan
daha üstün çarpışan, vuruşan bir kimse görmedim" buyurdu.
Mikdad bin Esved, Zübeyr bin Avvam, hazret-i Ali, hazret-i Ömer, Talha bin
Ubeydullah, Mus'ab bin Umeyr hepsi de geçilmez bir kale idiler. Peygamber
efendimizin düşmana çok yakın çarpıştığını, tekrar tekrar hücum ettiğini
gören şanlı Eshab, yerinde duramıyordu. Resulullah'a bir zarar erişebilir
diyerek etrafına toplanıyorlar, zırhlara bürünmüş düşmana göz
açtırmıyorlardı. Bu sırada, Abdullah bin Amr hazretlerinin şehid olduğu
görüldü. Bu, Uhud'un ilk şehidiydi. Onun şehid olduğunu gören arkadaşları
aslan kesilerek, Allahü teâlânın rızası için düşmanın ortalarına
dalmışlardı.
Savaşın çok kızıştığı bir anda yiğitliğin sembolü hazret-i Abdullah bin
Cahş ile okçuların piri Sa'd bin Ebi Vakkas hazratleri karşılaştılar.
Çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı.
Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri bu karşılaşmayı daha sonra şöyle anlatır:
Uhud'da, savaşın şiddetli bir anıydı. Birdenbire Abdullah bin Cahş yanıma
sokuldu, elimden tuttu ve beni bir kayanın dibine çekti. Bana; "Şimdi
burada sen dua et, ben "amin" diyeyim. Ben dua edeyim, sen "amin" de!
dedi. Ben de; "Peki" dedim.
Ben şöyle dua ettim: "Allah'ım, bana çok kuvvetli ve çetin düşmanları
gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gazi olarak, geri
döneyim."
Benim yaptığım bu duaya bütün kalbiyle; "Amin" dedi. Sonra kendisi dua
etmeye başladı; "Allah'ım, bana zorlu düşmanlar gönder, kıyasıya onlarla
vuruşayım. Cihadın hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim. Sonunda biri beni
şehid etsin.Sonra dudaklarımı,burnumu,kulaklarımı kessin.Kanlar içinde
senin huzuruna geleyim.Sen "Abdullah!Dudaklarını,burnunu,kulaklarını ne
yaptın?" diye sorduğunda "Allahım,ben onlarla çok kusur işledim,yerinde
kullanamadımm.Huzuruna getirdmeye utandım.Sevgili Peygamberimin bulunduğu
bir savaşta bıraktım da geldim"diyeyim"dedi.
Gönlüm böyle bir duaya "amin" demeyi arzu etmiyordu. Fakat o istediği ve
önceden söz verdiğim için, istemeyerek; "Amin" dedim.
"Allahü ekber! Allahü ekber!.." diye çarpışırken kılıcı kırıldı. O anda
sevgili Peygamberimizin uzattığı hurma dalı ile savaşa devam etti. Bu dal
bir mucize olarak kılıç oldu bununla pek çok düşman öldürdü. Savaşın
sonuna doğru Ebü'l-Hakem isminde bir müşrikin attığı oklarla arzu ettiği
şehadete kavuştu. Kafirler cesedine hücum ederek,burnunu,kulaklarını,
dudaklarını kestiler.Her tarfı kana boyandı. |