|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Allahım, sen de razı ol!
"Allahım, sen de razı ol!"
Uhud şavaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu. Peygamber efendimizin
etrafında Ebu Dücane, sancakdar Mus'ab bin Umeyr, Talha bin Ubeydullah,
Peygamberimizi korumak için arka saflardan koşup yetişen Nesibe Hatun ve
birkaç sahabi vardı.
Müşriklere karşı, Resulullah efendimizle birlikte çarpışıyorlardı. Tepeden
tırnağa silahlı ve zırhlar içerisinde olan ve miğferi bulunan azılı müşrik
Abdullah bir Hüneyd, sevgili Peygamberimizi görünce, atını mahmuzladı:
"Ben Zübeyr'in oğluyum. Bana Muhammed'i gösteriniz. Ya ben O'nu öldürürüm,
yahud O'nun yanında ölürüm!" diye bağırıyordu.
Atını, Peygamber efendimizin üzerine doğru sürerken, Ebu Dücane hazretleri
önüne gerildi ve; "Gel bakalım! Ben vücudumla, Muhammed aleyhisselamın
mübarek vücudunu koruyan bir kişiyim. Beni çiğnemedikçe, O'na
ulaşamazsın!" dedi.
Atın ayaklarına kılıcını vurup, Abdullah bin Hüneyd'i yere düşürdü ve
kılıcını kaldırarak; "Al, bu da Hareşe'nin oğlundan!" deyip, bir vuruşta
yere serdi.
Hadiseyi seyreden Alemlerin efendisi; "Allah'ım! Hareşe'nin oğlu Ebu
Dücane'den ben nasıl razı isem, sen de öyle razı ol" diyerek dua buyurdu.
Müşriklerden çok keskin bir nişancı ve her attığını vuran bir okçu olan
Malik bin Züheyr, her yerde Peygamber efendimizi arıyor, bir fırsatını
bulup ok ile vurmak istiyordu.
Resulullah efendimizin yakınlarına gelip, yayını gerdi ve sevgili
Peygamberimizin mübarek başını hedef alarak okunu fırlattı. Göz açıp
kapayıncaya kadar zaman yoktu.
Hazret-i Talha anında elini açarak hedef oldu. Ok, hazret-i Talha'nın
avucuna saplandı ve elini parçaladı. Parmaklarının bütün sinirleri
kesildi, elinin kemikleri kırıldı. Olanları Fahr-i alem efendimiz de
görmüş ve; "Eğer beni korumak için elini oka uzatırken Bismillah deseydin,
insanlar sana bakışırken, melekler seni göklere yükseltirdi"
buyurmuşlardı.
Mekkeli müşriklerden; Abdullah bir Kamia, Übey bin Halef, Utbe bin Ebi
Vakkas, Abdullah bin Şihab-ı Zühri ismindeki dört müşrik, Resul-i ekrem
efendimizin hayatına son vermek için anlaşıp, yemin etmişlerdi.
Bu sıkışık anda Resulullah efendimiz, yanında birkaç sahabi olduğu halde
düşmanla kıyasıya mücadele ediyorlardı. Peygamber efendimizin önünde,
sancakdar Mus'ab bin Umeyr hazretleri vardı.
Hazret-i Mus'ab, vücuduna giydiği zırhdan dolayı, sevgili Peygamberimize
çok benziyordu. O da sağ elinde İslâm sancağı olduğu halde müşriklerle
müthiş bir mücadeleye girişmişti.
Bu sırada zırhlara bürünmüş olan İbn-i Kamia, atlı olarak oraya yaklaştı.
Avazı çıktığı kadar; "Bana Muhammed'i gösteriniz. O kurtulursa ben
kurtulmayayım!" diye bağırarak, Peygamber efendimize doğru atını
mahmuzladı.
Hazret-i Mus'ab ile Nesibe Hatun karşı koyup, vücudlarını Peygamber
efendimize siper yaparak çarpışmaya başladılar. Bu kafire ne kadar kılıç
vurdularsa, zırhından dolayı tesir etmedi.
İbn-i Kamia, Nesibe Hatun'a bir kılıç vurarak omuzunu parçaladı. Sonra
Hazret-i Mus'ab'ın sancak tutan sağ eline kılıcını indirdi. Sağ eli
kesilen Mus'ab bin Umeyr, canından üstün tuttuğu mübarek İslâm sancağını
yere düşürmeden sol eline aldı. O esnada; "Muhammed (aleyhisselam)
resuldür. Ondan önce de resuller gelmiştir" mealindeki (Al-i İmran suresi:
144) ayet-i kerimeyi okuyordu. |
|