|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Ya Rabbi! Kavmimi affet!
Ya Rabbi! Kavmimi affet!
Resul-i ekrem efendimiz, müşriklerin saldırıları ile çukura düştüğünde,
mübarek yanakları kanıyordu. Mübarek ellerini yüzüne sürünce, ellerinin ve
sakal-ı şerifinin kana boyandığını gördüler.
Bir damla yere düşmeden Cebrail aleyhisselam yetişip, o mübarek kanı kaptı
ve dedi ki: "Ya Habiballah! Allahü teâlânın hakkı için, eğer bu kandan bir
damla yere düşse, kıyamete kadar yerde ot bitmezdi."
Fahri alem efendimiz de; "Eğer benden bir damla kan yere düşerse, gökten
azab nazil olur. Ya Rabbi! Kavmimi affet! Çünkü onlar bilmiyorlar"
buyurarak, kendisini öldürmeğe kalkan, mübarek vücuduna kılıç vurup,
mübarek dişlerini kıran ve mübarek yüzünü kana boyayan kimselerin hidayete
gelmesi için dua ediyorlardı.
Bu esnada, Ka'b bin Malik hazretleri; "Ey Müslümanlar! Müjde! İşte
Resulullah burada!.." diye yüksek sesle bağırıyordu. Bu sesi işiten şanlı
Eshab yeniden hayat bulmuş gibi sevinçle oraya koştu.
Hazret-i Ali ile Talha bin Ubeydullah derhal oraya gelerek çukurdan
çıkardılar. Hazret-i Ebu Ubeyde bin Cerrah, sevgili Peygamberimizin
mübarek şakaklarına batan miğferin halkalarını dişleriyle çekerek çıkardı.
Bu demir parçalarını çıkarırken iki ön dişi de çıktı.
Eshab-ı kiramdan Malik bin Sinan hazretleri, Resulullah efendimizin
mübarek yüzlerinden sızan kanı emdi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz;
"Kanım kanına karışan kimseye Cehennem ateşi dokunmaz" buyurdular.
Müşrikler, tekrar üstlerine gelmeye başladılar. Eshab-ı kiram, Peygamber
efendimize yeniden kavuşmanın sevinci ile bir anda Resulullah efendimizin
etrafında halka olup; hiçbir müşriki bırakmadılar.
Peygamber efendimize artık bir şey yapamayacaklarını anlayan müşrikler,
dağın tepesine çıkmaya başladılar. İki cihanın sultanı, yanında bulunan
Sa'd bin Ebi Vakkas hazretlerine; "Onları geri çevir" buyurdu.
Hazret-i Sa'd; "Ya Resulallah! Yanımda sadece bir okum var. Bununla nasıl
geri çevireyim?" diye sual eyleyince, Resul-i ekrem efendimiz, tekrar aynı
emri verdiler.
Bunun üzerine okçuların piri Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri, elini
çantasına götürüp, okunu attı. Hedefini bulan ok bir müşriki devirdi.
Elini tekrar ok çantasına uzattığında, bir ok daha olduğunu gördü.
Dikkat etti, bu ok, biraz önceki oktu. Bir müşrik daha öldü. Bu hal,
defalarca sürdü. Sevgili Peygamberimizin bir mucizesi olarak, hazreti
Sa'd, her defasında ok çantasında bir evvelki attığı oku bulmuştu. Peşpeşe
adamlarının öldürüldüğünü gören Kureyşliler, dağa çıkmaktan vazgeçtiler.
Aşağı inip geriye çekildiler.
İçlerinden Übey bin Halef, atını, Peygamber efendimize doğru sürerek;
"Nerededir, o peygamber olduğunu iddia eden kişi? Karşıma çıksın da,
benimle çarpışsın!" diye bağırmaya başladı.
Eshab-ı kiram, ona karşı çıkmak istediyse de, sevgili Peygamberimiz müsade
etmedi. Haris bin Simme hazretlerinin mızrağını alıp ileri çıktılar. Übey
alçağı atını mahmuzlayıp; "Ey Muhammed! Sen kurtulursan, ben
kurtulmamayım!" diyerek yaklaştı.
Tepeden tırnağa zırhlara bürünmüştü. Alemlerin efendisi, elindeki mızrağı
Übey'in boynuna fırlattı. Mızrak uçarak, miğferi ile zırh yakası arasından
boynuna saplandı. Übey, sığır gibi böğürerek atından yere yuvarlandı.
Kaburga kemikleri kırıldı. Müşrikler, onu kaldırıp, götürdüler. Yolda;
"Muhammed beni öldürdü!.." diyerek bağıra bağıra can verdi. |
|