|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Öyle yiğitler vardır ki
Öyle yiğitler vardır ki...
Sevgili Peygamberimiz savaş sonrası Uhud'ta dolaşırken ; "Hamza'yı
göremiyorum. Onun hali nice oldu" buyurdular. Hazret-i Ali, arayıp buldu.
Peygamberimiz oraya varıp akla gelmedik bir manzara ile karşılaşınca,
dayanamadılar. Hazret-i Hamza'nın kulakları, burnu ve sair azaları
kesilmiş, yüzü tanınmaz hale getirilmiş, karnı yarılmış, ciğerleri
çıkarılmıştı.
Peygamber efendimiz mübarek gözlerinden yaşlar aktığı halde hazret-i
Hamza'ya hitaben; "Ey Hamza! Hiçbir zaman, hiçbir kimse, senin kadar
musibete uğramamış ve uğramayacaktır. Ey Resulullah'ın amcası! Ey Allahü
teâlânın ve Resulünün aslanı Hamza! Ey hayırlar işleyen Hamza! Ey
Resulullah'a koruyucu olan Hamza! Allahü teâlâ sana rahmet eylesin!.."
buyurdu.
Bu sırada, karşıdan telaş içinde gelen bir kadın görüldü. Bu, sevgili
Peygamberimizin halası hazret-i Safiyye validemizdi. O da, diğer hanımlar
gibi, Resulullah efendimizin şehid olduğu şayiasını işitince, herşeyi
unutmuş, koşa koşa Uhud'a gelmişti.
Resul-i ekrem efendimiz, halasını görünce, şehidlerin haline dayanamaz
düşüncesi ile, oğlu Zübeyr bin Avvam hazretlerine; "Anneni geri çevir,
kardeşinin cesedini görmesin" buyurdu.
Hazret-i Zübeyr, koşarak annesinin yanına vardı. Mübarek Hatun heyecanla;
"Oğlum! Resulullah'dan haber ver!.." dedi. Yanlarına hazret-i Ali de
gelmişti. O; "Resulullah hamdolsun iyidir" deyince, ferahladı, fakat;
"O'nu bana gösterin" demekten kendini alamadı.
Hazret-i Ali, Alemlerin efendisini işaretle gösterdi. Hazer-i Safiyye
validemiz, iki cihanın güneşini sağ olarak görünce, çok sevindi ve Allahü
teâlâya hamd eyledi. Bu defa, kardeşi hazret-i Hamza'nın durumunu görmek
için ileri yürümek istedi.
Oğlu Zübeyr ; "Anneciğim! Resulullah, geri dönmenizi emrediyor" deyince,
hazrte-i Safiyye; "Eğer ona yapılanı bana göstermemek için geri
döneceksem, zaten ben kardeşimin cesedinin kesilip biçildiğini öğrenmiş
bulunuyorum. O, bu hale Allahü teâlâ yolunda uğramış bulunuyor. Biz, bu
yolda daha beterlerine de razıyız. Sevabını Allahü teâlâdan bekleyeceğiz.
İnşaallah sabredip, katlanacağız" dedi.
Zübeyr bin Avvam hazreleri gelip bunu bildirince, Peygamber efendimiz;
"Öyle ise bırak görsün" buyurdu. Safiyye validemiz, hazret-i Hamza'nın
cesedinin yanına oturdu ve sessizce ağladı.
Gelirken yanında iki hırka getirmişti. Onları çıkarıp; "Bunları kardeşim
Hamza için getirdim, ona sarınız" dedi. Seyyid-üş-Şüheda yani şehidlerin
efendisi olan hazret-i Hamza'yı bu hırkalardan biri ile kefenlediler.
Habibullah efendimiz, sancakdar Mus'ab bin Umeyr'in baş ucuna geldiler,
hazrte-i Mus'ab'ın elleri kesilmiş, pek çok yerinden yara almıştı. Etrafı
kan gölü halindeydi. Peygamber efendimiz, burada da çok hüzünlendiler ve
bu aziz şehidlere hitaben, Ahzab suresinden 23. Ayet-i kerimeyi okudular.
Mealen;
"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allahü teâlâya verdikleri
sözde sadakat gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar
çarpışacağına dair verdiği sözü yerine getirdi (şehid oldu). Kimisi de
şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler"
buyuruldu. |
|