|
Şehidleri ölü sanmayınız! |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Şehidleri ölü sanmayınız!
Şehidleri ölü sanmayınız!
Peygamber Efendimiz, savaş alanını dolaşıyor, şehidlere müjdeler
veriyordu:
"Allahü teâlânın Resulü de şahiddir ki, siz kıyamet günü Allahü teâlânın
huzurunda şehid olarak haşrolunacaksınız!"
Daha sonra, yanındakilere dönüp;"Bunları ziyaret ediniz. Kendilerine selam
veriniz. Allahü teâlâya yemin ederim ki, kim bunlara bu dünyada selam
verirse, kıyamette bu aziz şehidler kendilerine mukabil selam
vereceklerdir."
Mus'ab bin Umeyr hazretlerine kefen olacak bir şey bulamadılar. Kendi
kaftanı mübarek vücudunu tam örtmüyordu. Baş tarafına örtseler ayakları,
ayak tarafına örtseler başı açıkta kalıyordu. Habib-i ekrem efendimiz;
"Baş tarafını kaftanla, ayaklarını ise ızhır otu ile örtünüz" buyurdular.
Hayatını İslâm'a hizmetle geçiren ve bu uğurda şehidlik mertebesine
kavuşan bu mutlu sahabi, dünyadan yarım kefen ile ayrıldı.
Diğer şehidler, namazları kılınıp, kanlı elbiseleri ile ikişer üçer bir
kabre konarak defnedildiler. Uhud gazasında yetmiş şehid verilmişti.
Bunlardan altmış dördü Ensardan, altısı Muhacirlerden idi.
Eshab-ı kiramın çoğunun akrabaları şehid olmuştu. Bu sebeple, gönülleri
yaralı idi. Kalanları teselli için, Habib-i ekrem efendimiz buyurdular ki;
"Vallahi, Eshabımla birlikte ben de şehid olup, Uhud dağının bağrında
gecelemeyi ne kadar isterdim. Kardeşleriniz şehid oldukları zaman, Allahü
teâlâ onların ruhlarını yeşil kuşların kursaklarına koydu. Onlar,
Cennet'in ırmaklarına gelir, sularından içerler. Meyvelerinden yerler.
Cennet'in dört bir bucağını seyrederler. Gülistanlarında uçarlar.
Daha sonra Arş-ı ala altına asılan, altun kandillerin içine girip
akşamlarlar. Onlar, böyle yiyecek ve içeceklerin hoşluğunu, güzelliğini
görünce; "Keşke, Allahü teâlânın, bize neler ikram ettiğini kardeşlerimiz
bilselerdi de, cihaddan çekinmeseler, çarpışmaktan korkup, düşmandan yüz
çevirmeselerdi" derler.
Allahü teâlâ da; "Ben sizin ahvalinizi onlara bildiririm" buyurdu.
Ve ayet-i kerime indirip mealen şöyle buyurdu:
"Sakın Allahü teâlânın yolunda şehid olanları ölüler sanmayınız! Doğrusu
onlar, Rableri katında diridirler. Öyle ki, Allahü teâlânın kendilerine
verdiği, ihsan ettiği şehidlik mertebesiyle, hepsi de sevinerek, Cennet
nimetleriyle rızıklanırlar.
Arkalarından şehidlikle henüz kendilerine katılamayanlar hakkında da;
"Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır" diye müjde
vermek isterler. Onlar, Allahü teâlâdan gelen bir nimetle, hatta daha
fazlasıyla sevinirler, Allahü teâlânın, mü'minlere olan mükafatını zayi
etmeyeceği müjdesi ile neş'elenirler." (Al-i İmran suresi: 169-171) ...
Allahü teâlâ, onlara görünüp;
"Ey kullarım! Canınız neyi çekiyorsa, söyleyiniz, size onu fazlasıyla
tattırayım" buyurur. Onlar da;
"Ey Rabbimiz! Senin bize ihsan ettiğin nimetlerden daha üstün bir nimet
yok ki, onu isteyelim. Biz, Cennet'te istediğimiz şeylerden yeyip
duruyoruz. Ancak biz istesek; ruhlarımızın cesedlerimize geri çevrilip
dünyaya döndürülmemizi ve senin yolunda çarpışarak tekrar öldürülmemizi
isteriz" derler." |
|