|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
O ne güzel vekildir!
"O ne güzel vekildir!"
Hendek kazma işine başlanmasının yedinci günü, müşrikler on bin kişilik
muazzam bir ordu ile Medine'nin batı ve kuzey tarafına gelip,
ordugahlarını kurdular.
Bu ordugah, hendeğin kazıldığı yerde idi. Müşriklerin düşünceleri; bu
muazzam ordu ile Medine'yi baştanbaşa yakıp yıkmak, Peygamber efendimizi
ve Eshabını ortadan kaldırıp, İslâmiyet'i yok etmekti. Bu, görünüşte karşı
konması güç, muazzam ve pek büyük bir ordu idi.
Müşrikler, hayallerinden geçirmedikleri hendek engelini görünce, şaşkına
döndüler, moralleri bozuldu. Çünkü, hendek iyi bir atın süratle koşarak
atlayamayacağı genişlikte idi. İçine düşen bir kimse de kolayca çıkamazdı.
Hele zırhlı bir kimsenin yukarı tırmanarak çıkması çok zordu.
Müşriklerin geldiğini haber alan sevgili Peygamberimiz, derhal altı gündür
durmadan çalışarak yorgun düşen Eshabını toplayıp, hendeğin bu tarafında
Sel dağı eteklerine karargahını kurdu.
Arkalarında Sel dağı ve Medine bulunuyordu. Önünde hendek ve ötesinde
düşman...
Yine İbn-i Ümm-i Mektum, Medine'de Peygamber efendimizin vekili olarak
bırakıldı. Kadınlar ve çocuklar hisarlara yerleştirildi. Üç bin kişilik
İslâm ordusunun otuz altı süvarisi vardı...
Sancakları, Zeyd bin Harise ile Sa'd bin Ubade hazretleri taşıyordu.
Resullah efendimizin deriden yapılmış çadırı, Sel dağının eteğinde
kuruldu.
Yine nice kahramanlıklar gösterecek olan Eshab-ı kiram, dikkatle düşmanın
hareketlerini takib etmeğe başladı.
Bu sırada, sevgili Peygamberimizin huzuruna gelen hazret-i Ömer üzücü bir
haber verdi:
"Ya Resulallah! İşittiğime göre, Kureyza Yahudileri aramızdaki antlaşmayı
bozmuşlar ve bize karşı harbe hazırlanıyorlarmış!" dedi.
Beklenilmeyen bu habere, Alemlerin efendisi; "Hasbünallahü ve ni'mel
vekil- Allahü teâlâ bize yeter. O ne güzel vekildir" diyerek mukabelede
bulundular.
Çok müteessir olmuşlardı. Şimdi İslâm ordusu, iki ateş arasında kalmıştı.
Kuzey ve batıda müşrik orduları, güney doğuda Yahudiler bulunuyordu.
Resulullah efendimiz, Zübeyr bin Avvam hazretlerini Kureyza oğullarının
kalesine gönderdi.
Hazret-i Zübeyr gidip, durumu öğrendi. Gelince; "Ya Resulallah! Onları,
kalelerini tamir, harp talimleri ve manevraları yaparken gördüm. Ayrıca
hayvanlarını da derleyip toparlıyorlardı" diyerek, gördüklerini anlattı.
Bunun üzerine Habib-i ekrem efendimiz; Sa'd bin Mu'az, Sa'd bin Ubade,
Havvat bin Cübeyr, Amr bin Avf, Abdullah bin Revaha'yı , Kureyza
oğullarına nasihat edip antlaşmayı yenilemeleri için gönderdi.
Vazife verilen bu beş sahabi, Kureyza Yahudilerinin kalesine gidip, onlara
nasihat ettiler. Fakat, nasihat kar etmiyordu. Ayrıca hakaret etmeye de
başlamışlardı.
Son söz olarak; "Kardeşlerimiz Nadiroğullarını, yurtlarından sürüp
çıkarmakla, bizim, kolumuzu-kanadımızı kırdınız. Muhammed de kim
oluyormuş! O'nunla aramızda hiçbir söz ve antlaşma yoktur. Peygamberinizin
üzerine hep birden saldırıp, öldürmek için and içmiş bulunuyoruz.
Kardeşlerimize muhakkak arka çıkıp, yardımcı olacağız!.." dediler. |
|