|
Hudaybiye antlaşmasının neticesi |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Hudaybiye antlaşmasının neticesi
Hudaybiye antlaşmasının neticesi
Bir tarafta barış antlaşması, bir tarafta işkence altında bulunan bir
sahabi... Alemlerin efendisi, Süheyl'e; "Biz, bu sulh-nameyi daha
imzalamadık!" buyurdu.
Süheyl; "Ya Muhammed! Antlaşmanın maddelerini, oğlum daha buraya gelmeden
önce yazıp bitirmiştik. Eğer oğlumu iade etmezsen, ben de hiçbir zaman
sulh-namenin altını imzalamam!" diye inad etti.
Peygamber efendimiz; "Onu benim hatırım için antlaşmanın dışında tut"
buyurdu ise de, müşrikler bunu kabul etmediler.
Süheyl bin Amr, oğlunu çeke çeke götürürken, Ebu Cendel; "Ya Resulallah!..
Ey Müslüman kardeşlerim!.. Müslüman olmakla şereflenip bize iltica ettiğim
halde, beni müşriklere mi teslim ediyorsunuz. Bana her gün dayanılmaz
işkencelerin yapılmasını mı reva görüyorsunuz? Ya Resulallah! Dinimden
döndürsünler diye mi beni iade ediyorsunuz?!..." diye feryad ediyordu.
Bu içler acısı yalvarışa dayanmak çok zordu. Gönülleri yaralanan
sahabiler, ağlamaya başladılar. Merhamet deryası, sevgili Peygamberimizin
de mübarek gözleri dolmuştu. Süheyl'in yanına varıp; "Gel etme! Onu bana
bağışla!" diye rica etti.
Fakat Süheyl; "İmkansız bağışlamam!" diye cevap verdi. Bunun üzerine
sevgili Peygamberimiz; "Ey Ebu Cendel! Biraz daha sabret! Sana yapılanlara
katlan! Bunların mükafatını Allahü teâlâdan dile. Allahü teâlâ, sana ve
senin gibi zayıf ve kimsesiz Müslümanlara muhakkak bir genişlik, bir çıkar
yol ihsan edecektir" buyurarak teselli eyledi ve; "Verdiğimiz sözde
durmamak bize yaraşmaz" buyurdu.
Bu içler acısı hadiseye, heyetteki müşrikler bile dayanamamış ve; "Ey
Muhammed! Ebu Cendel'i senin hatırın için biz himayemize alıyoruz. Ona,
Süheyl'in işkence yapmasına meydan vermeyeceğiz!" demişlerdi.
Bundan sonra Resulullah efendimiz ve Eshab-ı kiram biraz rahatladılar.
Baba Süheyl bin Amr, Mekke'nin fethinden sonra Müslüman olup Eshab-ı
kiramdan oldu.
Sulh-name iki suret yazılıp, taraflarca imzalandı. Müşrikler
karargahlarına döndüler.
Müslümanların aleyhlerinde gibi görünen bu maddeler için, Kureyş hey'eti
çok sevinçli idi. Aksine bu sulh-name büyük bir zaferdi ve bu maddeler
Müslümanların lehine idi.
Her şeyden önce, Müslümanların bir devlet olduğunu kabul ediyorlardı.
Mekke'den bir müşrik, ticaret veya başka bir şey için Şam'a, Mısır'a
giderken Medine'ye uğrasa, canı malı emniyette olacaktı.
Böylece müşrikler, Müslümanların yaşayışlarını yakından görecek, İslâm'ın
adaleti, Eshabın birbirlerine olan güzel davranışları karşısında hayran
kalacak ve İslâmiyet'i seveceklerdi. Neticede Müslüman olup sahabilerin
safları arasına katılacaklardı.
On sene devam etmesi gereken bu antlaşma ile, Müslümanlar çoğalacaklar,
güçleneceklerdi. İslâmiyet her tarafa yayılacaktı.
Ancak; "Kureyşlilerden biri, Müslüman olup Medine'ye sığınmak isterse,
iade olunacak" maddesi için, Peygamber efendimiz müteessir olmuşlar ve;
"Allahü teâlâ, onlar için, elbette bir genişlik, bir çıkar yol
yaratacaktır" buyurmuşlardı... |
|