|
Karargahın yeri değiştirildi |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Karargahın yeri değiştirildi
Karargahın yeri değiştirildi
Hayber kuşatması bütün şiddetiyle devam ediyordu. Mücahidler, ok menzili
içine girmişlerdi. Yahudilerin kaleden attığı oklar, İslâm karargahının
arkalarına kadar ulaşabiliyordu.
Akşama kadar, çarpışma ok ile devam etti. Elli kadar sahabi, atılan
oklarla yaralanmışlardı. Akşam olunca, yeni bir karargah keşfi için
Muhammed bin Mesleme hazretlerine vazife verildi.
O da, reci' denilen mevkiin müsaid olduğunu belirtince, İslâm karargahı,
buraya nakledildi. Yaralılar da tedavi görmeye başladı.
Ertesi gün Natat önlerine gelen kahraman Eshab, akşama kadar çarpıştı.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci günlerde de kuşatma devam etti. Yahudiler hep
müdafaada kaldılar.
O günlerde sevgili Peygamberimiz, şiddetli bir baş ağrısına
tutulduklarından, iki gün mücahidlerin arasında bulunamadılar. İlk gün
sancağı hazret-i Ebu Bekir'e, ikinci gün hazret-i Ömer'e verdiler. Her
ikisi de, Eshab-ı kiramın başında, Yahudilere karşı pek şiddetli
çarpıştılar, fakat kaleyi fethetmek mümkün olmadı.
Bu arada cesaretleri artan Yahudilerin, kale kapılarını açıp hücuma
geçtikleri görüldü. Artık göğüs göğüse çarpışmaya başlamışlardı. Savaş pek
ziyade kızışmıştı. Peygamber efendimiz, Eshabına; "Allahü ekber! Allahü
ekber!.. diyerek tekbir getiriniz" buyurdukça, tekbir sadaları arasında
aşk ve şevk ile düşmana kılıç çalıyorlardı.
Bir ara Muhammed bin Mesleme'nin kardeşi Mahmud şehid edildi. Çarpışmalar
da, şiddetli bir şekilde, akşama kadar devam etti.
Ertesi gün Hayber'in en ünlü kumandanlarından Merhab, zırhlara bürünmüş
olduğu halde kaleden dışarı çıktı. Güçlü kuvvetli dev gibi bir adamdı.
Şimdiye kadar, karşısına, bir pehlivan çıkmamıştı.
Mücahidlere dönüp; "Ben, cesareti, kahramanlığı ile tanınmış Merhab'ım!"
diyerek övünmeye başladı. Böyle övünürken, sahabilerin arasında bir
mücahidin ileri atıldığı görüldü. Merhab'a karşı; "Ben de, dehşetli ve
şiddetli savaşların ortasına atılmaktan korkmayan Amir'im!.." diye nara
attı ve derhal karşısına dikildi.
Dev Merhab, üzerinde; "Kime değerse helak eder!.." yazılı kılıcını,
hazret-i Amir'e olanca gücü ile vurdu. Kahraman Amir anında kalkanını
kaldırdı. Enli kılıç, kalkana çarpıtığında şiddetli bir ses ortalığı
çınlattı ve kalkana saplandı. Hazret-i Amir, yaradana sığınıp; "Ya Allah!"
diyerek kılıcını Merhab'ın zırhlı bacaklarına çaldı.
Kılıç, çelik zırha değer değmez, geri tepti ve birden sahabinin bacağına
değiverdi. Kılıcın, şiddetli bir şekilde geri tepişi hazret-i Amir'in
bacağındaki atar damarının kesilmesine sebeb oldu. Eshab-ı kiram, koşarak
Amir'i kucakladılar ve tedavi için karargaha götürdüler. Fakat Amir orada
şehadete kavuştu.
Çarpışmalar bütün şiddeti ile devam ediyordu. Akşama doğru sevgili
Peygamberimiz, Yahudilere dört bin askerle yardıma gelen ve harbe katılan
müşrik Gatafanlılara, ayrılıp memleketlerine dönmelerini teklif etti. Bunu
yaptıkları takdirde, Hayber'in bir senelik hurma mahsulünü kendilerine
vereceğini de vadetti. |
|