|
Sancağı öyle birine vereceğim ki |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Sancağı öyle birine vereceğim ki
"Sancağı öyle birine vereceğim
ki..."
Fakat Gatafanlılar, bu teklifi reddettiler.
Bunun üzerine Alemlerin efendisi, Eshabına, Gatafanlıların bulunduğu
kalenin etrafında sabahlamalarını emretti. Gatafanlılar, gece mücahidlerin
saldırmasından çok korktular, bir türlü uyuyamadılar.
O gece, nereden geldiği belli olmayan bir ses; "Gatafan ülkesine baskın
yapıldığını, çoluk-çocuklarının ve mallarının teslim alındığını"
bildiriyordu. Bu ses, üç defa tekrar edilmiş ve bunu bütün Gatafanlılar,
büyük bir korku içinde dinlemişlerdi.
Kumandanları Uyeyne de aynı sesi üç defa duymuş, şafak sökmek üzereyken
askerini alarak Hayber'den acele uzaklaşıp memleketlerinin yolunu
tutmuştu. Sabahleyin Yahudiler, Gatafanlıların sebepsiz yere Hayber'i
terketmelerine şaşırdılar ve ümidsizliğe düştüler. Onları yardıma
çağırdıklarına da çok pişman oldular.
O gün de Hayber önlerinde şiddetli çarpışmalar oldu. Fakat kale
fethedilemedi. Akşam, Kainatın sultanı; "Yarın sancağı öyle bir yiğide
vereceğim ki, o, Allahü teâlâyı ve Resulünü sever. Allahü teâlâ ve Resulü
de onu severler. Allahü teâlâ, onun eli ile fethi gerçekleştirecektir!"
buyurarak müjde verdi.
O gece Eshab-ı kiram, heyecanla sabahı bekledi. Her biri sancağın
kendisine verilmesini umuyor, bu yolda, Allahü teâlâya dualar ediyordu.
Bilal-i Habeşi hazretleri, sabah ezanını yanık ve güzel sesi ile okudu.
Ezan okunurken herkeste ayrı bir heyecan, ayrı bir zevk hasıl olur, o
ilahi zevkin tadına doyulmazdı.
Sevgili Peygamberimiz, Eshabına sabah namazını kıldırdıktan sonra ayağa
kalktılar. Mübarek İslâm sancağının getirilmesini emrettiler. Mukaddes
sancak getirilirken, Eshab-ı kiram ayakta bekliyor, merakla, Resul-i ekrem
efendimizin mübarek dudaklarından çıkacak sözleri dinlemek için, dikkat
kesiliyorlardı.
Nihayet Alemlerin efendisi; "Muhammed'in zatını peygamberlikle
şereflendiren Allahü teâlâya and olsun ki, ben, bu sancağı kaçmak nedir
bilmeyen bir yiğide vereceğim" buyurduktan sonra, mübarek gözlerini Eshabı
arasında gezdirip; "Ali nerededir?" buyurdu.
Sahabiler; "Ya Resulallah! Onun gözleri ağrıyor" deyince, Efendimiz; "Onu
bana çağırınız" buyurdu.
O günlerde hazret-i Ali göz ağrısına tutulmuş ve gözlerini açamaz olmuştu.
Yanına giderek, durumu bildirdiler ve mübarek koluna girip, Resulullah
efendimizin huzuruna getirdiler.
Kainatın sultanı, hazret-i Ali'nin şifa bulması için, Allahü teâlâya dua
etti ve mübarek parmaklarını ağzında ıslatıp gözlerine sürdüler.
O anda, hazret-i Ali'nin gözlerinde hiçbir ağrı kalmadı. Ayrıca; "Ya
Rabbi! Sıcağın ve soğuğun sıkıntısını bundan gider" diyerek, onun için dua
buyurdular. |
|