|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Mekke'nin fethi
Mekke'nin fethi...
Hicretin sekizinci senesi idi... Hudeybiye antlaşmasının bir maddesi de;
"Her iki tarafın dışında kalan Arab kabileleri, istedikleri tarafın
himayesine girebilecekler, Müslümanlar veya müşriklerle birleşmekte
serbest olacaklar" idi.
Buna göre; Peygamber efendimizin müttefiki olan Huzaa kabilesi,
Müslümanlar; Beni Bekir kabilesi de müşrikler tarafında yer almışlardı.
Huzaa kabilesi ile Beni Bekirler eskiden beri düşman olup, fırsat buldukça
birbirlerine saldırırlardı. Hudeybiye barışına göre, onlar da bir müddet
için saldırılarını durdurmuşlardı. Fakat, buna Beni Bekir kabilesi iki
sene uyabilmişti.
Bekiroğullarından biri, sevgili Peygamberimize hakaret eden bir şiir
söylemiş, bunu işiten Huzaa kabilesinden bir genç, dayanamamış ve başını
yarmıştı.
Bekiroğulları, bunu fırsat bilip antlaşma gereği tehlikeden emin olan
Huzaa kabilesine saldırmışlardı. Bu saldırıya, Kureyşli müşrikler, silah
vererek ve gizli adam göndererek yardım etmişler, Harem-i şerifde Huzaa
kabilesinden yirmiden fazla kimseyi öldürmüşlerdi.
Çarpışma esnasında Huzaa kabilesinden bazı Müslümanlar, Peygamber
efendimizden yardım istemişlerdi. Huzaa kabilesinden gece yapılan bu
baskınlarda, Bekiroğulları arasında, Kureyşli müşriklerin de bulunduğunu
görenler olmuştu.
O gece, Medine'de, hazret-i Meymune validemizin evinde bulunan sevgili
peygamberimiz, namaz kılmak için kalkıp abdest alırken; Allahü teâlânın
izni ile bir mucize olarak, Mekke'deki Müslümanların kendisinden yardım
taleb ettiklerini işitmişti. Onlara cevab olarak; "Lebbeyk! = Davetiniz
icabet ediyorum!" buyurdu.
Maymune validemiz, Peygamber efendimizin yanında kimse olmadığı halde
böyle konuştuğunu görünce; "Ya Resulallah! Yanınızda bir kimse var mı?"
diye sordu. Sevgili Peygamberimiz ona, Mekke'de meydana gelen hadiseyi ve
Kureyşlilerin bu işe ortak olduklarını haber verdi.
Kureyş müşrikleri Beni Bekirlere yardım ederek, Huzaa kabilesine baskın
yapıp onları öldürmekle, Hudeybiye antlaşmasının maddelerine aykırı
hareket etmiş, böylece antlaşmayı bozmuş oluyorlardı.
Fakat, bu hadiseden, o sırada Şam'a ticaret için giden Kureyş lideri Ebu
Süfyan'ın haberi olmamıştı. Şam'dan dönünce hadiseyi ona anlattılar ve;
"Bu, mutlaka düzeltilmesi lazım olan bir iştir. Gizlenmesi mümkün
değildir. Eğer düzeltilmezse, Muhammed bizi Mekke'den sürer!" dediler.
Ebu Süfyan ise; "Her ne kadar bu hadiseden benim haberim olmadıysa da,
yapılan kıtal haberi Medine'ye ulaşmadan, barışı yenileyip uzatmak üzere
acele gitmem lazım" dedi.
Halbuki, sevgili Peygamberimiz, haberi anında öğrenmişti. Ayrıca hadiseden
üç gün sonra, Huzaa kabilesinden Amr bin Salim, yanında kırk süvari ile
gelip, durumu Resul-i ekrem efendimize anlattı.
Habibullah efendimiz de; "Huzaa oğullarına yardım etmezsem, bana da yardım
olunmasın!" buyurarak bir mektup yazdırdı.
Kureyş müşriklerine gönderilen bu mektupda, sevgili peygamberimiz; "...
Siz, ya Bekir oğulları ile olan ittifakınızdan vaz geçip geri durursunuz,
yahut da Huzaa oğullarından öldürülenlerin diyetlerini ödersiniz! Şayet bu
söylediklerimden birini yerine getirmeyecek olursanız, sizinle harb
edeceğimi bildiririm!.." buyuruyorlardı. |
|