|
Müslüman olma zamanı gelmedi mi |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Müslüman olma zamanı gelmedi mi
"Müslüman olma zamanı gelmedi
mi"
Medine'den ayrılalı on gün olmuştu. Akşam üzeri Mekke'ye iyice
yaklaşılmış, yatsı vaktinde Merr-uz-zahran'a gelinmişti. Peygamber
efendimiz, Eshabına burada durmalarını emir buyurdu.
Ayrıca hazret-i Ömer'e vazife verip, her mücahidin ateş yakmasını da
emretti. Bir anda on binden fazla ateş yanınca, Mekke aydınlığa boğuldu
Hiçbir şeyden haberi olmayan Mekkeli müşrikler, şaşkına döndüler. Ne
olduğunu anlamak için Ebu Süfyan'ı görevlendirdiler.
O da yanına iki kişi alarak İslâm ordusuna doğru gizlene gizlene
yaklaştılar. Bu sırada sevgili Peygamberimiz, Eshabından bazılarına; "Ebu
Süfyan'a gözkulak olunuz. Mutlaka onu bulursunuz!" buyurdu.
Ebu Süfyan ve yanındakiler, İslâm ordusuna doğru ilerledikçe hayretleri
artıyor, dehşete düşüyorlardı.
Mekke'nin çevresine ne kadar çok asker birikmişti ve ne kadar çok da ateş
yakmışlardı!.. Onlar, bunları konuşa konuşa, Erak isimli yere geldiler.
Bu sırada Peygamber efendimiz, yine; "Ebu Süfyan, şu anda Erak'tadır"
buyurdu. Eshab-ı kiram, onları araştırmaya koyuldular. İçlerinden hazret-i
Abbas, onları tanıdı ve Peygamber efendimizin huzuruna götürdü.
Yolda Ebu Süfyan, hazret-i Abbas'a; "Haberler nasıldır?" diye sordu. O da;
"Ey Ebu Süfyan! Sana yazıklar olsun! Resul aleyhisselam, karşı
koyamayacağınız bir ordu ile üzerinize geliyor. Yemin ederim ki,
Kureyşlilerin hali yaman olacak. Vay onların başına geleceklere!" dedi.
Ebu Süfyan ve yanındakiler, korku ile mücahidlerin arasından geçerek
sevgili Peygamberimizin huzur-i şeriflerine geldiler.
Kainatın sultanı, onları güzel karşıladı. Mekkeliler hakkında bilgi aldı.
Geç vakitlere kadar konuştuktan sonra, onları İslâm'a davet eyledi. Hakim
bin Hizam ile Büdeyl, derhal Kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.
Fakat Ebu Süfyan'ın tereddütü devam ediyordu. Sabah olunca, merhamet
deryası sevgili Peygamberimiz; "Ey Ebu Süfyan! Yazıklar olsun sana! Allahü
teâlâdan başka ilah bulunmadığını öğrenme zamanı hala gelmedi mi?"
buyurdu.
O da; "Anam-babam sana feda olsun! Yumuşak huylulukta ve şereflilikte ve
akraba hakkını gözetmekte üstüne yoktur. Sana ettiğimiz bu kadar cefadan
sonra sen, hala bizi hidayet yoluna davet ediyorsun. Ne güzel kerem
sahibisin. Allah'dan başka ilah olmadığına inandım... Eğer olsaydı bana
bir faydası olurdu. Sen de Allah'ın Resulüsün" diyerek Eshab-ı kiramdan
olmakla şereflendi.
Hazret-i Abbas; "Ya Resulallah! Ebu Süfyan'a Mekkelilerce itibar
kazandıracak bir şey ihsan eder misiniz?" dedi.
Peygamber efendimiz, bunu kabul edip; "Kim Ebu Süfyan'ın evine girer,
sığınırsa, ona eman verilmiştir, öldürülmekten kurtulur" buyurdu.
Ebu Süfyan hazretleri; "Ya Resulallah! Biraz daha genişletir misiniz?"
diye istirhamda bulununca, sevgili Peygamberimiz; "Kim Mescid-i Haram'a
girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir! Kim kapısını kapayıp evinde
oturursa, ona eman verilmiştir" buyurdu.
Resul-i ekrem efendimiz, Ebu Süfyan'ın, İslâm ordusunun heybetini ve
çokluğunu görüp, Mekkeli müşriklere bunu anlatması için hazret-i Abbas'a;
"Onu, vadinin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazına ilet.
Müslümanların, Allahü teâlânın ordusunun ihtişamını görsün" buyurdu. |
|