|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Hak gelince batıl gider
"Hak gelince batıl gider"
Server-i alem efendimiz, devesi Kusva'nın üzerinde terkisinde Üsame bin
Zeyd olduğu halde büyük bir tevazu içinde, doğduğu belde mukaddes Mekke'ye
giriyordu. Kendisine bu günleri gösteren Allahü teâlâya hamdediyor,
Mekke'nin fethini müjdeleyen, Fetih suresini tilavet buyuruyordu.
Fahr-i kainat efendimiz, büyük bir sürur içinde, muzaffer Eshabının
arasında Kabe-i muazzamaya doğru yöneldiler. Sağında hazret-i Ebu Bekir,
solunda Üseyd bin Hudayr hazretleri olduğu halde Kabe-i muazzamaya
yaklaştılar.
Hacer-ül-esved'i ziyaret ettikten sonra, telbiye ve tekbir getirdiler.
Bunu sahabiler takib etti ve; "Allahü ekber! Allahü ekber!" sesleri ile
Mekke-i mükerreme semaları inlemeye başladı.
Sonra Alemlerin efendisi ve şanlı Eshabı tavafa başladılar. Tavafın
yedinci devresini bitirdikten sonra, devesinden inen sevgili
Peygamberimiz, Makam-ı İbrahim'de iki rekat namaz kıldı.
Sonra hazret-i Abbas'ın kuyudan çıkardığı zamzemden içti. Zemzem ile
abdest almayı arzu buyurdular. Fahr-i kainat efendimiz abdest alırken,
Eshab-ı kiram, sevgili Peygamberimizin mübarek vücuduna değen abdest
suyunu yere düşürmeden havada kapışmaya başladılar.
Bu durumu gören müşrikler; "Biz, hayatımzda böyle bir hükümdar ne gördük,
ne de işittik!.." diyerek hayrete düştüler.
Server-i alem efendimiz, Kabe'nin çevresine taştan ve tahtadan yapılmış
bütün putların yıkılmasını murad ettiler.
İsra suresinin mealen; "Hak gelince batıl gider, batıl her zaman
gidicidir" 81. Ayet-i kerimesini okuyarak, mübarek elindeki asayı putlara
doğru uzattılar. Asanın değdiği her put, birer birer yüzü üzere
yıkılıverdi. Üç yüz altmış put yerle bir edildi.
Öğle vakti girdiğinde, Resul-i ekrem efendimiz hazret-i Bilal'e, Kabe'de
ezan-ı şerifi okumasını emir buyurdu.
O da, derhal bu mukaddes vazifeyi ifa eyledi. Ezan okunurken, mü'minlerin
kalbinde engin bir sürur meydana geliyor, müşrikler ise ziyadesiyle elem
ve üzüntü içinde kahroluyorlardı.
Sevgili Peygamberimiz, içerdeki resimleri ve yıkılan bütün putları
temizlettikten sonra, yanında hazret-i Üsame bin Zeyd, hazret-i Bilal,
hazret-i Osman bin Talha olduğu halde, Kabe'ye girdiler.
Peygamber efendimiz, içerde kapıyı arkasına alarak iki rekat namaz kıldı.
Her köşede tekbir getirip dua eyledi. Halid bin Velid hazretleri kapının
önünde duruyor, halkın oraya yığılmasına mani olmaya çalışıyordu.
Bütün Kureyşliler Mescid-i Haram'a dolmuşlar, korku ile karışık ümitle,
sevgili Peygamberimize bakıyorlardı.
Zira onlar, Peygamber efendimize ve Eshabına her türlü işkenceyi
yapmışlardı. Boyunlarına ip bağlayıp, sürümüşlerdi!.. Ateşe atıp, yakmaya
çalışmışlardı!.. Kızgın kayaları göğüslerine koyup, bayılıncaya kadar
işkence yapmışlardı!.. Ateşte kızartılmış şişleri vücutlarına
sokmuşlardı!.. Üç sene aç susuz bir mahalleye hapsedip, her şeyden mahrum
bırakmışlardı! Ayaklarından develere bağlayıp, ayrı yönlere çekmek
suretiyle parçalamışlardı. Hepsinden öte yurtlarından çıkarmışlardı... Bu
yetmiyormuş gibi, tamamen ortadan kaldırmak için kaç defa
harbetmişlerdi... Fakat bütün bunlara rağmen ümitli idiler. Çünkü
karşılarında, alemlere rahmet olarak gönderilen merhamet deryası vardı. |
|