|
Ya Rabbi, onlara doğru yolu göster! |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Allah'ım! Bize yardımını indir!
"Allah'ım! Bize yardımını
indir!"
Huneyn savaşında ani baskın sebebiyle neye uğradığını anlayamayan İslâm
ordusunda kargaşa baş göstermişti...
Alemlerin efendisi, Allahü teâlânın dininin yok olacağını üzüldüğünden;
"Ya Abbas! Sen onlara; "Ey Medineliler! Ey Semüre ağıcının altında bi'at
eden sahabiler!" diyerek seslen!" buyurdu.
Hazret-i Abbas, iri yapılı ve heybetli idi. Bağırdığı zaman sesi çok
uzaklardan duyulurdu. Bütün gücü ile; "Ey Medineliler! Ey Semüre ağacının
altında, Peygamberimize söz veren eshab! Dağılmayınız! Buraya toplanınız!"
diyerek bağırdı.
Bunu işiten Eshab-ı kiram, geri dönmek istediler. Fakat hayvanlarının pek
ziyade ürkmesi geri dönmelerine mani oluyordu. Nihayet zırhını, kılıcını
mızrağını alıp hayvanlarından kendilerini atmak mecburiyetinde kaldılar.
Sür'atle Resulullah efendimizin yanına yetişip, düşmanla müthiş bir
çarpışmaya girdiler.
"Allahü ekber! Allahü ekber!" sadaları yeri göğü inletiyor, düşmanı
korkutup dehşete düşürüyordu. Bedir'de, Uhud'da, Hendek'de ve Hayber'de
pek büyük kahramanlıklar gösteren Eshab, bilhassa hazret-i Ali, Ebu
Dücane, Zübeyr bin Avvam , döne döne çarpışıyor, düşmanı saf dışı edip
geri püskürtüyorlardı.
Alemlerin efendisi, Eshabının canla başla yaptığı bu çarpışmayı takib
ediyor, mübarek dudaklarından; "Allah'ım! Bize yardımını indir! Şüphesiz
sen, onların bize galip gelmesini istemezsin!" duaları işitiliyordu.
Sevgili Peygamberimiz, Allahü teâlâya olan yalvarmaları arasında, yerden
bir avuç kum aldı. "Yüzleri kara olsun!" buyurarak müşriklerin üzerine
savurdu.
Sevgili Peygamberimizin bir mucizesi olarak, düşman askerlerinden
gözlerine kum dolmadık kimse kalmadı. Melekler de yardıma gelmişti.
Peygamber efendimiz; "Allahü teâlâya and olsun ki, onlar, bozguna
uğradılar" buyurdular. Müşrikler, bozulmaya, geri dönüp kaçmaya
başlamışlardı. Geri döndükçe peşlerinde şanlı sahabileri görüyorlar, harp
meydanına getirdikleri hanımlarını, çocuklarını ve mallarını bırakarak son
sür'atle kaçıyorlardı.
Harp meydanında yetmiş ölü, altı bin esir ve hadsiz hesapsız mal
bırakmışlardı. Kaçanların bir kısmı Taif kalesine sığındı, bir kısmı da
Nahle'ye, Evtas'a gittiler. Kumandanları Malik bin Avf, Taif'e sığınanlar
arasında idi. Eshab-ı kiram onları bir müddet takib etti. Evtas'da yine
şiddetli çarpışmalar oldu. Düşman yine bozguna uğradı.
Bu gazada Allahü teâlânın izni, Resulullah efendimizin himmeti bereketi
ile zafer yine Müslümanların olmuştu. Dört şehid verilmiş, bazı sahabiler
de yaralanmıştı. Halid bin Velid hazretlerinein de yaralı olduğunu işiten
sevgili Peygamberimiz, onun yanına varmış, yarasını mübarek elleri ile
sıvazlayınca yara anında iyi olmuştu.
Kainatın sultanı Taif'e kaçan düşmanın da üzerine yürüyerek kesin neticeyi
almak istiyordu. Mekke'ye yakın olan bu kale, küfrün son, fakat en muhkem
kalelerinden biri idi.
Peygamber efendimiz, hicretten önce Taif'e gelip, bir ay onlara nasihat
etmişti. Fakat Taifliler, Alemlerin efendisine görülmedik işkence ve
zulümde bulunmuşlardı.
Hatta mübarek ayakalarını kan içinde bırakmışlardı. Efendimiz, burada Zeyd
bin Harise hazretleri ile hayatının en acıklı ve en ızdıraplı günlerini
yaşamıştı. |
|