Herkes varını yoğunu verdi
Peygamber efendimizin isteği üzerine, herkes orduya yardım için elinden
gelen gayreti gösteriyordu. Maddi durumu çok zayıf olan sahabilerden biri
de, cihada yardım sevabına kavuşmak için, o gece sabaha kadar bir hurma
bahçesinde su çekmiş, kazandığı hurmayı Peygamber efendimize getirmiş ve;
"Ya Resulallah! Rabbimin rızasını kazanmak için elimde olanı getirdim.
Kabul buyrunuz" demişti.
Müslüman erkekler, ellerinden geldiği kadar yardıma çalışırken, kadınlar
da bu yolda kendilerine düşen vazifeyi hakkıyla yapıyorlardı.
Tebük seferine hazırlandıkları zaman, Müslümanlar, çok sıkıntılı bir
zamanda idiler. Kıtlık öyle şiddetli idi ki, elinde avucunda bir şeyi
kalmayan Eshab-ı kiramdan pek çok kimseler, Resulullah efendimizin
huzuruna gelip; "Ya Resulallah! Yaya kaldık! Yiyecek bir şeyimiz de yok!
Bu gazada sizden ayrılmayıp cihad sevabına kavuşmak isteriz" diyorlardı.
Sevgili Peygamberimiz, onlara, kendilerini bindirecek bir şeyin
kalmadığını üzülerek bildiriyorlardı. Bir defasında Salim bin Umeyr,
Abdullah bin Mugaffel, Ebu Leyla Mazini, Ulbe bin Zeyd, Amr bin Hümam,
Heremi bin Abdullah, İrbad bin Sariye , Sevgili Peygamberimizin huzuruna
gelerek aynı dilekte bulunmuşlardı.
Efendimiz de onlara büyük bir üzüntü içinde; "Sizi bindirecek bir şey
bulamıyorum" buyurunca, onlar, Peygamber efendimizinden ayrı kalma ve
cihada katılamamanın verdiği üzüntü ile ağlamaya başladılar.
Bunun üzerine Allahü teâlâ, şu ayet-i kerimeyi gönderdi. Mealen; "Bir de o
kimselere günah yoktur ki, kendilerini, bindirip savaşa sevkedesin diye
sana geldikleri zaman onlara; "Sizi bindirecek bir hayvan bulamıyorum"
demiştin. Bu uğurda sarfedecekleri şeyi bulamadıklarından dolayı
kederlerinden, gözleri yaş döke döke döndüler" (Tevbe suresi: 92)
buyruluyordu.
Sonunda onları da hazret-i Abbas ile hazret-i Osman, gazaya hazırladılar.
Hazırlıklar tamamlanınca, Peygamber efendimiz, orduyu Seniyyet-ül-Veda'da
topladı. Gazaya katılmayan yok denecek kadar azdı.
Resul-i ekrem efendimiz, orduyu toplayıp harekete karar verince, Muhammed
bin Mesleme'yi Medine'de kendi yerine bıraktı. Sefere başlıyacağı sırada,
Peygamber eferdimiz; "Yanınıza fazla ayakkabı alınız. Yedek ayakkabınız
bulunduğu müddetçe sıkıntı çekmezsiniz" buyurdu.
Ordu hareket ettiği zaman, münafıkların başı Abdullah bin Übeyy,
Müslümanları korkutmak için, olmayacak sözler söyledi. Hatta; "Yemin
ederim ki, sanki Eshabı ikişer ikişer iplere bağlanmış halde görür gibi
oluyorum..." diyordu.
Fakat bu sözlere, Eshab-ı kiram hiç aldırış etmiyor, cihada katılma aşkı
gittikçe artıyordu. Bunu gören münafıklar kahroluyorlardı.
Resulullah efendimiz, Seniyyet-ül-Veda'dan Tebük'e hareket edeceği zaman,
ordunun bayraklarını ve sancaklarını açtırdı. En büyük sancağı hazret-i
Ebu Bekir'e, en büyük bayrağı da Zübeyr bin Avvam hazretlerine verdi.
Evs kabilesinin bayrağını Üseyd bin Hudayr'a, Hazrec kabilesinin sancağını
Ebu Dücane'ye verdi. Peygamber efendimizin kumandasındaki Eshab-ı kiramın
sayısı, on bini süvari olmak üzere, otuz bin kişi idi. Sağ kol
kumandanlığına hazret-i Talha bin Ubeydullah, sol kola da Abdurrahman bin
Avf hazretleri tayin edildi. |