|
Rumlar karşılarına çıkamadı |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Rumlar karşılarına çıkamadı
Rumlar karşılarına çıkamadı
Şanlı sahabiler, pek sıcak bir havada ve Peygamberlerinin kumandası
altında sefer için harekete geçtiler... Başlarında Allahü teâlânın Habibi
olduktan sonra, yiyecek ve içeceklerinin olmaması onları yollarından
döndüremez; gidecekleri yolun uzaklığı, düşman askerlerinin çokluğu da
gözlerini korkutamazdı. Bu halde her yere gidilirdi.
Sevgili Peygamberimiz ve kahraman sahabiler, her konak yerinde bir müddet
istirahattan sonra tekrar yollarına devam ediyorlardı. Sekizinci konak
yerleri, Salih aleyhisselamın kavminin helak edildiği Hicr'di.
Peygamberlerinin emrini dinlemedikleri için Allahü teâlâ, şiddetli bir
sayha yani ses ile onları helak etmişti. Kainatın sultanı, Eshabına; "Bu
gece kuvvetli ve ters istikametten bir fırtına esecektir. Kimse, yanında
arkadaşı olmadıkça ayağa kalmasın. Herkes devesinin dizini bağlasın.
Burası azab inen yerdir. Kimse bu sudan içmesin ve abdest almasın!.."
buyurdular.
Herkes bu emre uydu. Gece çıkan kuvvetli bir fırtına her tarafı alt-üst
etmeğe başladı. Bu sırada devesini bağlamayı ihmal eden biri, aramak için
tek başına ayağa kalktığında fırtınaya kapılarak sürüklenip Tayy dağının
eteklerine atıldı.
Birisi de çok sıkışmıştı. Abdest bozmak için gittği yerde, Hunak denilen
bir hastalığa yakalandı. Peygamber efendimizin dua buyurması ile yeniden
sıhhate kavuştu.
O sabah su kaplarında hiç su kalmamıştı. Susuzluktan herkes ölecek hale
gelmişti. Durum Alemlerin efendisine arzedildiğinde, mübarek ellerini
kaldırdılar ve Allahü teâlâya yağmur ihsan etmesi için yalvardılar. Sıcak
ve bulutsuz bir havada derhal yağmur bulutları peyda oldu. Şiddetli bir
yağmur başladı.
Herkes kaplarını doldurarak abdest alıp, hayvanlarını suladı. Yağmur durup
bulutlar dağılınca, yağmurun yalnız ordunun üzerine yağdığı görülmüştü.
Sevgili Peygamberimiz ve sahabiler tekbir getirdiler. Allahü teâlâya hamd
ettiler.
Açlık da son haddine gelmişti. Öyle ki, bir hurmayı iki kişi bölüşür
vaziyete düşmüşlerdi. Şiddetli sıcağa, çekilen açlık ve susuzluğa rağmen,
Tebük'e yaklaşılmıştı.
Habib-i ekrem efendimiz; "Yarın inşaallah kuşluk vaktinde Tebük kaynağına
varacaksınız. Ben gelinceye kadar o suya el uzatmayınız" buyurdular.
Ertesi gün oraya vardılar. Kaynağın suyu oldukça azdı. Sevgili
Peygamberimiz, o sudan, bir kaba koydurdular ve içine mübarek elini sokup
dua ettiler. Sonra kaynağa döktüler.
Sular bir anda kabarıp çoğaldı. Otuz bin kişilik İslâm ordusu içtiği halde
hiç eksilmedi. Sonradan Fahr-i kainat efendimizin bir mucizesi olan bu su
ile, her taraf sulandı. O bölge yemşeyil bir sahra olup, bereketlerle
dolup taştı.
Resul-i ekrem efendimiz, şanlı Eshabı ile Tebük'e geldiklerinde,
Bizansılarla, Amile, Lahm ve Cüzam gibi hıristiyanlaştırılmış Arab
kabilelerinden müteşekkil Rum ordularını karşılarında bulamadılar.
Mute'de üç bin mücahide karşı yüz bin kişilik Rum ordusu mağlub olmuştu.
Şimdi ise, karşılarında otuz bin mücahid vardı ve komutanları Kainatın
efendisi idi. Rumlar, sevgili Peygamberimizin kahraman Eshabını toplayıp
geldiğini duyunca, her biri kaçacak yer aramışlardı. |
|