|
Alemlere rahmet olarak gönderilmiştir |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Alemlere rahmet olarak gönderilmiştir
Alemlere rahmet olarak
gönderilmiştir
Resululllah efendimiz, eshabını en güzel isimlerle çağırırlar, kimsenin
sözünü yarıda kesmezlerdi. Konuştuğu kimse, sözünü bırakmadan veya gitmek
için ayağa kalkmadan sözünü kesmezlerdi.
O'nun bir hüsn-i muamelesi, şefkati, merhameti hakkında Allahü teâlâ
mealen; "Zahmet çekmeniz O'nu incitir ve üzer. Size çok düşkündür;
mü'minlere çok merhametlidir, onlara çok hayır diler" buyurdu.
Ve Enbiya suresinin 107. ayet-i kerimesinde mealen; "(Ey Habibim!) Seni
ancak alemlere rahmet olarak gönderdik" buyurdu. Peygamber efendimiz
ümmetine karşı bazı şeyleri zor gelir endişesiyle kolaylaştırırdı.
"Ümmetime zorluk vermemiş olsaydım, her abdestte misvak kullanmalarını
emrederdim" buyurdu.
Sözünde durmak yönüyle de insanlar arasında Peygamber efendimizden daha
üstün bir kimse gelmedi.
Abdullah bin Ebi'l-Hamsa anlattı ki: "Peygamberimiz ile, henüz kendilerine
peygamberliği bildirilmeden önce alış-veriş yapmıştım. Kendi hesabına bir
bakiye kalmıştı. O'na, falan zamanda filan yerde buluşmak üzere söz verdim
ve unuttum. Üç gün sonra verdiğim sözü hatırlayınca hemen o yere koştum.
O'nun üç gündür orada beklemekte olduğunu görünce, hayretimden dona
kaldım. Bana; "Delikanlı beni yordun! Ben seni burada tam üç gündür
bekliyorum" buyurdular.
Peygamber efendimizin tevazu hasleti, hiçbir kimsede, hatta hiçbir
peygamberde (aleyhimüsselam) bulunmayacak kadar büyük ve emsalsizdi.
Kibir duygusu, O'nda asla meydana gelmemiştir. Peygamberimiz, melik bir
peygamber olmakla, kul bir peygamber olmak arasında serbest
bırakıldığında, O, kul bir peygamber olmayı tercih etti.
Bunun üzerine İsrafil aleyhisselam, Peygamber efendimize; "şüphesiz,
Allahüt eala tevazu gösterdiin o hasleti de sana vermiştir. Çünkü
kıyamette sen, Âdemoğullarının en büyüğüsün. Kabrinden kalkacak ilk insan
sensin. İlk şefaat edecek olan da sensin" dedi.
Peygamber efendimiz hazret-i Aişe validemize buyurdular ki: "Bana
Mekke'nin taşı, toprağı altın olması sunuldu. Hayır ya Rabbi, dedim. Bir
gün aç kalayım, bir gün tok. Aç kaldığım gün sana yalvarıp dua ederim. Tok
kaldığım gün, sana hamdü senada bulunurum."
Cebrail aleyhisselam, Peygamber efendimize gelip; "Allahü teâlânın sana
selamı var. İsterse şu dağları O'na altın yapayım. Nereye giderse gitsin,
o altın dağları O''nunla beraber olur" buyurdu.
Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki: "Ey Cebrail! Dünya, evi olmayanın
evidir. Ve yine (o) malı olmayan kimsenin malıdır. Bunları aklı olmayan
kimse yığar."
Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam; "Ya Muhammed! Allahü teâlâ seni kavl-i
sabit ile dimdik kılmıştır" dedi.
Hazret-i Aişe validemiz; "Zaman olurdu tam bir ay beklerdik, evimizde
(yemek yapmak için) ateş yakmazdık. Sadece hurma ile su bulunurdu"
buyurmuştur.
Hz. İbn-i Abbas; "Resulullah efendimiz ve Ehl-i beyti, bir çok geceler
akşam yemeği yemeden yatarlardı. Akşam yiyecek bir şey bulamazlardı"
buyurdu. |
|