"Azabını gönderme, afiyet ihsan
eyle!"
Resulullah efendimiz Cenab-ı Hak'tan çok korkardı. Havada bulut görünce;
"Ya Rabbi! Bu bulutla bize azab gönderme!" , rüzgar esince; "Ya Rabbi!
Bize hayırlı rüzgar gönder", gök gürleyince; "Ya Rabbi! Bize incinib de,
öldürme. Azabını gönderme. Afiyet ihsan eyle!" diye dua ederdi.
Namaza dururken, ağlayan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünden ses
işitilirdi. Kur'an-ı kerim okurken de böyle olurdu.
Kalbinin kuvveti, şecaati şaşılacak kadar çoktu. Huneyn gazasında,
Müslümanlar dağılıp, üç dört kimse ile kalmıştı. Birkaç defa, kafirlerin
hücumuna, tek başına karşı koydu ve asla gerilemedi.
Çok cömert idi. Yüzlerce deve ve koyun bağışlar, kendisine bir şey
bırakmazdı. Nice katı kalbli kafirler, bu ihsanlarını görerek imana
gelmişlerdir.
Yiyeceklerden; koyun etini, et suyunu, kabağı, tatlıları, balı, hurmayı,
sütü, kaymağı, karpuzu, kavunu, üzümü ve hıyarı severdi.
Suyu yavaş yavaş, Besmele ile başlayarak üç yudumda içer, sonunda;
"Elhamdülillah" der ve dua ederdi.
Giyilmesi caiz olanlardan her bulduğunu giyerdi. Kalın kumaştan ihram
şeklinde dikilmemiş şeylerle örtünür, peştamal sarınır, gömlek ve cübbe de
giyerdi.
Bunlar pamuktan, yünden veya kıldan dokunmuştu. Ekseriya beyaz, bazan
yeşil giyerdi. Dikilmiş elbise giydiği de olurdu. Cuma ve bayramlarda ve
yabancı elçiler geldikte ve cenk zamanlarında kıymetli gömlekler,
cübbeler, yeşil, kırmızı, siyah da giyerdi.
Arabistan'daki adete uyarak saçlarını kulaklarının yarısına kadar uzatır,
fazlasını kestirirdi. Saçlarına özel olarak hazırlanmış güzel kokulu yağ
sürerdi.
Ellerine, başına, yüzüne misk veya başka kokular sürer, ud ağacı, kafuri
ile buhurlanırdı.
Yatağı, içi hurma lifleri ile dolu, dabağlanmış deriden idi. İçi yünle
dolmuş bir yatak getirdiklerinde, kabul etmedi ve; "Ya Aişe! Allahü
teâlâya yemin ederim ki, eğer istesem, Allahü teâlâ her yerde altın ve
gümüş yığınlarını yanımda bulundurur" buyurdu. Bazan hasır, tahta, döşek,
yünden dokunmuş keçe veya kuru toplar, üzerinde yatardı.
Her gece gözlerine üçkere sürme çekerdi.
Evinde; ayna, tarak, sürme kabı, misvak, makas, iğne, iplik eksik olmazdı.
Yolculukta bunları beraberinde götürürdü.
Yatsıdan sonra gece yarısına kadar uyuyup, sonra sabah namazına kadar
ibadet yapardı. Sağ yanına yatar, sağ elini yanağı altına kor, bazı
sureler okuyup uyurdu.
Tefe'ül-ederdi. Yani ilk gördüğü, birden bire gördüğü şeyleri hayra
yorardı. Hiçbir şeyi uğursuz saymazdı.
Üzüntülü zamanlarında sakalını tutar, düşünürdü.
Üzüldüğü zaman, hemen namaza başlardı. Namazın lezzet ve safası ile gammı
giderdi.
Peygamber efendimizin, Allahü teâlâdan korkması, O'na itaat ve ibadet
etmesi o kadar çoktu ki, O'nun bu haline hiç kimse takat getiremezdi.
Mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. "Ya Resulallah! Sizin
gelmiş geçmiş bütün günahlarınız affedildiği halde, neden bu kadar
kendinize zahmet veriyorsunuz?" denildiğinde; "Ben, Allahü teâlânın en çok
şükreden kulu olmayayım mı?" diye cevap buyurdular. |