|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Dört gündür açım!
"Dört gündür açım!"
Resulullah efendimiz, bir gün kızı hazret-i Fatıma'nın evine uğrayıp
durumlarını sordu. Hz. Fatıma ; "Babacığım! Üç günden ber yavrularımla bir
şey yiyip içmedik. Açlığa sabrediyoruz. Benim ki mühim değil. Fakat Hasen
ve Hüseyn'in durumu beni çok üzüyor" diye cevap verdi.
Bunun üzerine Server-i alem efendimiz; "Ey Fatıma! Canım kızım! Sen üç
günden beri açsın. Ben ise dört gündür acım" buyurdular. Mübarek torunları
Hz. Hasen ve Hüseyn'in aç olmalarına çok üzüldüler...
Hz. Ali çalışıp kazanarak mübarek torunlara bir şeyler almak ve onları
doyurmak için yola çıktı. Medine'den dışarı çıktıkları sırada bir kuyu
başında develerini sulamaya çalışan bir köylü gördüler.
Yanına yaklaşıp; "Ey arabi! Develerini ücretle sulatmak için birisine
ihtiyacın var mı?" buyurdular. Köylü, "Evet. Ben de böyle birini
arıyordum. İstersen gel, develerimi sula! Çektiğin her kova için üç hurma
veririm" dedi.
Hz. Ali kabul buyurup suyu çekmeğe başladı. Dokuz kova çıkarmıştı ki,
kovanın ipi birden kopuverdi ve kova kuyunun içinde kaldı. Bunu gören
köylü, hiddetle yerinden kalkıp, Hz. Ali 'nin yüzüne eliyle vurmak
talihsizliğinden bulundu.
Sonra sekiz kova suyun karşılığında yirmi dört hurma verdi. Buna oldukça
üzülen Hz. Ali ellerini kuyuya uzattı. İçindeki kovayı alıp kuyunun başına
koydu ve oradan ayrıldı.
Köylü hayretinden dona kalmıştı! Eli bu kadar derin kuyunun dibine nasıl
yetişmişti?!. Yoksa, bu zat, geleceği bildirilen dinin bir mensubu mu idi?
Bu düşünceler içinde hayrete düşen köylü; "Onun, Peygamberi,hak
peygamberdir. İnandım!" dedi.
Biraz önce gösterdiği cür'ete, işlediği büyük cinayete pişman oldu. "Böyle
bir kimseye kalkan eller kesilmeli, kemikleri kırılmalıdır" diyerek bir
eline kılıcını alıp, bileğine hızla indirdi... İstediği olmuştu.
Pek büyük bir acı duymuştu ama, artık kalbi rahattı. Kesilen elini diğer
eline alıp, doğru Mescid-i Nebi'ye geldi. Eshab-ı kiramdan,
Peygamberlerinin nerede olduğunu sordu. Kerimesine gittiğini bildirdiler.
Hazret-i Fatıma'nın evini öğrenip gitti:
O sırada Peygamber efendimiz, torunları hazret-i Hasen ve hazret-i
Hüseyn'i mübarek dizlerine oturtmuş getirdiği hurmaları yediriyordu.
Köylü, yaptığı hatanın büyüklüğünü düşündükçe çıldıracak gibi oluyor,
gözlerinden çeşme gibi yaşlar döküyordu.
Bu hal üzere hazret-i Fatıma'nın evine geldi ve kapıyı çaldı. İçerden
Alemlerin Efendisi nur saçarak bir güneş gibi dışarı çıktılar. Köylü,
Efendimizi görür görmez, "İnandım, sen Allah'ın Resulüsün! Yaptığıma
pişman oldum, beni affet ya Resulallah!" diyerek yalvardı.
Sevgili Peygamberimiz; "Elini niçin kestin?" diye sorunca; "Sana inanmış
mübarek yüze vuran bu eli taşımaktan haya ettiğim için!.. Canım sana feda
olsun ya Resulallah!" dedi.
Merhamet deryası sevgili Peygamberimiz, köylünün elinden, kopuk eli alıp
"Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, kanlar akan bileğine bitiştirdi. El,
Allahü teâlânın izniyle, Peygamber efendimizin bir mucizesi olarak eski
haline geldi. Allahü teâlâ herşeye kadirdir, herşeye gücü yeter. |
|