|
Sıkıntı verenler kaybetti |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Wednesday, 29 June 2005 |
Sıkıntı verenler kaybetti
Sıkıntı verenler kaybetti
Peygamberimizin nübüvvetini tebliğinden önce ve sonraki devirlerde,
devletlerde, hatta kabilelerin iç bünyesinde ve kabileler arasında bile
kavga, savaş eksik olmuyordu.
Mekke döneminde Müslümanlar ve hatta bizzat Peygamber efendimiz de bu
şiddete maruz kalmışlardır. Mekke'de gücü elinde bulunduran müşrikler,
İslâmın yayılışını önlemek için Müslümanlara sosyal ve ekonomik boykot,
baskı, keyfi tutuklama, göçe mecbur bırakma, bağlama, zincire vurma,
kızgın kumlar üzerine yatırıp üzerlerine taş yığma gibi çeşitli işkence
türleri ve hatta öldürme gibi yöntemler uygulamışlardır.
Müşriklerin Müslümanlara karşı şiddet uygulaması, İslâmın Mekke döneminin
son gününe kadar sürmüştür. Nitekim hicretten önce Darünnedve'de toplanan
müşriklerin, Resulullah efendimize uygulamak üzere aralarında
tartıştıkları üçhusustan (bağlamak, sürgün etmek ve öldürmek) herbiri
birer şiddet yöntemidir. Mekkeliler fırsat düştükçe Medine döneminde de
ele geçirdikleri Müslümanlara şiddet uygulamaktan geri durmamışlardır.
Nitekim hicretin dördüncü yılında Zeyd bin Desinne ve Hubeyb bin Adiy'i
işkence ile öldürmüşlerdir.
Müşrikler şiddet yöntemiyle İslâmın yayılışını önlemeye muvaffak
olamadıkları gibi, bilakis bu konuda başarısızlığa uğradılar. Öte yandan
başarıya ulaşan, şiddet uygulayan değil, uygulanan taraf, yani Müslümanlar
oldu. Çünkü Hz. Peygamber müşriklere aynı yöntemle karşılık vermedi ve
onlardan intikam alma yoluna gitmedi. Müslümanlar çektikleri işkencelerden
dolayı kendisine sızlandıklarında sabretmelerini öğütledi. Çünkü kendisi
şiddet taraftarı olmadığı gibi, onun asıl hedefi şiddeti önlemekti.
Kur'an-ı kerimde "Sen onlar üzerinde bir tahakküm edici değilsin"
buyrulmaktadır.
Şiddeti aile içi ve topumsal şiddet olarak iki kısımda ele almak
mümkündür. Aile içi şiddetten bahsedildiğinde ilk akla gelen, aile
reisinin, diğer aile bireyleri ve büyüklerin küçükler üzerinde uyguladığı
şiddet ve baskıcı tavırlardır.
Bu tür bir uygulamanın ailede huzuru, sevgi ve saygıyı ortadan kaldıracağı
gibi, böyle bir ortamda yatıp kalkan çocuklar ve gençler için kötü
sonuçlar doğuracağı ve onların karakteri üzerinde olumsuz etkide
bulunacağı ortadadır. Çünkü şidde alışan aile fertlerinin de artık
şiddetin bulunmadığı yerde yaşamak istememesi ve kendisinin de ileride
aynı yollara başvuması doğaldır.
Bunu önlemek de şiddet, baskı ve ezici tavırlar yerine karşılıklı sevgi ve
saygının hakim olduğu bir aile yuvası oluşturmakla mümkündür. Çok sayıda
ferdi ve toplumsal çatışmanın kaynağı olan şiddet, bir toplumda
problemleri çözüm ve irtibat aracı haline geldiği zaman, basit sorunlar
dahi üzücü olaylarla sonuçlanabilir. |
|