|
BİLİNMEYEN KUL HAKKI VE
HARAM PARA İLE HAC |
|
|
|
|
Yazar Hanzala
|
|
Sunday, 13 November 2005 |
Hacca gitmek niyetindeyiz, paramıza haram karışmadığından
emin
değiliz. Ayrıca üzerimizde bilmediğimiz ya da helâllık isteyemeyeceğimiz bir sürü kul
hakkıvar.
Bu durumda ne yapmalıyız?
Bilindiği gibi, kabul olunmuş bir hac,
insanın kul
hakkıdışındaki bütün günahlarının silinmesine yetiyor. Insan günah
yönünden dünyaya adeta
yeniden geliyor. Ama bunun için asgari şu ,beş şarta riayet
etmesi gerekiyor: 1. Hacca son
derece halis bir niyetle, yani sadece Allah için gidiyor
olmak. Adeta Allah'ı ziyarete gidiyor gibi
O'nun dışındaki her şeyi gözünden çıkarmak.
2. Tertemiz (tayyib) bir para ile hacca gitmek. 3.
Üzerindeki kul haklârını ödemek ya da
helallık almak, Allah'a olan namaz ve oruç gibi borçlarını
da kaza etmek ya da kaza
etmeye kesin karar verip başlamak, 4. Hac boyunca boş ve çirkin
söz, niyet ve
davranışlardan (rafes ve fusîk) uzak durmak, 5. Haccı diğer zahir ve batın
şartlarına
uygun olarak tamamlamak.
İşte böyle bir haccın, bütün günahları sildikten
sonra
insana kazandıracağı sevabın miktarını da ancak Allah bilir. Bu şartlarda ne derece
eksiklik olursa haccın sevabında da o derece azalma olur. Hatta bazılarının hacları,
farziyeti
üzerlerinden düşürmekten başka bir işe yaramaz. Bazılarının ki ise bunu bile
yapamayıp
sahibine günah dahi kazandırır. Bundan dolayıdır ki, malına haram karışan
ya da şüphelilik
bulunan zenginlerin hacca borç para alarak gitmeleri ve borçlarını
döndükten sonra kendi
mallarından ödemeleri tavsiye olunmuştur. Bununla beraber Imam
Gazalî şu tavsiyede de
bulunmuştur: "Haram ya da şüpheli malla hacca giden, hiç
olmazsa yiyeceğinin tertemiz
helaldan olmasına çaba göstersin. Bunu bütün hac süresi
boyunca yapamazsa ihrama girdiği
andan çıkacağı anâ kadarki sürede yapmaya
çalışsın. Onu da başaramazsa Arafe günü için
yapmaya ugraşsın. Bunu da yapamazsa
böyle bir malla hac yapmak zorunda kaldığı için her an
korku üzüntü ve pişmanlık
duysun, umulur ki, rahmet nazarları Arafat'da ona da çevrilir"
(Hüseyin el-Mekkî, Irsâdü
s-sârî, 3).
Kul hakkına gelince: Insanın ödenebilme imkânı
olan bütün hakları
ödemesi ya da sahiplerinden helâllık alması gerekir. Bu meyanda, üzerinde
tanımadığı ya
da bulma imkânı olmayan kimselerin borç, emanet, gasp, unutup terkedilme... vb.
hakları
olsa, bulup vermek imkânı olduğu takdirde tekrar vermeyi kabullenerek onları, sevabı
sahiplerine olmak üzere fakirlere verir. Ayrıca tevbe eder ve hem kendisi hem de o
hakların
sahipleri için Allah'tan mağfiret diler. Kâdıhan fetvalarında denir ki: "Üzerinde
hakkı olan birisi
vefat etmiş ve mirasçısı da bulunmamış olsa üzerinde hak olan, onun
hakkıkadar bir meblağı
tasadduk eder ki, Allah katında emanet olarak saklansın ve
Kıyâmet gününde de üzerinde
hakkı olanlara verilsin." Hulâsâ adlı fetva kitabında da
şöyle söylenir: "Birisi diğerine, bütün
haklarını bana helâl et dediğinde o da, helâl olsun,
hiç birini istemiyorum, dese, eğer o hakların
ne olduğunu biliyorsa, hem hukuken hem de
dinen o kimse o haklardan kurtulmuş olur. Ama
bilmediği hakları için böyle söylemiş olsa
hukuken artık bir hak iddia edemez ama Imam
Muhammed'e göre dinen (yani Allah
huzurundaki hesapları bakımından) o haklardan kurtulmuş
olamaz. Imam Ebu Yusuf'a
göre ise dinen de kurtulmuş (beri olmuş) olur. Fetva da Ebu
Yusuf'un görüşüne göredir.
Çünkü el-Asl adlı kaynak kitabımızda, bize göre bilinmeyen hakların
ibrası caizdir. Ibra
(vazgeçme) ister birşey karşılığında, isterse karşılıksız olsun, denir (Ayrıca bk.
Mavsilî,
E1-Ihtiyâr, NI/6). Iftira, gıybet ve namusa dakunan sözler gibi haklarda, iyi bir tevbe ile
beraber; bundan sahipleri haberdar edilerek helâllık istenmesi gerekir (Hüseyin el-Mekkî,
agk.;
Ayrıca bk. Tahavî, Mükilü'1-asâr, I/69-73). Ama söylenilmesi daha kötü durumlara
yol
açacaksa söylemeden helâllık alır ve onun sevabına o miktarda sadaka vererek,
kendisi için
de onun için de mağfiret dilerse Allah'ın, hak sahibi olanı kendi lütfundan razı
ederek
hakkından vazgeçirecegi ümid edilir.
|